Boğaziçi'nde "Çağdaş Sanat" Röportaj Dizisi, 2010

Barış Sarıbaş, İzmir (1979)

Sevcan Işık Onar, B.U. Elektrik Elektronik Mühendisliği, sevcan.onar@boun.edu.tr 

Barış Sarıbaş ile röportaj yapmak istememin en önemli nedeni, üç yıldır sürekli uçak resmi yapmasının uyandırdığı meraktır. Barış Sarıbaş, Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü mezunu. Şu anda, Beyoğlu’ndaki atölyesinde insansız uçak resimleri üzerinde çalışıyor.
Bence, Barış Sarıbaş’ın bir sanatçı olarak en öne çıkan özelliği, protesto ettiği durumu resimlerine yansıtması, sanatını icra ederek yanlışlara çözüm üretebilmesi. Daha güzel bir dünya için çalışması.

Sevcan Işık Onar: Bir sanatci olduğunuzu ilk olarak ne zaman farkettiniz?

Barış Sarıbaş: Esasında Kütahya’da Güzel Sanatlar Lisesi’nde resim bölümünde okurken farkettim. Çok yoğun resim çalışıyorduk. Temel desen eğitimi, boya eğitimi alıyorduk. Orada, okulun ikinci ayında ben sanatçı olacağım diye arkadaşlarıma ilan ettim. Herkes de güldü bana. Çünkü, herkes tam o niyetle girmiyordu. Bazıları, iyi resim eğitimi almış bir mimar olmak ya da seramik tasarımcısı olmak istiyorlardı. Ben, sadece ressam olmak isteyen biri olarak aralarından sıyrılıyordum. Onların çoğu da grafik tasarımcı, web designer, seramik sanatçısı, tekstil tasarımcısı oldu. Onlar da sanatın değişik kollarında gittiler. Benim için 1993’ün Kasım ayında belli oldu. İki ayda kendime güvenimi kazanmıştım, kararımı vermiştim. Bu kararımdan da hiçbir zaman pişmanlık duymadım.

Sevcan Işık Onar: Sanatin hayatiniz üzerinde mutlaka birtakim etkileri olmustur. Bunlardan kisaca bahseder misiniz?

Barış Sarıbaş: 1993’te 14 yaşındayken, sanatın sizi günübirlik hayatın dışına çıkarıp sanatçı olduğunuzu yaşatan bir yaşam kurdurduğunu düşünüyordum. Daha doğrusu şöyle: iki şey vardır, bir hayat vardır, bir de yaşam vardır. Hayat, dışardaki sokağa ait olan şey. Yaşamsa, evin içinde, kalbinin, beyninin içinde. Yaşamını sanatla beraber eş zamanlı götürüyorsan, o zaman sanat senin hayatını ele geçirmiş oluyor. Günübirlik hayatı mı yaşıyorsun sokakta, yoksa sanatçı duyarlılığını, projelerini, hayallerini yaşarken hayatı bunun içine katıyor musun? Yani, yaşamın günübirlik hayatını kapsıyor mu? Eğer, bir sanatçı yaşamın olursa, yaşamın hayatını hepten kapsar. Sanat bütünüyle seni ele geçiriyor ve ona göre bir yaşam kuruyorsun. Benim 17 yılda, arkaya baktığımda yaptığım her şey sanat üzerinden biçimlenmiş. Ben hayata göre biçimlenmedim, sanatçı olma tutkum sanatçı yaşamı kurduruyor. Bu yaşam da hayatın içinde nerede olup olmamam gerektiğini belirliyor.

Sevcan Işık Onar: Sanatla uğraştıkça daha mutlu bir insan oluyorsunuz diyebilir miyiz?

Barış Sarıbaş: Aslında, ben bir yıl Eskişehir’de resim öğretmenliği okudum. Daha sonra Güzel sanatlar’a tekrar geçtim. 1997 idi. O yılda, ben mutluluk kavramını sözlüğümden çıkardım. Mutlu olacağım ya da olmayacağım diye bir hayat yaşamıyorum. Ama sanatla uğraştıkça keyif alıyorum tabii, hayatım güzelleşiyor. Ama mutlu olmak diye bir hedef koymuyorum.

Sevcan Işık Onar: Kısaca sanat eğitiminizden bahseder misiniz?

Barış Sarıbaş: Resim öğretmeni bir annenin çocuğuyum ben. 1993 – 1997 yılları arasında, Kütahya Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi resim bölümünde okudum. Ardından 1 yıl Anadolu Üniversitesi Eğitim Fakültesi Resim Bölümü’nde okudum. Daha sonra sanatçı olmak idealiyle İstanbul’a gelip Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi resim bölümü Hüsamettin Koçan Atölyesi’nden mezun oldum. Aynı zamanda seçmeli atölye hocalarımız Prof. Dr.Mustafa Pilevneli, Prof.Dr. Mehmet Özer gibi Türkiye’nin önemli sanatçılarının öğrencisi oldum.

Sevcan Işık Onar: Ekrem Kahraman’la birlikte çalışmalarınız olmuş, daha sonraki çalışmalarınızda ondan etkilendiğiniz oldu mu? Hangi çalışmalarınızda?

Barış Sarıbaş: Ben daha öğrenciyken 1997’de kütüphanenin hepsini okumuştum. Kütüphanede bir kitap bulmuştum: “Sonsuz ve Çıplak” isminde. Kitaptaki düşünceler beni çok etkilemişti, resimler de hiç ilgimi çekmemişti. “Ben bu sanatçıyı bulmalıyım.” dedim. İki yıl falan ulaşamadım ama. İnternet diye bir şey ütopya.118’den bulamıyorsun bir sanatçının telefon numarasını. İstanbul’a gelmeden önce Eskişehir’de kendisiyle tanıştım. İstanbul’a gelmem için çok teşvik edici oldu. Öğrenciyken, üniversite ikinci sınıftayken hem okula gidiyordum, hem de haftasonları ve yazın onun atölyesinde okulda edinmediğim felsefi, entellektüel ve resmin iç sorunlarıyla ilgili temel konularda Ekrem Kahraman’la beyin fırtınası yapıyordum. Bu usta-çırak ilişkimizi belgelemek yolunda, 2004 yılında 25er tane büyük resim olmak üzere, Atatürk Kültür Merkezi’nde büyük bir sergi yaptık. Marmara Üniversitesi’nde o yıllarda tual resim üzerine çalışan bir atölye yoktu. Daha çok hazır malzeme, enstelasyon, yerleştirme sanatı, video sanatı gibi konularda yoğunlaşılmıştı. Ben okuluma bunları tercih ederek gitmiştim. Ama daha sonra, ister istemez zıt yönde duran bir öğrenci rolüne düştüm. Tek taraflı beslenmedim, iyi yaptığımı da düşünüyorum. Okulun dünyadaki sanat rüzgarından çok etkilenip eldeki pirinçten olduğu geleneksel resim yapma yöntemlerini ıskalayan bir pozisyona düştüğünü düşünüyordum. Ben bunu Kahraman’ın atölyesinde buldum. Kahraman’dan etkilenmemek akılsızlık olurdu. Ekileniyor olmak, bir illüzyon sonucu olmuş bir şey değildi. Çok bilinçli bir çırak vardı onun karşısında, o da benden etkilendi. Onun da kendi yaptığı resimler, sanatı, bakış açısı değişti. Zaten eğitim kökenli bir sanatçı olduğu için, ben çok şanslıyım aslında. Özellikle AKM’de sergilediğimiz resimlerde, “resmin içinde atmosfer yaratmak” konusunda etkilendim. Anlam derinliği yaratmak için imgenin ne olduğunu bilmek gerek.

Sevcan Işık Onar: İşlerinizde kullandığınız sembollerin her zaman bir hikayesi var mı?

Barış Sarıbaş: Sembolleri resminizin dekoratif parçaları olarak da kullandığınız oluyor mu?
2001’de yaptığım bazı resimlerde sembolleri kullandım. İmgeyi yaratmak için sembolleri kullanırız. Şairler üç “şey”i beraber kullandıklarında imgeyi oluştururlar. 2001 resimlerinde çokça siluet halinde portreler, rüzgar gülleri, uydu antenleri, barajlar, ilkçağ yaratıkları ile çok ilgilendim. Renk noktaları, skalalar kullandım. Bütün bunların hedefi izleyicide bir imge yaratmak. Bunları ben, hiçbir zaman dekoratif olarak kullanmıyorum, hep bir niyete hizmet ediyorum.

Sevcan Işık Onar: Etkilendiğiniz ressamlar kimlerdir? Kendinizi hangi sanat akımına yakın hissediyorsunuz?

Barış Sarıbaş: Bu çağda sanat akımı diye bir durum, 1900lere göre kıyaslarsak söz konusu değil. Ancak, ortak bir sanat davranışı gösteren gruplar var. Etkilendiğim ressamların sayısı son 4-5 yılda daha da arttı. Rubens’in orijinalini görene kadar çok ciddiye almıyordum. Ama görünce çok değişti. Rembrandt, Alberto Oiler, Mathis, Peter Doig, Jeff Koons, Paula Rego. Ben çok dağılmak yerine sadece bir konu üzerinde yoğunlaşmayı seçtim. O yüzden bu sanatçılar bana daha yakın geldi. Türkiye’de Hikmet Onat, Hoca Ali Rıza’nın o hiç olmayan fantastik peyzajlarından etkilenirim. Saray ressamı Faust Zonaro’nun o yüzyılda Türkiye’de böyle resim yapıyor olmasından etkilenmişimdir. Mustafa Pilevneli, Mehmet Güleryüz, Alaattin Aksoy, Ekrem Kahraman, Komet’ten etkilenirim. Ömer Uluç’tan etkilenirim. Türk resminin büyüklerinden etkilenirim, biz onların sayesinde buralara geldik. Hale Asaf, Lovis Corinth’in öğrencisidir. Leipzig okulunun tamamı bu adamı örnek alır. O kadar çok sanatçıdan etkileniyorum ki. Haluk Akakçe’den etkileniyorum. Genco Gülan’dan da etkileniyorum. Ben bütün sanatçıların dünya sanatı için birer temel taş olduğunu düşünüyorum aslında. Bedri Baykam’dan da etkileniyorum. Bence türk sanatı ona çok şey borçlu. Ama, bizde bir vefa sorunu var. Akım olarak da, ekspresyonist dönem benim daha çok ilgimi çekiyor. Ama dışavurumculukta çözüm üretmenin olmaması da eleştirdiğim bir yön. Emperyalist bir oyun gibi geliyor bu yönden.

Sevcan Işık Onar: Ruh haliniz çalışmalarınızı etkiliyor mu yoksa sanatınız sizin için düşüncelerden bir kaçış yolu mu?

Barış Sarıbaş: Düşüncelerden kaçış yolu dediğimiz şeye hobi deniyor. Sanat bi iş değildir, ama ona fiziksel ve duygusal enerji harcadığın andan itibaren bir iştir. Ben, bir şeyden kaçayım diye resim yapmıyorum. Ya da bir müzeyi ziyaret etmiyorum, bienale kafa dağıtayım diye gitmiyorum. Eğer, kafa dağıtmak istiyorsam spor yapıyorum. Ruh halim çalışmalarımı tabii ki etkiliyor. Özellikle, dışavurumcu resim yapan sanatçıları çok etkiler bu. Ancak profesyollleşme dediğimiz platforma geçtiğin zaman duygularını da bir yana bırakmak gerekiyor.

Sevcan Işık Onar: Sizce tam zamanlı sanatçı olmanın, her anında sanata yakın hissetmenin iyi ve kötü yanları nelerdir?

Barış Sarıbaş: Sürekli bir uçuş halindesin ve ortalama bir birey değilsin. Hayatı sıfırlayıp yeniden dört elle sarılabiliyorsun. Ama o kadar çok şey görüyorsun, duyumsuyorsun ki bir yerden sonra beynin yoruluyor ve kendine görmemeyi anlamamayı duyumsamamayı öğretyorsun. İstanbul gibi bir şehirde yaşayan bir sanatçının bunu yapması gerekiyor bence.

Sevcan Işık Onar: Yeni başlayan bir sanatçıya öğüt verecek olsanız, öğüdünüz ne olurdu?

Barış Sarıbaş: Bu çağda o kadar çok şey değişti ki, emin değilim. Bir tarafında piyasa var, bir yanında idealler var. Sahici, samimi, vefalı, dürüst olmasını öğütlerdim. İnandığını yapmasını, düşünürken yapan yaparken düşünen biri olmasını öğütlerdim. Ama genç sanatçı dediğin elinden sanatını bırakmayacak, çok çalışacak. Hemen meşhur olma zaafına düşmeyecek.

Sevcan Işık Onar: 2008-2009-2010 yıllarındaki işlerinizde hep uçakları kullanmışsınız. Size bunu yaptıran duygu veya düşünce nedir?

Barış Sarıbaş: Bu resimleri yapmamın ana nedeni anti-emperyalist bir siyasi fikirden gelir. Emperyalizm, pazarı silah satarak uyuşturucu satarak oluşturur. Uyuşturucuyla ülkenin insanlarını uyuşturursun, silahla da ülkeyi işgal edersin. Uyuşturucu, psikolojik; silah da fiziksel harekat içindir. Bunu protesto etmek için, savaş uçaklarını resmen gösterdim: uçarken, bomba atarken. Bilimin, aydınlanmanın, aklın, insanın önemsenmesi açısından da normal yolcu uçakları, havaalanları, astronotların resimlerini yaptım. Bunları da çözüm olarak oluşturdum. Dışavurumculuktaki gibi bir şeyi şikayet edip bırakmadım, çözümünü de oluşturdum. 2001’deki ikiz kulelerin yıkılması dünyada önemli bir milat sayılıyor. Orada binlerce insan öldü. Sonra Irak’a girildi, üç milyon insan öldürüldü. Kimse bir şey yapmadı. Ben, yarın bir gün “Böyle önemli bir insanlık ayıbı üzerine ne yaptın?” sorusuyla karşılaştığımda diyecek bir şeyim olsun diye politik resim yapma kararı aldım. Çünkü, ülkemiz üzerinde yürütülen psikolojik savaş da bir gün sıranın bize geleceğini düşündürüyor bana.

Sevcan Işık Onar: Sizi en çok tatmin eden işiniz hangisi?

Barış Sarıbaş: B-52 serisi.

Sevcan Işık Onar: Şu anda ne üstünde çalışıyorsunuz?
Barış Sarıbaş: İnsansız hava uçaklarını test eden Amerikan askerlerinin resimleri üzerinde çalışıyorum.

Sevcan Işık Onar: 10 yıl sonra kendinizi nerede görüyorsunuz?

Barış Sarıbaş: Bilmiyorum. Günümüzde bir yıl, üç yıla bedel. Sen bana 30 yılı soruyorsun. Tahmin bile edemiyorum. Dünyanın hızını yakalayamıyoruz. Ama iyi olacağını biliyorum, kötü olmayacak.