Boğaziçi'nde "Çağdaş Sanat" Röportaj Dizisi, 2011
ERDEM
DİLBAZ (1982, İstanbul)
Röportaj: BAGER AKBAY

Elektrik/Elektronik eğitimi veren bir teknik liseden
mezun oldu. Ardından 4 yıl eğlence sektöründe çalıştı. 2004 yılında Bilgi
Üniversitesi Sahne ve Gösteri Sanatları Yönetimi bölümünden burs aldı. Çeşitli
dergiler için tasarım, mimari, sanat, teknoloji başlıkları altında popüler
kültür araştırmaları yaptı, yazılar yazdı. Sergi ve konser organizasyonları
düzenledi. Kafa Ayarı adında bir firmanı sahibi. Sibernetik temelli performans
sanatları alanında araştırmalar yapıyor. Teknoloji-insan ilişkisi üzerine
çalışıyor. Şu sıralar kamusal alanda interaktif ürünler hazırlayan bir
network'ü yönetiyor, müzik kültürü ve pasaj ilişkisi üzerine hazırlamakta olduğu
lisans teziyle ilgileniyor, yaratıcı endüstriler içinde müzik endüstrisinin
yeri ve sorunlarıyla ilgili hukuki araştırmalarını sürdürüyor.
(Kaynak: http://muhteviyat.com/author/erdem-dilbaz/)
Sanatçı mısınız?
Hayır
Neden?
Sektörel
olarak değilim, sanatçıların işleri, sergi salonları ve müzayedelerde,
koleksiyonerlerin beğenilerine göre şekil alıp ticari beklentilere göre
hazırlanıyor ister istemez. Sanatçının da hayatını yaşaması lazım. Sanatçının işi,
çok az bir kitlenin sadece açılışlarda görebildiği işler oluyor. Toplumdan
bilgi alan birinin, bu kadar ufak bir kitleye bir çıktı vermesi bana hoş
gelmiyor, bu yüzden sanatsal ve teknolojik işlerin prodüktörlüğünü yapıp,
kamusal alanda sergilemeyi tercih ediyorum.
Sanatçı gibi hissetmiyorum, daha çok prodüktör gibi hissediyorum. Anladığım
kadarıyla sanatçı işini, daha doğal akışında yapıyor, ben hesaplıyorum; bu iş
nereye gitmeli, kimler görmeli, nereden sponsor bulurum, etkisi ne kadar büyük
olur... Aslında ticari bakıyorum olaya, yapmak istediğim sanatsal içeriği bozmadan,
ticari hale getirip, kaynak bulup, aslında görmesi gereken insanlara
ulaştırmaya çalışmak.
Bu sanat üretmek için farklı bir ekonomik model olabilir mi?
Türkiye standartlarından dolayı böyle yapıyor olabiliriz. Örneğin Hollanda’da sanat yapmak kolay, projen için para alıp, kafanı oraya verebilirsin ama orada da 2013'ten sonra sanat bütçeleri kesilecek, onlar da bizim durumumuza geri dönecekler. Burada bu tip durumlar olmadığından özel sektörü işin içine dâhil etmeye çalışıyorum biraz, buna sanat denir mi, işte onu bilemiyorum. Özel sektöre ürün olarak girince, sanat olmuyor ama koleksiyoner işin içine girince sanat oluyor terminolojide. Tartışılması gereken bir konu, o yüzden biraz politik yaklaşıyorum.
Tasarımcı mısınız?
Hayalciyim.
Yapmış olduğunuz Yekpare çalışmasından bahsedebilir miyiz?
O, başlı başına bir sanat eseri, kamusal alanda yayınlanan bir eser! Biz güzellikleri hep takip ediyoruz, görüyoruz, aslında buradaki ana motivasyon, bu güzellikleri diğer insanlara gösterebilmek, görmemiş olanlara ulaştırabilmek. Ayrıca bu tarz işler sayesinde, birçok yetenekli arkadaşımız, ajanslarda körelmek yerine, yine ajans yapısına benzer bir yapıda, sanatsal bir içerik üretiyorlar, bu da işin estetiğini etkiliyor. Estetik üretici için de motivasyon oluyor. Benim motivasyonum ise, “yazar değilim yayınevim olsun” mantığı. Bir sürü yetenekli insan var, onların doğru işleri çıkartabileceği ortamı yaratmak istiyorum.
Mimar Sinan Üniversitesi’nin Bomonti yerleşkesinin açılışındaki, etkileşimli dans performansınız, bu tanımda nereye oturuyor?
Tamam, o da sanatsal bir iş ama ben burada eserleri, kendim
olarak yorumlamaktan ziyade, Nerdworking olarak yorumluyorum. Yapmak istediğim
işler transdisipliner işler, dolayısıyla tek başıma bir şey yapamıyorum. Daha önce
ortaya çıkmamış şeyleri yapmaya çalışıyorum, böyle olunca hem ticari işler
yapabiliyorum, hem de sanatsal projelere destek verebiliyorum. Piyasada
herhangi bir firmaya, “biz, böyle interaktif dans projesi yapacağız, bunu
kullanmak ister misiniz ?” diyerek kapısını arşınlamak çok zaman alacağından ve
bu işi üreteceklerdeki heyecanı bitireceğinden, kendi imkânlarımızla yapalım
dedik. O iş, kendi kafasında bir iş. Orada benim yaptığım şey, nasıl
olabileceğini ön görmek oldu, geri kalanını insanlar halletti, kendi
yeteneklerini ortaya koydular. Ben organizasyon kısmındaydım, dansçı sadece
dansı düşünüyor, görselci sadece görseli düşünüyor, programcı ise sadece
yazılımını düşünüyor. Ben o işlere hiç bulaşmıyorum, çünkü yeteneklerini kıskandığım
insanlarla çalışıyorum; onları kısıtlamak istemiyorum. Onların kendi
konularında çok ciddi deneyimleri var, ben orada bir şeyler yapmaya kalkışırsam,
onları herhangi bir yerde çalışıyormuş gibi hissettiriyorum. Benim işim sadece
hayal edip, organizasyonu yapıp, parayı bulup, gerekli malzemeleri sağlayıp,
zamanı tespit etmek. Kısaca, ön hazırlık kısmını yapıyorum. Daha çok yönetmen
gibi çalışıyorum.
Anladığım kadarıyla sanat ve tasarım, iç içe girmiş durumda projelerinizde peki ya bilim?
Nerdworking tasarım işleri de yapıyor, bilimsel çalışmalar da. Şu an yapay hücreler oluşturup, oradan aldığımız enerji ile organik hücreleri beslemeye çalışıyoruz.
Nerdworking, bir interdisipliner çalışma modeli olarak başarılı mı?
İnterdisipliner – ticari – bir sanat modeli diyelim. Burada algı kırılıyor! Ticari bir kolektif desen rahat anlaşılır, sanatsal bir kolektif desen rahat anlaşılır ama sanatsal içeriği ticari üreten bir model dediğin zaman pek anlaşılır olmuyor. Üretim için çok başarılı bir model, birçok farklı disiplinden insan biraraya geliyor, eğer herkes birbiriyle çalışma yeteneğine sahipse, mimar tasarımcıya, tasarımcı mimara, mimar programcıya müdahale edebiliyor. Belki de transdisipliner demek daha doğru.
Farkı nedir?
Transdisipliner, daha grift bir iletişim ağına sahip. İnterdisipliner’de sınırlar daha belli, herkes kendi işine bakıyor, transdisipliner’de ise insanlar birbirlerine daha rah ve net müdahalelerde bulunabiliyorlar. Bir de bizdeki model, biraz daha hevesle, heyecanla, motivasyonla oluşan bir sistem.
Kendinizi net bir şekilde tanımlamamanızın sebeplerinden biri aslında bu yapı mı? Holistik bir yaklaşım mı bu?
Evet öyle, çünkü bir kültür oluşurken, ona müdahale etmek hata diye düşünüyorum. Bu kültür kendi kendine oluşmalı. Bunun sonunda benim istemediğim yerlere doğru da gidebilir, baskı yapmak yerine, ufakmüdahaleler yapıyoruz.
Ne eğitimi
aldınız? Bunun size yararı nasıl oldu?
Sahne ve Gösteri Sanatları eğitimi aldım ve yararını oldukça gördüm. Bir sanatçıdan beklemediğiniz onun işi olmayan birçok şey var, benim aldığım eğitim bunu tamamlıyor.
Nerdworking’in geçmişinden bahseder misiniz?
Nerdworking, insanların bir arada durmasını sağlayan bir kolektif, 2009'dan beri olan bir yapı. 19 kişi var ekipte, 2 kişi tam zamanlı, çalıyor Elif Demirci ve ben. Sürdürülebilirliği açısından bu yapı önemli, insanlar, hem kendi işlerini devam ettirip, hem de burada yaptıkları projelerle, normalde kazandıklarının daha fazlasını kısa bir sürede kazanabiliyorlar. Ofis var ama genelde bir iki kişi oluyor, bazen kimse olmuyor. Ağ yapısı üzerinde çalışmanın avantajları bunlar. Mesela Juan ile beraber yürüttüğümüz “artificial cell” projesini, ben Japonya’ya gidip yapamam, o da buraya gelemez. İstanbul’daki insanlar için de genelde aynısı geçerli. Dağıtık ağ yapısı üzerinde ekonomik model geliştirmek daha avantajlı ve verimli.
Bu aralar maddi açıdan daha büyük projelere girmeye yöneliyoruz, çünkü biraz daha para biriktirip, insanlara “Abi al şu kadar para istediğin işi yap” demek istiyoruz. Ama bu noktada insanlar, beklentinin aksine kitleniyorlar. Kendi başına hayal edebilen çok az insan var. Fakat gene de gerekirse projeleri outsource edebiliyoruz, eğer içerde istenilen estetiği ulaşabilen kişi yoksa zorlamıyoruz kimseyi, işi dışarıya veriyoruz.
Bugüne kadar 15-16 iş yaptık, hepsini beğendik, her iş güzel olunca, çalışmak da keyifli geliyor. Bir tek, son yaptığımız işlerden birindeki süreci beğenmedik kendi açımızdan. Tabi herşeyden olduğu gibi ondan da dersimizi aldık sanıyorum.
Nerdworking bir afiş veya televizyon programı yapar mı?
Hayır, ama eğer o afişin boyası, ısı ile renk değiştiriyorsa yaparız, televizyon programını izleyen kişiler, ayrı şeyler görecekse veya mekatronik bir kukla şovu hazırlamamız istenirse yaparız çünkü varolanlar heyecanlandırmıyor. Yeni şeyler çıkarmayı, yeniyi üretmeyi seviyoruz, özellikle teknoloji geliştirmekten çok keyif alıyoruz. Sürekli kendini tekrarlamak bizi rahatsız eder, bilgiyi alıp onu geliştirip geri vermeye çalışıyoruz. Bu bizi istediğimiz sulara çekiyor. Ayrıca birden çok disiplin içeren deneysel işlerin riski de motivasyon yaratıyor. Deneyim tasarımına doğru zorluyoruz işleri. Teknoloji geliştirmek bizi dağınık bir yarışın içinde tutuyor.