Boğaziçi'nde "Çağdaş Sanat" Röportaj Dizisi, 2010

ASLI ÇAVUŞOĞLU (İstanbul, 1982)

Halim Kerim Baş, godiseru@gmail.com


1982, İstanbul doğumlu Aslı Çavuşoğlu bir sanatçı/yazar. Yapıtlarının büyük bir bölümü silme, tekrar, kopyalar ve anlatı etkileşim mekanizmalarının çevresinde gelişen deneysel anlatı çalışmalarından kaynaklanıyor.Sanatçı şu sıralar İstanbulda yaşıyor ve çalışıyor. 

Halim Kerim Baş: Sanatçılığınızın tam olarak nerede başladığını söyleyebilirsiniz?

Aslı Çavuşoğlu: Sanatçının bir anda ilham alıp da örneğin resim yapmaya başlayan kişi olduğuna inanmıyorum. Bence sanatçılık meslek gibi bir karar verme işidir. Örneğin bir konuda fazlası ile birikim sahibi oluyorsanız, ya da çok kitap okuyorsanız bir noktadan sonra kitaplar hakkında yorum yapmaya başlıyorsunuz. Bir süre sonra yorum yapmak icra etmenin kendisi haline dönüşüyor. Bu birikimin dışarı çıkması ivedi hala geliyor. O noktada da sanatçı olup olmayacağına karar veriyorsun.

Halim Kerim Baş: Sizi siz yapmaya yardımcı olan içinde bulunduğunuz ya da dışarıdan takip ettiğiniz kurumlar var mı? Örneğin Marmara Üniversitesi’nin size yardımcı olduğunu düşünüyor musunuz ya da Platform Garanti Güncel Sanat Merkezinin?

Aslı Çavuşoğlu: Öncelikle sanat kurumları yapılanması açısından Türkiye’nin çok yetersiz bir ülke olduğunu düşünüyorum. Başka ülkelerde akademiler sanatçı adaylarına çok şey ifade ediyor olabilir ama burada aynı şeyi söylemeyi çok mümkün görmüyorum. Güzel Sanatlar Fakülteleri’nin çok geride kalmış ve tutucu olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle yardımdan çok köstek oluyorlar. Mesela şöyle bir akademi anlayışı var. “Picasso öyle çizmiş ama öncesinde klasik resmi yemiş bitirmiş” anlayışını gereksiz buluyorum. Şu anda kullanılan araçlar bambaşka ve artık bir sanat yapıtında elmanın elmaya benzemesi değil de fikir içermesi önemli. Artık bir sanat eseri göze hitap etmiyor da beyne hitap ediyor. Picasso’nun oraya gelene kadar yapmış oluğu resimleri benim yapmam gerekmiyor. Maalesef akademi sisteminde hala bu anlayış geçerli gözüküyor.  Elbette burada öğretim görevlilerinin hepsini kast etmiyorum ama genellikle kendileri böyle bir eğitimden geçtikleri için dünyanın değişmediğini düşünüyor ve değişimi takip etmekte yetersiz kalıyorlar. Platform ise Türkiye’de yurt dışı seviyesinde bütünsel olarak sanatı işleyebilen ender yerlerden. Tabi ki yurt dışından gelen küratörler ve sanatçılar ile tanışmak için iyi bir ortam sağlıyor. Ayrıca kapsamlı kütüphanesi de yardımcı oluyor. O yüzden eğer Marmara Üniversitesi mi Platform mu diye bir karşılaştırma yaparsam Platform açık arayla önde gözüküyor.

Halim Kerim Baş: Platformda eleştirilerin fazla dostça olduğundan bahsetmişsiniz. Sizce aradığınız yapıcı eleştiri ve tartışma ortamını nerede bulabilirsiniz?

Aslı Çavuşoğlu: Aslında Platform’da eleştiriden daha çok Türkiye’de eleştiriden bahsetmek istemiştim. Türkiye’de eleştiri eksiği olduğunu düşünüyorum genel olarak. Herkes yorum yapmaktan çekiniyor ve bununla bir yere gidemiyoruz. Türkiye’de tartışma platformu olacak bir kurum yok. Platform elinden geleni yapıyor. Belki de yeni Platform 2011’de bunu başaracak. Son iki üç yılda Türkiye’de sanat tarihinde ciddi bir yenilenme söz konusu bence ve bunu doğru düzgün kaydeden eleştirmen sayısı çok az.

Halim Kerim Baş: Yani sanatı ele alan yayınlar mı yetersiz?

Aslı Çavuşoğlu: Yayın zaten çok az var. Akademik tabanlı birkaç dergi var ama bunlar da sergi betimlemesinden öteye gitmeyen yazılar barındıran yayınlar. Daha derinlikli bir tartışma yaratacak ne bir yayın ne de bir kurum söz konusu bence.

Halim Kerim Baş: Popüler olmak hedefleriniz arasında sayılabilir mi? Popülerden kasıt elbette sanat çevresinden çok daha geniş bir kitleye hitap etmek.

Aslı Çavuşoğlu: Popüler olmak özel olarak hedefim olan bir şey değil. Sanatın çok küçük bir izleyici kitlesi var. Bunun dışına çıkmanın yolu işleri daha basit yapmak ise zaten popüler olmak çok kolay olur. Örneğin Haluk Akakçe sürekli televizyon yayınlarına çıkıyor ama bu yayınlar sayesinde kimsenin gidip sergisini gezdiğini zannetmiyorum.

Halim Kerim Baş: Bloglarınızda deneysel bazı çalışmalarınıza yer vermişsiniz. “Experimental Narrative Exercises” kalıbını biraz anlatabilir misiniz?

Aslı Çavuşoğlu: Çalıştığım ve yararlandığım şeyler hep “narrative” tabanlı şeyler. Çalışmalarımın yapısını da metin ve hikayelemeler oluşturuyor.

Halim Kerim Baş: TRT’nin yasakladığı kelimeler üzerine Fuat Ergin’le yaptığınız 191/205 çalışmasını biraz anlatabilir misiniz?

Aslı Çavuşoğlu: TRT’nin 1985 yılında 205 tane kelimeyi yasakladığını TRT tarihi okurken gördüm. Kelimelerin sayısı bilinse de kelimeler verilmiyor. Internet üzerinden yapılan bir tarama ile sadece beş altı tane kelime bulunabiliyor. Bu 205 kelimenin hepsi ne olabilir merak ettim. Uzun uğraşlar, yazışmalar ve uzun süren bürokratik yazışmalar sonunda listeye ulaştım. Ancak 205 kelimenin 205’ini de bulamadım. Bir sayfa kayıptı. Kendi arşivlerinde de olmadığını söylediler. Bir şekilde kendisine fotokopi çektirmiş eski bir arşiv görevlisinin notlarından aldım.

Halim Kerim Baş: Eksikler o sayfadaki kelimeler mi?

Aslı Çavuşoğlu: Evet. İşe, 191/205 ismini koymam o yüzden. 205 içindeki 191 kelimeyi bulduk çünkü. 191 kelime arasında “özgürlük, doğa, eşitlik” gibi kelimeler var. Bu kelimelerin yerine dönemin TRT müdürü “hürriyet, tabiat” gibi kelimeleri öneriyor.

Halim Kerim Baş: Bunlar sadece kelimelerin Arapça karşılıkları değil mi?

Aslı Çavuşoğlu: Aynen öyle ve daha çok sağ görüşün sahip çıkıp kullandığı kelimeler. Kelimeler aynı anlamları da taşımıyor. “Devrim” ile “inkılâp” aynı şey mi? Karar çok siyasi. Biz de Fuat’la bu kelimeleri kullanarak bir şarkı yapmaya karar verdik. Böylece insanlar da iki üç dinlemeden sonra bu kelimeleri tekrar ederek bir şekilde 1985 yılında yasaklanmış kelimeleri dile getiriyor olacaklar dedik. Şarkı yapmak bu yüzden çok iyi bir fikirdi. Rap olması da protest özü ile örtüştü.

Halim Kerim Baş: Sizce 191/205’i oluşturan şartlar hala bir şekilde mevcut mu?

Aslı Çavuşoğlu: YouTube ve onun gibi birçok web sitesi hala yasaklı. Birilerini eleştirdiğin zaman hemen mahkemeye veriliyorsun. O yüzden bence hala devam eden bir süreç. Belki biraz yumuşamış olabilir ama bir uzantı var.

Halim Kerim Baş: 191/205 için sadece plak ortamını tercih etmenizin özel bir nedeni var mı? Aynı şekilde üretimin 100 ile sınırlı olmasının anlamı nedir?

Aslı Çavuşoğlu: 1985 yılında müzik dinleme aracı olarak sadece plak mevcuttu ve bizde bir şekilde bunu korumak istedik. Edisyon olarak basılmasının sebebi de bu plağın bir sanat eseri olması. Bunu hatıra olarak evinde saklamak isteyenlerin ulaşabileceği bir eser olsun istedik. D&R’larda yer alacak bir eser değil yani. Edisyon da herkesin bir ay para biriktirip alabileceği bir fiyatta.

Halim Kerim Baş: Okan Bayülgen programında bahsetmiş eserinizden ama orda bir plağı paylaşamıyorlar. Şu an bitti mi elinizde var mı?

Aslı Çavuşoğlu: Aslında böyle bir şey olmasının sebebi gümrükteki bir terslik çıkmasıydı. Bir yanlışlık oldu. Dolayısı ile plakta emeği geçmiş insanlara bile bir tane verebildim. Fuat’ta bile bir tane vardı onu da Okan Bayülgen’e verdi. Ama tekrar basıldı geçenlerde, artık rahat rahat verebileceğiz.

Halim Kerim Baş: Savaş Meydanı benzetmenizi biliyorum. Ülke ile ilgili canınızı sıkan şeyleri burada değil ama bu meydanın dışında daha iyi ortaya koyabildiğinizden bahsetmişsiniz. Bunu biraz açabilir misiniz? Neden Türkiye’de ortaya koyduğunuz, sorunlara değinen işler dışarıdaki kadar iyi olmuyor?

Aslı Çavuşoğlu: Burada yaşadıkça buranın her şeyine bir şekilde alışık oluyorsunuz. Sizi artık şaşırtmamaya başlıyor gördükleriniz. Çünkü sorunlara çok yakın oluyorsunuz. Bir kitabı çok yakından okusanız hiçbir kelimeyi seçemezsiniz ama biraz uzaklaştıkça hem değerlendirme imkânı için araya bir mesafe giriyor hem de hatırlama açısından, tekrar düşünme açısından bir fırsat doğuyor. Mesela 191/205 projesi aklıma Meksika’dayken geldi. Herhalde burada olup da TRT tarihi okuma ihtiyacı duymazdım. Büyük ihtimalle her şeyi biliyorum diye düşünürdüm. Burada olunca yasaklamalara ya da bir takım aksaklıklara fazla sinirlenip tepki veriyorsunuz. Dostoyevski de şöyle der. “Ne zaman bir şeye sinirlensem ve bunun hakkında yazacağım desem kötü bir metin çıkar ortaya.” Bu yüzden o mesafeyi korumak, o nötr olma halini yarattığı için önemli.

Halim Kerim Baş: “Sahte” film afişleriniz ile ilgili popüler medyada haberlere konu oldunuz. Olmayan bir filmin afişi ve insanların yorumları… “Aslında öğrendiğimiz her şey gerçek değil” derken bunu film afişlerinden daha geniş manada düşünebilir miyiz?

Aslı Çavuşoğlu: Aslında billboard projesi ilk yaptığım projelerdendi. Daha okuldaydım. Dışarı çıktığınızda bir sürü poster bir sürü el ilanı görüyorsunuz. Acaba bunların arasına dezenformasyon yerleştirmek ne kadar zor olabilir merak ettim. Bütün projelerimin başlangıcını bu merak hissi oluşturur zaten.  191/205 de “Acaba bu kelimeleri bulabilir miyim?” “Kelimeleri bulursam neler vardır içlerinde?” gibi merak duygusuyla ortaya çıktı . Bu proje de bir deney gibiydi. Bir şekilde bunun parasını ödeyip abuk sabuk bir şeyi bu billboardlara yapıştırabilir miyim merak ettim. Bunun bir denetimi yok mu diye sordum kendime. Yokmuş.

Halim Kerim Baş: İnsanların yorumlarına nasıl ulaştınız? İnsanların komik yorumlarına yer vermişsiniz bloglarınızda.

Aslı Çavuşoğlu: Bunlar bana hep dışarıdan daha sonra verdiğim röportajlar sırasında gelen bilgiler. Sinema dergisi benimle röportaj yapmak istemişti o dönemde. Nasıl görmediklerine çok şaşırmışlardı filmi.

Halim Kerim Baş: “International Camp for Improbable Thinking” hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Aslı Çavuşoğlu: Bu program bu yıl, 4 Haziran’dan 15 Eylül’e kadar Cambridge’de bir sanat merkezinin daveti üzerine katılacağım bir sanatçı programı. Daha çok sanat ve bilimi birleştirme, imkânsızlık ve deney üzerine yoğunlaşan bir program. Dünyadan farklı sanatçılar da gelecek. Brezilyalı, Kanadalı sanatçıların geleceği Cambridge’den hocaların seminer vereceği bir program olacak. Hafta sonlarında bütün program ziyaretçilere açık olacak.

Halim Kerim Baş: Yine röportajlarınızdan birinde yurt dışında iyi sanatçılar olduğunu söylemişsiniz. Sizden bu sefer isimlerini alabilir miyiz? Tabi ki beğeninizin nedenleri ile birlikte.

Aslı Çavuşoğlu: Kendime yakın bulduğum sanatçıları tabi ki daha iyi buluyorum. Daha deneye açık, yeni araçlara açık, metinle çalışan sanatçıları kendime yakın buluyorum. Şu ara immaterial üzerine de düşünüyorum. Somut bir kullanım olmadan sanat nasıl yapılabilir onun üzerine çalışıyorum. Tabi ki vereceğim sanatçı isimleri de ona göre oluyor. Mesela İspanyol bir sanatçı var Dora Garcia adında. Garcia’nın performansları “intangible” olarak tanımlanabilir. İşleri performans ve metin ağırlıklıdır. Onunki gibi gündelik hayata çok karışmış performansları beğeniyorum. Buradan Emre Hüner’i beğeniyorum. Belki tarzlarımız çok yakın değil, ama işlerini beğeniyorum. Sanırım şu özellikler de sevdiğim sanatçıları belirleyen bir diğer sebep olabilir: İşe bakıldığında sanatçının milliyetinin, cinsiyetinin ve yaşının tahmin edilebilmesini istemiyorum. Mesela Atatürk yapsam hemen Türk sanatçı olduğum anlaşılır. Bundan mümkün olduğu kadar kaçınmaya çalışıyorum.

Halim Kerim Baş: Son olarak şu sıralar üstünde çalıştığınız ya da çalışmayı planladığınız işlerinizden bahseder misiniz?

Aslı Çavuşoğlu: Şu aralar film yapmak istiyorum. Aslında uzun süredir kullanmadığım bir medyum, ama yapabilirim herhalde. Sonuçta Sinema Televizyon okudum. Yakın Türkiye tarihi ile ilgili bir film olsun istiyorum. Sinemalarda gösterilecek bir film gibi değil de çok özel festivallerde ya da sanat filmi anlayışını taşıyan festivallerde gösterilebilecek türden bir film olabilir. İngiltere’de başlamayı düşünüyorum çekimlerine. 1884 yılında Washington’da “International Meridian Conference” adında bir toplantı yapılıyor. 26 adet delege, dünya için geçerli olacak zaman meridyenini seçmek için toplanıyor.  Konferans notları çok ilginç, meridyenin tarafsız bir yapısı olması gerektiği tartışılıyor. Daha sonra tarafsızlığın tanımı tartışılıyor. Bizden Rüstem Efendi adında hakkında sefir olduğundan başka bir bilgi verilmeyen birisi katılıyor. Tek söylediği “Fransızca stenograf bulunması ivedidir” cümlesi. On gün süren konferansta söylediği tek şey bu. Filme Rüstem Efendinin kimliği üzerine başlayabilirim. Ama tabi daha çok soyutlamadan yararlanacağım yani belgesel gibi bilgilendirici olmayacak.