Boğaziçi'nde "Çağdaş Sanat" Röportaj Dizisi, 2010

ALPARSLAN BALOĞLU ( İstanbul, 1958 )
İrem Hatıl, irem.hatil@boun.edu.tr

İrem Hatıl: Öncelikle bize biraz öğreniminizden bahseder misiniz?

Alparslan Baloğlu: Bursa Erkek lisesini bitirdikdikten sonra,İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi,Y.Resim Bölümünü bitirdim.Mezuniyetimin hemen ardındanİngiltere/Londraya gittim.Amacım Anglosakson felsefe ve etrafındaki sanatsal eğilimlerle daha yakından ilgilenmekti.Goldsmit’s College of Art’da Visual Communication bölümünde post graduate programına katıldım.Sanat eğitimi almak konusundaki kararlılığımın faydalarını,yaşamımın ileriki yıllarında daha çok hissettim. Eğitim sürecimin bana katkılarını kısaca şöyle özetlemek mümkün. Öncelikle bakmaktansa,görmeyi öğrendim.Algılama antenlerimin sayısı çoğaldı. Çok boyutlu ve renkli bir insan olma yolunda zorluk çekmedim,Elime aldığım her işin en küçük ayrıntısından dahi sorumlu olmayı ve hesabını vermeyi öğrendim.Sebep sonuç ilişkisi üzerinde düşünme yeteneği kazandım. Detayların ne denli önemli olduğunun farkına varan bir insan olmayı becermek daha kolay oldu.Sanatsal formasyonumdan kısaca bahsetmek gerekirse:Akademideki eğitimin klasik bir eğitim olarak başlaması ilk yıllarda heyecanlı ve cazipti,fakat yıllar ilerledikçe ben de kafamda beliren bir çok soru işaretinin yanıtlarını bulma sürecinde bazı sıkıntılı dönemler yaşadım. Klasik bir akademik eğitimin kişisel gelişimime katkılarını sorguladıkça karşıma çıkan yeni düşünme ve mantık yürütme biçimlerinin etkisiyle Marcel Duchamp ve Marcel Duchamp sonrası sanatsal tavır bana daha yakın geldi. Bu konuda beni yeni soru işaretlerimle tanıştıran hocam Şükrü Aysan’ın katkılarını burada anmadan geçemem.1970’li yılların sonları ve 80’li yılların başında Türkiye de başlayan yeni bir hareketin içindeki ilklerden biri olmak ve o yıllara göre yenilikçi bir sanatsal tavırdan yana olmak,sanat hakkında sorular sorarken sanat yapıyor olmak o günlerde ne kadar önemliyse bugün de benim için o kadar önemlidir.İstanbul,Paris ve Londra’da karma sergilere katıldım. Atatürk Kitaplığında bir kişisel sergim oldu ve 10 Sanatçı 10İş sergilerinin ilki olan “A” serisinde bir işim sergilendi. O yıllarda ben,Ahmet Öktem,Serhat Kiraz ,Ergül Özkutan ve Yılmaz Aysan ile birlikte KORİDOR Gönderi Yapıt’ı bir sanatsal üretim tavrı olarak sürdürdük.Bu koleksiyon şu anda eksiksiz olarak dijital formatta, SALT’da izlenebilir.Şu anda “Sanatçı Kitapları” ya da “Sanat olarak Kitap” yapıyorum.

İrem Hatıl: İnternette okuduğum bir röportajınızda sizin hakkınızda şöyle yazıyordu: Akademi mezunu bir ressam, başarılı bir iş adamı ve öğrencilerinin deyişiyle “çok kafa “ bir üniversite hocası. Bize bu yaptığınız işleri biraz anlatır mısınız?

Alparslan Baloğlu: Evet, hem resim yapmayı kendine göre geçerli gerekçelerle sonlandırmış bir ressam ,ama sanat yapma edimiyle iç içe yaşayan bir insan olarak yaşamak ve hem de “başarılı bir iş adamı olabilmek” nasıl oluyor da mümkün olabiliyor bunun yanıtını vermek oldukça zor. Ama benim hayatımı sanat yaparak değil de başka bir iş yaparak sürdürmeye karar vermemde, yandaşı olduğum sanat üretme biçimini de koruma altına almak gizli bir sebeptir. O yıllardaki sanatın ticari sirkulasyon içindeki görünümü, sanatın ticari bir eşya’ya dönüşmesi fikrini içinde eriten yutan bir yaklaşımdı. Bugün bu durum ne kadar farklı açıkçası, bu su götürmez bir tartışma konusudur; ama oralara girmeyelim şimdilik.
Baskı işinin kronolojik geçmişi ve sanatsal baskı çeşitleri, öğrencilik yıllarımdan beri hep ilgimi çekmişti, bir şekilde sanat dışında başka bir disiplinden ekmeğimi kazanmak söz konusu olunca geçmişini iyi bildiğim ama bugününü çok zorlanmadan öğrenebileceğim bir işe ilgi duyma fikri, kulağa hoş geliyordu.Ben Londra da öğrenciliğime devam ederken, İstanbul’daki arkadaşlarım Serbest Grafiker olarak yada Reklam ajanslarında çalışarak yada Reklam Ajansı kurarak hayatlarını devam ettirmeye başlamışlardı. Tatil için İstanbul’a geldiğim günlerde, bana küçük boyutlu basılı işlerini bastırmakta çektikleri zorluklardan ve İngiliz üretimi bir baskı makinesinden bahsettiler. Markası Gestetner olan bu makineden bir tane edinip ufak ufak matbaacılık işine soyunursam destek olacaklarını söylediler.Benden onların bana verdiği bu cesaretle ikici el bir Gestetner satın alıp onu İstanbul’a getirdim ve kazancı yokuşunda 26 m2’lik bir dükkanı kiralayarak A4 Ofset’i kurdum.Bu makine sadece A4 ve daha küçük formatta baskı yapabilen bir makineydi ve kurduğum küçük matbaa o formatta işleri basmakta uzmanlaşacaktı o nedenle ismini de A4 OFSET olarak koydum matbaanın. Zamanla Kardeşimin de bana katılımı ile birlikte kafa kafaya verip işimiz büyüttük ve bugün 4500m2’lik bir binada 49 kişilik bir ekiple bu işi devam ettiriyoruz. Bundan on iki yıl önce, Sadık Kara Mustafa ve Bülent Erkmen beni Şimdiki adı Mimar Sinan Üniversitesi olan eski okuluma davet ettiler ve görev yaptıkları Grafik Bölümünde formatını benim belirleyebileceğim, kendilerinin de destek olacakları “Basım Teknikleri” isimli bir dersi benim vermem konusunda bana bir öneri getirdiler. O günden bugüne her  cuma günü ikinci sınıf öğrencilerine ve Yüksek Lisans öğrencilerine bu dersi veriyorum. Açıkçası yoğun bir temposu olan işimden zaman ayırarak okulda olmak ve genç arkadaşlarımla deneyimlerimi paylaşmak ve onlara bir şeyler öğretmek bazen çok keyifli bazen de çok yorucu oluyor. Benim de 22 yaşında bir oğlum var ve o da sanat eğitimi alıyor; dolayısıyla o yaş gurubundaki genç insanlarla nasıl bir iletişim içinde olmalı konusunda antrenmanlıyım. Onlarla iletişim kurmakta zorlanmıyorum, ilişkinin dozajını dengede tutabiliyorum ve aldıkları dersin onlara profesyonel hayatlarındaki faydalarını da örkleriyle anlatarak, öğretmekten çok sevdirerek onları çekim alanımın içine sokmaya çalışıyorum. Okulu bitirmek üzere olan öğrencilerimin bana yaklaşımından anlıyorum ki onlarla ikinci sınıfta kurduğum bu ilişki doğru çalışıyor. Verdiğim hiçbir çalışmayı ödev olarak algılamamalarını hissettiriyor ve yaratıcılıklarını harekete geçiren projeler üzerinde çalışmalarını istiyorum. Sonuçta çıkan işleri gördükçe onlarda mutlu oluyor bende. Belki bundan dolayı bana “çok kafa” bir üniversite hocası diyorlardır.

İrem Hatıl: A4 Ofset matbaacılığın ortaklarından olduğunuzu okudum yine bir internet sayfasında. Katalog dalında Dünya birinciliği ile A4 Ofset “ Sappi Uluslararası Yılın Matbaası”  ödülünü kazanan ilk Türk matbaası olmuş, bu ödülden, törenden, kazandığınız eserinizden bahsedebilir misiniz biraz?

Alparslan Baloğlu: Dünyanın en büyük kağıt üreticisi olan Sappi’nin düzenlediği, matbaa sektörünün en önemli ve tek yarışmasının büyük finali Güney Afrika, Cape Town’da yapıldı. A4 Ofset, 3 Ekim’de Cape Town’da yapılan ve diğer kıtaların en iyilerinin yarıştığı "Sappi International Printer of The Year - Uluslararası Yılın Matbaası" yarışmasında, büyük ödül olan “Fil”i Türkiye’ye getirdi. Bu ödül ile Türkiye’nin sesini dünyaya duyururken “Sappi Uluslararası Yılın Matbaası” ödülünü kazanan ilk ve tek Türk matbaası oldu. Avrupa, Kuzey, Orta ve Güney Amerika, Asya, Avustralya ve Afrika kıtalarının birincilerinin buluştuğu yarışmada A4 Ofset, bu yıl Katalog kategorisinde “Avrupa'nın En İyisi” ödülünün ardından Dünya’nın da en iyisi ödülüne layık görüldü. Matbaa sektörünün “Oscar Töreni” olarak kabul edilen bu prestijli yarışmaya, bu yıl tüm dünyadan 7000’in üzerinde baskılı iş katıldı. Mayıs ayında Avrupa Kıtası ayağında bu yarışmaya katılan 34 ülkeden 717 matbaa arasında katalog dalında altın, genel kategori dalında ise bronz madalya kazanan A4 Ofset, katalog dalında diğer kıtaların birincileri ile yarışma hakkını kazanmıştı.
Katalog kategorisinde Kuzey Amerika ve Hindistan birincilerini ardında bırakarak büyük ödülü kazanırken, bağımsız ve profesyonel jüri üyeleri ortak karar ile bu ödülü Türkiye’ye, A4 Ofset’e verdiklerini açıkladılar. Jüri, ”Letter“ isimli kataloğun üretiminde, ofset baskı teknikleri yanında varak baskı, metalik baskı, lazer kesim, serigraf, dispersiyon lak, özel kesim, pur tutkallı cilt, kalıplı lak ve vernik gibi baskıdaki teknik özelliklerin yaratıcı konsept ile kusursuz olarak kullanılmasının diğer adaylar arasından sıyrılmasına neden olduğunu vurguladı.

İrem Hatıl: Matbaacılığa nasıl girdiniz? Ya da şöyle diyelim nasıl bu alana yöneldiniz? Bu alanda eğitim görme isteğinizi resim bölümünü okumanızla alakası olduğunu söyleyebilir miyiz?

Alparslan Baloğlu: Bu sorunuzu 2. Soruda cevapladım zaten. Baskı işinin kronolojik geçmişi ve sanatsal baskı çeşitleri, öğrencilik yıllarımdan beri hep ilgimi çekmişti, bir şekilde sanat dışında başka bir disiplinden ekmeğimi kazanmak söz konusu olunca geçmişini iyi bildiğim ama bugününü çok zorlanmadan öğrenebileceğim bir işe ilgi duyma fikri, kulağa hoş geliyordu.Ben Londra da öğrenciliğime devam ederken, İstanbul’daki arkadaşlarım Serbest Grafiker olarak yada Reklam ajanslarında çalışarak yada Reklam Ajansı kurarak
Hayatlarını devam ettirmeye başlamışlardı. Tatil için İstanbul’a geldiğim günlerde, bana küçük boyutlu basılı işlerini bastırmakta çektikleri zorluklardan ve İngiliz üretimi bir baskı makinesinden bahsettiler. Markası Gestetner olan bu makineden bir tane edinip ufak ufak matbaacılık işine soyunursam destek olacaklarını söylediler. Benden onların bana verdiği bu cesaretle ikici el bir Gestetner satın alıp onu İstanbul’a getirdim ve kazancı yokuşunda 26 m2’lik bir dükkanı kiralayarak A4 Ofset’i kurdum. Bu makine sadece A4 ve daha küçük formatta baskı yapabilen bir makineydi ve kurduğum küçük matbaa o formatta işleri basmakta uzmanlaşacaktı o nedenle ismini de A4 OFSET olarak koydum matbaanın. Zamanla Kardeşimin de bana katılımı ile birlikte kafa kafaya verip işimiz büyüttük ve bugün 4500m2’lik bir binada 49 kişilik bir ekiple bu işi devam ettiriyoruz.

İrem Hatıl: Bir de yine internette okuduğum diğer bir yazıda 300 parçalık teneke oyuncak koleksiyonuna sahipmişsiniz. Bu merakınız nereden geliyor? Bundan bahsedelim biraz.

Alparslan Baloğlu: Evet, şimdilerde 400 parçaya yaklaşan bir oyuncak koleksiyonum var ama şurası önemli. Sadece “Teneke Oyuncak” ve çoğunluğu da üzeri baskılı teneke oyuncaklar. Böyle bir koleksiyon yapmak herhalde çocukluğuma uzanmak, değmek çıkışlı bir yaklaşımın devamı olabilir. Eğer bir nesne sizin kalbinizi biraz farklı çarptırıyorsa, aklınızda diğerlerinden daha çok kalıyorsa aranızda başında kolay adlandıramayacağınız; fakat sonra sonra hayatınızın önemli ve ayrılmaz birer parçası olacak kadar bir bağ oluşuyorsa hiç durmayın o ve ona benzer nesnelere yaklaşın, onları toplayın derim.  Hem hayatınızı renklendirir hem de özel bir alanda daha çok bilgi sahibi olursunuz.
Ben, önüme çıktıkları her yerden ve eBay’den topluyorum koleksiyonumu. Zaman farkı nedeniyle uykusuz ve stresli geçen saatlerimin yorgunluğunu, satın aldığım oyuncak elime geçince unutuveriyorum. Koleksiyonumdaki bütün parçaları çok seviyorum.

İrem Hatıl: Ve bu koleksiyonunuzun parçalarını nereden topluyorsunuz? Bu oyuncak koleksiyonunuzda en çok sevdiğiniz parçalar neler acaba?

Alparslan Baloğlu: Antikacılardan, eskicilerden. İstanbul’da Çukurcuma’dan, Balıkpazarı’ndan mesela. Bir de bu merak işidir. Mesela gece 01.00’de bir telefon gelir "Niğde’nin falanca köyünde, falanca tuhafiyecide 4 tane Alasya yarış arabası var" diye. Saat 01.00’de arabanıza biner, gider. Oyuncakları alır gelirsiniz. Baloğlu şöyle diyor: "En çok hangi oyuncağı seviyorsunuz?" sorusuna ise "Ayırt etmek zor ama sanırım Mercedes’ler" diye cevap veriyor.

İrem Hatıl: İleride yapmayı planladığınız şeyler neler? Gelecekteki planlarınızdan bahseder misiniz biraz?

Alparslan Baloğlu: İleride yapmayı arzu ettiğim ve özlediğim şey: Letterpress ya da tipo baskı tekniğiyle çalışan çok temiz bir makine almak, yine tümsek baskı tekniğiyle kullanabileceğim bir prova baskı makinesi almak ve geleneksel yöntemlerle çok güzel kitap ciltleri yapan küçük bir atölye kurmak. Eski cilt ustalarının yaptıkları ciltleri gördükçe onları çok kıskanıyorum, keşke bende böyle bir kitap cildi yapabilseydim diye içimden geçiriyorum. İnşallah ileride kendime ait zamanı satın alabilecek kadar param olursa, Almanya ve İngiltere de hala geleneksel yöntemlerle kitap cildi yapan atölyelere gidip onlardan kurslar almayı çok istiyorum.