Boğaziçi'nde "Çağdaş Sanat" Röportaj Dizisi, 2010

Arzu Başaran (İstanbul, 1963)

Pınar Sözer, pinarsozer@yahoo.com

 

İstanbul doğumlu olan Arzu Başaran, İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Yüksek  Resim Bölümü, Özdemir Altan Atölyesi öğrencilerinden. Çalışmalarında otoportre eserleri ve  toplumsal eleştiri taşıyan eserleri ön plana çıkıyor. Arzu Başaran ile öznesini insanın  oluşturduğu ve insani eleştiri ile şekillenen eserlerini tartışmak için son sergisi Maduniyet’in sergilendiği Mac Art Gallery’de buluştuk. Yeni medya sanatçılarının birçoğunun aksine, Arzu Başaran yeni medya araçlarının dışında  eserler üretmeyi tercih ediyor. Kendisine göre bu seçim, anlamın ve toplumsal kaygıların  teknikten daha önce gelmesinden kaynaklanıyor. Yeni medya sanatlarının getirdiği yeni  olanakları kabul etmekle beraber, şu an için bu araçlar yerine el yapımı kağıtlar ve boyalar  kullanarak eserlerini gerçekleştirmeyi tercih ediyor.Bir başka deyişle Arzu Başaran için  teknik, anlamı gerçekleştirmede bir araç olarak ortaya çıkıyor.

Pınar Sözer: Bazı sanatçılar ve eleştirmenler fotoğrafın keşfiyle beraber resmin, sonrasında da video ile beraber fotoğrafın devrinin kapandığını düşünüyorlar. Yeni medya sanatına böylesine kuvvetli bir eğilim varken siz daha geleneksel yöntemler üzerinde çalışmayı, el yapımı kağıtlar ve boya kullanmayı tercih ediyorsunuz. Bunun sebebi nedir?

Arzu Başaran: Öncellikle, el yapımı kağıtlar veya benim son dönem tual resimlerimde kullandığım boyalar geleneksel malzemelerden oluşmuyordu. Aksine, dokulara ulaşmak için pek çok farklı malzemeyi karıştırarak yüzey elde etmiştim. Bana göre malzeme, düşünceyi görselleştirmek için bir araçtır. Bazen sıradan, basit bir malzemeyle çok derin ve yalın bir yapıt ortaya çıkar, Beuys‘un desenlerinde Calder ‘in telden yapıtlarında olduğu gibi, bazen de sergide söz konusu olan, serginin fikrini yönlendiren daha ağırlıklı bir role bürünür. Ayrıca sanatçının vurgulamak istediğine göre malzeme ve teknik ilişkisi serginin mantığı açısından farklı olabilir. Aynı sanatçıya ait bir sergide  hem fotoğraf  hem desen hem de 3 boyutlu işler görebiliriz. Farklı malzemeler  farklı teknikleri oluşturur; ama dokunmak, vurgulamak istediği mesele hep aynıdır.

Pınar Sözer: Çalışmalarınızın ana öznesini insan oluşturuyor. Resimlerinizde konu ettiğiniz insanlar ile düşünsel anlamda nasıl bir tanışma ve iletişim kurma süreci yaşıyorsunuz? Örneğin İhlal sergisinde konu ettiğiniz üçüncü sayfa haberlerindeki çocukların yüzlerinde sizi çeken ne oldu ve daha sonrasında onları anlama ve aktarma süreciniz nasıl gelişti?

Arzu Başaran: İhlal sergisi öncesinde, 3 yıl kadar gazetelerin bu haberleri nasıl sunduğuna biraz daha yaklaştım. Sıradan hayatlara ait trajik haberlerin hep aynı formatta ve hep aynı vesikalık fotoğraflarla ezberlenmiş olarak sunulduğunu fark etmiştim, içi boşaltılan bir aynılık söz konusuydu. 3. sayfa da magazinleşmişti aşlında. Ben önce bu fotoğrafları toplamaya başladım. Vesikalık olanlara ait haberler çoğunlukla ölüm ilanları gibiydi. Kayıplar da vardı tabi. Bütün vesikalık fotoğrafları bir sınıf resmi halinde sergiledim 4 x 5 metre bir tek duvarda. Bir de yüzü olmayan bedenler vardı ,onlar hem çocuk hem ergen bedenleriydi ,onlar da gazetelerin sayfalarını farklı nedenlerle süslüyorlardı. Gövdelerinin duruşuydu benim vurgulamak istediğim. Onlar yaşadıkları için yüzleri sansürlenmişti ama gövdeler öyle değildi aslında . Sergi süreci böyle başladı.

Pınar Sözer: Post-modernizm akımı, ortaya çıkan eser kadar üretimin sürecinin de sanata dâhil olduğu fikrini ortaya attı. Siz bir adım ileri giderek kurgu ile süreçte ortaya çıkan rastlantılar arasındaki ilişkiyi fark etmekle kalmıyor, kendi deyiminizle bunu sahipleniyorsunuz. Bu ilişki Tersi Yüzü çalışmanızda açık biçimde görülüyor. Peki, son çalışmanız Maduniyet rastlantı-kurgu ekseninin neresinde duruyor? Başlangıçtaki kurguyu şekillendiren rastlantılar bu çalışmanızda da oldu mu?

Arzu Başaran: Maduniyet sergisini çok uzun zamandır farklı şekillerde kullanmış olduğum  el yapımı kağıtlarla oluşturmaya karar verdim. Ancak bu kağıtlar bu kez önceki sergilere oranla daha ağırlıklı bir ana malzeme oldu. Kağıtları kopartarak oluşturduğum formları eksilmiş, parçalanmış bedenlere dönüştürdüm. Bu süreç içinde kullanmış olduğum bazı kağıtların izin verdiği oranda liflerini çıkartıp yeniden düzenledim. Buraya kadar bir kurgudan söz edebiliriz. Ama kimi zaman kağıdı kopartma esnasında kendiliğinden oluşan ve o an karar verip işin içine dahil ettiğim dokular, parçalar da var. Ana yoldan giderken bazen yan yollara sapmak da gerekebiliyor..

Pınar Sözer: Maduniyet’te işlediğiniz kişiler için “hem var hem yoklar aslında” diyorsunuz ve bunu göstermek için doğal lifleri kullanarak hafiflettiğiniz kâğıtları her an düşecekmiş gibi yerleştiriyorsunuz. Buradan yola çıkarak sizin için fikir ve anlamın teknikten ve kullanılan araçtan daha önemli olduğunu söyleyebilir miyiz?

Arzu Başaran: Evet ,başlangıçta da söylediğim gibi serginin fikir ve anlamını vurgulamak için farklı malzemeler ve sonuncunda oluşan farklı teknikler daha önemli benim açımdan.

Pınar Sözer: Özkan Güven ile yaptığınız röportajda serginizin öznesinin “tarihin ve toplumun görmediği, birey olarak fark edilmeyen, sesi olmayan ya da sesini yükseltemeyen, görünmez olan, hiçlikle varlık arasında olanlar” olduğunu söylüyorsunuz. Bu sözünüz bana İhlal çalışmasında yine bu çalışmanız gibi çerçevesiz resmetmeyi seçtiğiniz çocukları hatırlattı. Acaba bu kişilerin İhlal çalışmanızdaki kimliksizleştirilmiş çocuklarla bir ilişkisi olduğunu söyleyebilir miyiz?

Arzu Başaran: Özellikle İhlal sergisini düşünerek kurmadım böyle bir ilişkiyi. Ancak,  dinamik bir toplumda yaşıyoruz. Bize öğretilenlerle hayatın gerçekleri birçok yerde örtüşmüyor. Son on yılda siyasi ve sosyal değişimleri görmezden gelerek yaşamak mümkün değil. Benim de topluma bakışımda bu değişimlerin, dinamiğin farklı etkileri oldu. Gözlemlerim, karşılaşmalarım ve tanıklıklarım beni ister istemez son iki sergimde bu şekilde etkiledi. Ben de sergilerdeki işler gibi çerçeveden çıktım aslında. Ezberlerden ve klişe yaklaşımlardan koptukça daha riskli ama daha özgür yollara saptığımı fark ediyorum giderek.

Pınar Sözer: Maduniyet’te de konu aldığınız kişileri, kendi deyiminizle “bedenlerinin tek tek özne olduklarını göstermek” için çerçevesiz sergilemeyi tercih ettiğinizi söylüyorsunuz. Bu tercihiniz toplumsal düzenin onlardan aldığı bireysellik, öznellik ve sesi onlara geri verme isteğiniz olarak yorumlanabilir mi?

Arzu Başaran: Evet böyle de söylenebilir. Ben birey olarak görülmeyenleri bazı uzuvları eksik de olsa göstermek istedim. Onlari hareket halinde ve dirençli olarak var etmek istedim.

Pınar Sözer: Maduniyet’ten öte diğer eserlerinize bakıldığında da toplumun “kaybedenlerini” çok geniş bir çerçevede belirli bir etnik ya da dini gruptan bağımsız olarak, insani yönlerini ön plana çıkararak resmediyorsunuz. Buradan yola çıkarak sizin eleştirinizin ideolojiden değil, salt insani kaygı ve öfkelerden doğduğunu söyleyebilir miyiz?

Arzu Başaran: Çoğu zaman ideolojilerin, milliyetçiliğin ve dinin insanı sınırladığını, birey olmaktan çok birlikte düşünüp birlikte tavır almayı gerektiren bir çerçeveyi işaret ettiğini düşünüyorum. Ben kaybedenleri değil sıradan olanı, görülmeyeni, hiçbir sınıflandırmaya girmeyeni, eşikte kalanın bölük pörçük olma halini göstermek istedim. Evet, insani kaygı beni çok güçlü bir şekilde bu arada kalan birey olarak görülmeyenlere itti.

Pınar Sözer: Anladığım kadarıyla stilinizi, tekniğinizi ve hayata bakış açınızı son 10 yılda öncesine göre daha sağlam oturtmuş olduğunuzu ifade ediyorsunuz. Bundan 10 sene öncesine gittiğimizde ise bu zamanın tam otoportre çalışmalarınıza denk geldiğini görüyoruz. Buradan yola çıkarak otoportre çalışmalarınız sizin için sadece bir kendinizi ifade etme biçimi değil, aynı zamanda kendinizi anlama ve tanıma süreci olduğunu söyleyebilir miyiz?

Arzu Başaran: Otoportreler kendi yüzümden yola çıkıp kaybolan, sonunda anonimleşen, yani herkes olan bir belirsizliğe dönüştü. Hafıza ve kimlik sorununun etrafında dolaştığım birkaç sergi hazırladım. Yüzün, katmanlar ve dokular arasında sıkışmış, kaybolmuş haline odaklanmıştım o süreçte. Bazen üstünü örterek bazen de kazıyarak oluşturdum resimleri. Belki de kendimden uzaklaşmaya ve kopmaya, başka kimliklere bakmaya böylece başladım sanırım.

Pınar Sözer: Kendinize yöneldiğinizde eserlerinizde belirli bir değişim hissediyor musunuz? Eğer öyle ise sizce bunu tetikleyen faktörler neler ve bu değişim ne yönde gerçekleşiyor?

Arzu Başaran: Toplumda yaşananlardan bağımsız sanat üretmek şimdiki zaman koşullarında  pek mümkün değil. Teknolojinin hızı ve imkanları birçok çağdaş sanatçıyı toplumun değişen dinamikleriyle beraber iç içe yol aldırıyor. Ben de bu hızlı değişim içinde kendime yakın olan imkanları kullanarak işlerimin farklılaştığını görüyorum. Ancak esas meselem hep insanın etrafında dolaşıyor. Meseleme yaklaşım biçimim, değme şeklim araya giren malzeme ve teknikle farklı görüntülere dönüşüyor. Hayatın içinde olan bitenler, tanıklılarım beni nereye kadar götürürse…

Pınar Sözer: Maduniyet’ten sonra ne gibi çalışmalar planlıyorsunuz? Maduniyet’te kullandığınız bu yepyeni tekniği önümüzdeki çalışmalarınızda da kullanacak mısınız?

Arzu Başaran: Son sergimde oluşan teknikle biraz daha derinleşeceğim gibi gözüküyor. 3. boyutla daha bulacaklarım var sanırım.