Boğaziçi'nde "Çağdaş Sanat" Röportaj Dizisi, 2011
Çiğdem Kaya (İstanbul, 1980)

Burcu Üver, Boğaziçi Üniversitesi, burcu.Üver@gmail.com
Edited by Hazal Tuğçe Şenol, tugce.senol@boun.edu.tr

 1980 yılında İstanbul’da doğan  Çiğdem Kaya endüstriyel bir dizayncı olarak  endüstriyel formu anlatıyor. Kendini İstanbullu bir düşünür olarak tanımlıyor. Amerika’da masterını tamamladıktan sonra Türkiye’ye dönmüş ve “Küf Mold” adlı çalışması Kapalıçarşı’da sonra da dünyanın pek çok ülkesinden ziyaretçi bulmuş olan Roterdam’da sergilenmiş.


Burcu Üver: Kendinizi tanıtır mısınız kısaca. Çiğdem Kaya kimdir?

Çiğdem Kaya: İstanbullu bir düşünür. Doğum 1980 İstanbul. Eğitim: İTÜ Endüstriyel Tasarım, Master San Francisco Art Institute Plastik Sanatlar. Sanat üretir.

Burcu Üver: Okulu bitirdikten sonraki ilk işiniz ne oldu?

Çiğdem Kaya: Çok uzun süre sergi yapmadım. Lisanstan sonra hemen mastera gittim Amerika’ya. Orada da çok uzun süre sergi yapmadım. İlk işim: 110 kişi, master öğrencileri büyük bir fabrikayı paylaşıyorduk. Fabrikayı bölerek bize stüdyo yapmışlardı. Tüm boyalar beyazdı. Ben bir gece beyaz bir mum ile bütün duvarlara Odyssey’i yazdım. Ertesi gün herkese söyledim bunu. Tabi yazıyı göremiyorsun. Hatta yazdım mı yazmadım mı o bile tedirgin edici.

Burcu Üver: Oldukça genç güncel sanatçılardan birisisiniz. Sizce güncel sanat nedir? Güncel sanatın neresinde hangi şekilde bulunuyorsunuz?

Çiğdem Kaya: Güncel sanatın ne olduğunu düşünmüyorum. Bence bir kere sanatı tanımlamak kimseye düşmez. Son derece Duschampien’im bu konuda. Sanat sanatçının işaret ettiğidir. Sanatı bence güncel kılan modern sanattan ayrıldığı yerler. Bir mirasın altına girmemesi. Gündelik meselelerle diyalog içinde olması. Mecraya takılmaması yani tuval resmi, ahşap heykel vs... Mecra üzerinden ustalık ispatıyla ilgilenmemesi-ki modern sanatta bu apaçık.Güncel sanatın bir yerinde bulunmak bir ideoloji göstergesi. Benim işlerim çok kişiseldir, temaca bomboştur. Onun için güncel sanatın bir yerinde değil. İyi bulduğum ve rol modelim olmuş sanatçıları yazabilirim ancak. Böylece bir yer tanımlanabilir: Hans Peter Feldman, Bas Jan Ader, Roni Horn, Jason Dodge, Mauricio Cattelan... Ve tabiki Yves Klein. Wang Du değil mesela... Jeff Wall değil...

Burcu Üver: Türkiye’deki güncel sanatçılar Batı Avrupa ve Amerika’dakilere göre nasıl bir paralellik içerisindeler?

Çiğdem Kaya: Tematik olarak bir yakınlaşma var bence özellikle Avrupa sanatına. Amerikan sanatı ile devasa bir uçurum var, hem teknik hem tematik açıdan. Türk çağdaş sanatçılarının en başarılı işleri yurtdışına göre referans alıp orayı yakalama kompleksiyle yapılmayan işler. Yani kendine aynada bakabilen işler. Paralelliği sormuşsunuz. Sanatında bir modası oluyor. Türk çağdaş sanatçıları tabi ki dünya sanat modasını takip ediyor. Bu sağlıklı bir şey. Böyle bir paralellik var. Sanatçıları milliyetlerine göre ayırmayı doğru bulmuyorum. Sanata bakarken sadece işe bakarım ve sadece şahsında sanatçısına. Türkiye’dekiler ve yurtdışındakiler gibi bir genelleme politik. Sanata içkin değil.

Burcu Üver: Bir tasarımcı olarak tasarım nedir? Nelerin tasarımı olur? Siz neyin üzerine yoğunlaştınız?

Çiğdem Kaya: Tasarım pratiğim ile sanat pratiğim apayrı. Her şeyin tasarımı olur tabi ki. Tasarım özünde yapay olanın inşaatı ile ilgili. Ben amatör tasarımcılar ve hobiciler ile ilgileniyorum. Hiç tasarım eğitimi almamış tasarımcılar.

Burcu Üver: “Küf Mold” nasıl bir projeydi? Neyden yola çıkarak hazırlanmıştı? Sizin katkınız nasıl oldu, işinizden bahseder misiniz?

Çiğdem Kaya: Suzan Batu ve Bill Doherty’ye ait bir proje. İlki İstanbul Kapalıçarşı’da yapıldı. Metaforik olarak sanat küf gibi çabuk çoğalan bir organizma olarak dükkanları kapladı. Esnaf dükkanlarını sanatçılara açtı. Sanatçılar ellerinde işleriyle kendilerine vitrin aradılar. Ben dört adet mini minyatür yaptım. Yaklaşık 5x5 cm minyatürler. Bunları halihazırda delikleri olan bir duvarın deliklerine gömdüm. Genelde işlerimi saklarım. Dikkat edenin görmesini isterim. Minyatürlerin birinde Boğaz’ı yürüyerek geçmeye çalışan bir kalabalık var. Birinde o kalabalık hep beraber bir gülü koklamaya çalışıyor. Birinde boğazda siyah bir kuğu ile karşılaşıyorlar. Birinde ise boğazdan dev bir lale çıkmış. Görsel referansları açık bu işlerin. O zaman ABD’den yeni dönmüştüm ve yeni gözlerle evime bakıyordum. Çok tuhaf görünüyordu. ABD’den sonra ölçek inanılmaz derecede küçülmüştü. Sesler vızıltıya dönüşmüştü. En ciddi toplantılar bile altın günü gibi geliyordu. Böyle gündelik distorsiyonların temsili. “Küf Mold” daha sonra Belçika’da Gent’da tekrarlandı. Ben gidemedim ama iki ufak suluboya ile katıldım. Kağıt üzerine suluboya. Birbirinin simetriği bitkiler. Üçüncü sergi Roterdam’da yapıldı. Orada bir performans yaptım. Elimde bir sepet içinde 300 adet kapalı zarf vardı. Zarfların üzerinde “yalnızken açın” yazıyordu. Bu zarfları açılışta dağıttım. Yalnızken açıyorsunuz ve içinden bir şey çıkıyor. Çıkan şeyi buraya yazamam çünkü izleyicilere haksızlık olur. İnsanlar çok şaşırdı. Meraklandı. Bunu neden yaptım? Açılışlardan nefret ederim. Kimse işe bakmaz, bakamaz. Ambale olursun. Kendini sanatçıya soru sormak zorunda hissedersin. Sanatçı nereye gideceğini bilemez. Post-partum olur. Mutlaka açılıştan sonra sergiye bir kez daha gider işlere doğru dürüst bakarsın. Roterdam sergisi açılışına çok uzaklardan bir sürü sanatçı ve izleyici gelmişti. New York’tan, Belçika’dan, Türkiye’den, Almanya’dan... Ben de insanların zarfları çantalarına koyacaklarını, tamamen unutacaklarını ve uçakta zarfı bulup açacaklarını hayal ettim. Yani hazzı geciktirmeyi ve uzatmayı. Ben orada yokken de orada olmayı.

Burcu Üver: “Hakkımda Ne Biliyorsun?” oldukça etkileyici bir sergiydi. Kendimizi çoğu zaman bir türlü içine yerleştiremediğimiz “kimlik” sorunsalını, farkındalık ya da görünürlük kavramlarını kapsıyordu. “Taşınabilir Sanat Projesi” kapsamında İstanbul’un pek çok semtinde de sergilenme fırsatı buldu. Bu semtlerde nasıl bir etkileşim oldu seyirciyle? Tepkileri nasıl oldu? Önce “Taşınabilir Sanat Projesi”nden konuşalım. Nasıl bir projeydi bu? Nasıl gerçekleşti? “Hakkımda Ne Biliyorsun?” a nasıl dahil oldunuz? İşinizden bahseder misiniz?

Çiğdem Kaya: “Hakkımda Ne Biliyorsun?” Aslında bir sanatçı grubu. Gülçin Aksoy, İnsel İnal, Evrim Kavcar, Raziye Kubat ve benden oluşuyor. Hakkımda Ne Biliyorsun daha oluşurken oradaydım. Valand Academy’de bir sergi yapma fırsatı çıktı. Biz de buluşup, tartışıp kafa yorarken kendimize böyle bir mottoyu yakıştırdık. İlk sergiyi İsveç Valand Sanat Akademisinde yaptık. Hakkımda ne biliyorsun biraz da meydan okuyan bir soru. İkinci sergi İstanbul Avrupa Kültür Başkenti “Taşınabilir Sanat Projesi” kapsamında Tuzla’da yapıldı ve çeşitli semtleri gezdi. Proje arandığını duyduk ve bir dosya hazırladık. Dosyamız zaten İsveç’ten hazırlıklı olduğumuz için kabul edildi. Hakkımda Ne Biliyorsun’un İsveç sergisi için bir yerleştirme yaptım. Sergiyi kurmaya İsveç’e gidemedim. Onun için orada değilken de orada olmayı çok istedim. Buradan izleyicilere bir direktif yolladım. Bir masa vardı. Bir top da kağıt. Bir kalem ve bir bant. Duvardaki yazı şöyle diyordu: Bir kağıt alın. Kağıtta bir nokta alın. Bu doğumunuz. Bir nokta daha alın. Bu ölümünüz. Şimdi ikisini birleştirin. Katman katman yaşam çizgileri oluşmuş. Ben resimlerine baktım. Kağıtlar asla bana ulaşmadı. Resimden izleyicilerin bana verdikleri dürüst cevapları inanılmazdı. Doğumu ve ölümü birleştirip daire çizenler... Doğum ile ölüm arasında spiral çizenler...sürekli kriz çizenler... Taşınabilir Sanat Projesi sergisinde bu işi tekrarladı. Son derece sarsıcı bir iş. Bir köşeden şok olanları gözlemledim. Bu cüretimden çok rahatsız olup dalga geçenler de oldu. Bunun yanı sıra üç iş daha ekledim. İkisi isimsiz. Birisi tek kanal video yerleştirme. Sürekli dönüyor. 10 inçlik bir ekrandan seyrediliyor. Videoda ben saçımı düzeltiyorum ve sürekli oldu mu olmadı mı diye bir noktaya bakarak kontrol ediyorum. Bu da saklanmış bir işti. Çok az insan fark etti. Yanıma gelip çok etkilendiklerini “anladıklarını” söyleyen bir iki kişi oldu. Onun dışında izleyicilerin çoğu fark etmeden önünden geçti. Diğeri ise bir fotokolaj. Yunanlı şair Sappho’nun İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde resmini çektiğim başı üzerine elde boyama. 100x70 dijital baskı. Sergide karanlık, sarı duvarın üstündeydi. Çoğu izleyici bakmadı bile. Ama bakanlar da uzun uzun baktılar. Kırılgan bir iş. Üçüncü işin adı “Evrim’in Gözünden Çiğdem”. Bu 50x70 dijital baskı bir fotoğraf. Dostum sanatçı Evrim Kavcar ile Belgrad’da bir residency yapmıştık. Bu resimde ben Belgrad Şehir Müzesi’nde bize verilen yere bakıyorum. Evrim de resmimi çekmiş. Ben yerimize bakarken zaten başka bir aleme gitmişim. Evrim de benim resmimi çekerek aslında kendi resmimi de çekti bence. Bu resmin güzelliği onun gözünün güzelliğidir. Sanatçı olarak ben sadece bunu fark ettim. İşlerim bu sergilerde çok az izleyiciye ulaştı. Zaten hep öyle oluyor. Öylece bir yere koymayı ve sadece bulanın olmasını seviyorum. O deneyimi zenginleştiriyor.

Burcu Üver: Diğer işleriniz üzerinden tek tek gidelim. “Çılgın Aşk Üçlemesi”nden bahseder misiniz biraz?

Çiğdem Kaya: Bu üçlü bir performans. Bu iş benim için çok önemli. Yine Evrim Kavcar ile yapmıştık. Bu bir üçlemedir. Breton’un Mad Love isimli kitabından gelir adı. İlkini Galata Perform’da Performans Zamanı’nda İnsel İnal’ın küratörlüğünde yaptık. Karanlıkta küçük bir masa başında karşılıklı otuyoruz. Bir çalışma lambası var. Ben daktilo ile emprovize şiir yazıyorum. O sayfaya Evrim de bir şeyler çiziyor. Çıkan parçaları duvara bantlıyoruz. Ufak bir fotokopi makinesi vardı. İsteyen fotokopisini çekiyor. Sadece karanlıkta daktilo tıkırtısı ve fotokopi sesi var. Sadece suratımız aydınlanıyor. 19.yüzyılvari romantizmi içinde gerçekten biz de seyirciler de bir esrime yaşadılar. Sonra bu performansı Limonlu Bahçe isimli bir kafede yaptık. Yazın yaz bahçesinde. Bu sefer dostları yemeğe çağırdık. Üçüncüsünü ise el değmemiş bir doğa parçasında yapmak istiyoruz.

Burcu Üver: “Beyazdan Kırmızıya” nasıl bir işti?

Çiğdem Kaya: Video işi. ABD’de mezuniyet sergim için yaptım. Tek kanal video yerleştirme. 10 inç ekranda. Videoda bir demet beyaz kırmızı gülü kırmızıya boyuyorum.

Burcu Üver: “True words flee” adında çok hoş bir performansınız var. Nasıl bir performans vardı bu işte?

Çiğdem Kaya: Görünürlük Projesi kapsamında yaptığım performans. Galata Kulesi’nin dibinde Deniz Cam’da yaptım. Ufak bir masada yazar kasa kağıdı parçalarına şiir yazdım ve onlara kuyruklar yaptım tüylerden, tüllerden. Sonra Galata Kulesi’nin tepesinden hepsini fırlattım. Uçuşlarını ve gözden kayboluşlarını seyrettim. Kulenin dibinden de babam seyretti. Bu kuş’ların hazırlanışını çok izleyici gördü ama uçuşlarını sadece babamla ben gördük. Kuşları da kim buldu bilmiyorum tabi.

Burcu Üver: “Floating sites” sergisinin gelişimi nasıl oldu?

Çiğdem Kaya: Bu sergi Belgrad Şehir Müzesi’ndeydi. Belgrad’da iki hafta geçirmiştik ve sonunda bir sergi yaptık. Ben bir damga yaptırdım. Bildiğiniz kauçuk damga. Üstünde ESTA VOJA KOLIMO yazıyor. Sırpça PLACES WE LOVE demek. Bu meşhur Sırp şair Ivan Lalic’in şiiri. Oraya buraya damgayı basıyordum. Yine olmadığın yerde olmak fikri.

Burcu Üver: “Origin” de oldukça eğlenceliydi. O nasıl gerçekleşti?

Çiğdem Kaya: Bu da ABD’de bir arkadaşın evinin koridorunda yapılan bir sergiydi. Evin sahibesi küratördü. Biraz evcilik oynar gibi. Ama gerçekten işler bir ay kaldı ve gerçek davetiyeler vardı. Benim için işten çok serginin yeri ve konsepti önemliydi. Ben iş koysam da koymasam da serginin kendisi işti zaten. Dolayısıyla tüm işler bir açıdan boş göstergeydi.

Burcu Üver: Bundan sonraki planlarınız nelerdir? Şu an üzerinde çalıştığınız bir işiniz var mı?

Çiğdem Kaya: Bir buçuk yıldır sadece kağıt üzerine çizim yapıyorum. Henüz hiç birini göstermedim. Bu çizimlerle birlikte ufak ve sessiz bir kişisel sergi yapmak istiyorum. Plan yapmıyorum. Önce iş yapıyorum. Sonra kime ve nerede göstereceğimi düşünüyorum.