Boğaziçi'nde "Çağdaş Sanat" Röportaj Dizisi, 2010
ERKAN ÖZGEN (Mardin, 1971)


Damla Akgül, damla_boun@hotmail.com
Edited by Hazal Tuğçe Şenol, tugce.senol@boun.edu.tr


Erkan Özgen 1971 yılında Mardin’de doğmuştur. 2000 yılında Çukurova Üniversitesi Resim Bölümünü bitirmiş ve Diyarbakır’a dönerek sanat hayatına orda devam etme kararı almıştır. Video çalışmaları ve Türkiye’de katıldığı grup sergileri vardır. 2003 yılında Diyarbakır’da bir sergi düzenlemiştir. 2005 yılında İsviçre’de uluslar arası sanatçılar stüdyo programına katılmıştır. Aynı yıl“Prix Meuly” ödülünü almıştır. 2008 yılında Can Xalant değişim programına katılmıştır. Kimlik oluşumlarına, devlet ve ideoloji yapılarına, militarizme değinen konuları ele almasıyla dikkat çekmiştir. Zaten röportajımda da kendisini epeyce meşgul eden siyasi tarafa bol bol yer verdim. Zaman zaman çalışmalarıyla Sean Penn’i anımsattı bana. Örneğin Sean Penn’in “11 September” adlı videosundaki gibi sakin ve nerdeyse dialogsuz bir üslup ile şiddeti ve militarizmi gözler önüne seriyor. Ayrıca videolardaki duygu yoğunluğu da ayrı bir ortak yön. Sanatçı sadece görselliğe önem vermekten ziyade içinde gizil anlamlar taşıyan çalışmalara ağırlık vermekte ve bu gizil anlamlar ile gerçek hayatlara dokunup kendisini ve çevresindeki insanları anlatmaktadır. Sanatçı asla gerçeklikten kopuk değildir. Tam tersi her gün maruz kaldığımız durumları yansıtmaktadır çalışmalarında.
Damla Akgül: Erkan Özgen kimdir? Kendini nasıl tanımlar?
Erkan Özgen: Derik adında Mardin’in küçük bir ilçesinde olağanüstü koşullarda doğup- büyümüş olağandışı bir sanatçıdır.
Damla Akgül: Türkiye’de öteki olmanın birey ve toplum üzerinde uyandırdığı hissiyat nedir?
Erkan Özgen: Öteki konumuna düşen farklı kimliklerin önemli bir kısmı Türkiye’de gerçek kimliklerini olası tehditlere karşı gizleme ihtiyacı duyup iktidarın meşru gördüğü kimliklerle dolaşma zorunluluğu yaşamaktadırlar. Eşcinseller, Anadolu’da maço erkek tavırları takınır; Kürtler, ancak Türk olduklarını söyleyerek kamuda önemli yerlere gelir veya Türkiye’nin batısında herhangi bir yerde Kürtlüğünü gizleyerek dolaşabilir, yerleşebilir veya iş bulabilir. Hâkim Türk kimliğini özümseyen Lazlar, Çerkezler, Araplar, Boşnaklar, Arnavutlar gibi azınlıkların bazı mensupları, çoğu kez kraldan daha kralcı kesilerek şoven bir kimliğe bürünürler. Ötekileştirenin diğer kimlikler üzerinde oluşturmaya çalıştığı tahakküm, Kürtlerin önemli bir kesimi tarafından çok ciddi tepkilerin oluşmasına neden olmuştur. Türkiye’de çıkan Kürt isyanları ve maalesef hala evlere soğuk tabutlar içerisinde gelen gencecik fidanlar buna örnek gösterilebilir.
Damla Akgül: Size göre etnik kimliği oluşturan kavram nedir? Yani gen mi, kan mı, kültür mü, coğrafya mı?
Erkan Özgen: Etnik kavramı, modernizmin bir hastalığı olarak karşımıza çıkmaktadır.  Etnik; genetik bir devamlılığın yerleşik yaşamla birlikte oluşturduğu kültürel birikimlerin tümü olarak karşımıza çıkmaktadır. Ve tabi her etnik tanım kendini belli bir toprak parçası üzerinde tarif eder. Etnik kimlikleri birbirinden ayrıştıran en önemli faktör de dildir kanımca.
Damla Akgül: Ayrımcılık ve etnik bölücülük konusunda hassassınız Türkiye’deki ayrımcılığa uğramış grupları tanımlar mısınız?
Erkan Özgen: Türk-Hanefi kimliği dışında kalan her kesim ayrımcılığa uğramış ve uğramaktadır. Türkiye’deki farklı kimlikler ancak erkek egemen, Türklüğü ve Hanefiliği öven, ülkeye ırkçı bir bağlılıkla bağlı oldukları ve  kendi realitelerini inkâr ettikleri müddetçe bütünlüğün asli parçası tanımlamasına dâhil olma lütfünü alabilmektedirler. Bu durum da tamamıyla kendini ret üzerine kurulu zorunlu bir tercih olarak karşılarına çıkmaktadır.
Damla Akgül: Bu bağlamda gayrimüslimlerin Türkiye’deki yerini ve 1915 öncesi ve sonrası demografik yoğunluk hakkında ne söyleyebilirsiniz?
Erkan Özgen: Gerek Türkiye’nin gerekse Kürdistan’ın demografik yapısı soykırım ya da asimilasyon politikalarıyla sistemli bir şekilde müdahaleye uğramıştır. Devlet arşivinde yer alan ve İsmet İnönü’nün imzasını taşıyan belgeler geçen sene basında yer almıştı. İttihat ve Terakki, gücünü hissettirmesiyle beraber Türkiye’de demografik yapı her zaman  doğallığın dışında bir değişime uğradı. Hatta her zaman müdahale egemen sistem tarafından gerçekleşti. Ermeni tehciri adında yaşanılan trajedi, 5-6 Eylül olayları, 1990’da Kürdistan’da güvenlik gerekçesiyle zorla  boşaltılıp göç etmeye zorunlu bırakılan Kürtler… Bu durum kaosu ateşlemekten başka bir işe yaramadı. Bu yaşanılanlar gelecekte çocuklarımıza birer ‘’kara leke’’ ve ‘’utanç’’ olarak miras kalacak.
Damla Akgül: Osmanlı’nın son dönemlerinden günümüze kadar ülke gündeminde çok büyük yer kaplayan bazı kesimlerce Kürt meselesi bazı kesimlerce bölücülük olarak adlandırılan  bu sürece bakış açınız nedir?
Erkan Özgen: “Aslında Kürt meselesi” ve “bölücülük sorunu”  ve buna benzer, kullanılan birçok tabir egemen bakış açısının oluşturduğu kavramalardır. Kürt coğrafyasının yıllarca Kürtler ve daha farklı kültürlere  ev sahipliği yaptığını görmekteyiz.  Kasr-ı Şirin antlaşmasıyla önce iki parçaya ayrılan ve daha sonra 1.Dünya Savaşıyla dörde bölünen Kürtler; Türk, Arap ve Farsların kendileri üzerinde oluşturmaya çalıştığı tahakkümle uğraşmak zorunda kalmışlardır. “Kürt Sorunu” gibi klişeleşmiş kavramların yanılgısına düşen entelektüel sınıf ise en büyük trajedilerini resmi ideolojinin dil zihniyetini dillendirerek yaşamaktadırlar.
Damla Akgül: Diyarbakır’da sanatçı olmak nasıldır?
Erkan Özgen:  Diyarbakır ve sanat! Aslında politik güçlerin Diyarbakır’a en çok yakıştırdığı şey siyasettir! Böyle bir anlayışın hâkim olduğu ve keskin çizgilerin çizili olduğu Diyarbakır’da sanat yapmak oldukça zor. Sanatçının  elinde kalan, yalnızlığı ile sanatına devam etmektir. Zorunlu da olsa bu yalnızlık, sanat ediminin ortaya çıkması için gereklidir.
Damla Akgül: Biliyoruz ki Diyarbakır son yıllarda yükselişe geçti birçok festival ve sempozyuma ev sahipliği yapıyor bu dinamizmin kaynağı nedir? Bu bağlamda Diyarbakır’ı çevre kentlerden ayıran en önemli unsur nedir?
Erkan Özgen: Diyarbakır’da sanat ve edebiyat adına birçok etkinlik farklı ideolojik kesimler tarafından yapılmaktadır. Diyarbakır’a İstanbul üzerinden yapılan sanat ihracının Diyarbakır’da kök tutmadığını görmekteyim. Bu ihracın temel amaçlarından biri, Türkiye’deki şiddet kültürünün yarattığı uzaklaşmayı ortadan kaldırma, sözüm ona kültürler arası diyalogu güçlendirmedir. Ama unutmamak lazım ki sorunun köklü çözümüne köklü yaklaşılmadığı müddetçe bu amaçla yapılan faaliyetler de havada kalacaktır.
Damla Akgül: Görsel ve yazılı medyada Diyarbakır sürekli şiddetle anılıyor siz Diyarbakır’da yaşayan ve ülkeye mal olmuş bir sanatçı olarak Diyarbakır’ı nasıl yorumlarsınız?
Erkan Özgen: Görsel ve yazılı medya Diyarbakır’ı sadece resmi ideolojinin gözlükleriyle gördü ve hala da görmeye devam etmekte. Diyarbakır, politik dokusu çok güçlü bir kent. 1990’dan sonra nüfusu iki yüz binlerden bir bucuk milyona ulaşmış, nüfusun yüzde yetmişi genç nüfus olan Diyarbakır, Kürt coğrafyasında yaşanılan savaşın fenomeni.
Damla Akgül: 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde Diyarbakır 3 gün kadın kenti ilan edildi. Muhafazakâr kimliği ile bilinen bu kentte kadın olgusunun kamusal alanda bu kadar öne çıkmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Erkan Özgen: Yukarıda sözünü ettiğimiz ayrımcılığa uğrayan en önemli grubu kadınlar oluşturmaktadır aslında. Ulusal, kültürel ayrımcılığa bir de egemen erkek baskısının eklenmesiyle toplumdaki en zayıf halkayı kadınlarımız oluşturmaktadır. Kadının sömürüsüne dayalı bu tabloyu değiştirmek adına bizzat bölge kadınlarının ciddi çalışmaları var. Dışarıdan ithal ve kendi dinamiklerine dayanmayan ısmarlama çabaların çok büyük bir faydasının olacağına inanmıyorum.
Damla Akgül: Eserlerinize gelecek olursak “The Dolls” adlı videonuzdan çok etkilendim. Bu videoyu çekmeden önce sizi buna iten şey neydi?
Erkan Özgen: Bu videoyu yapma nedenim kadının içinde bulunduğu yaşama dikkat çekmekti. Kendi geleceğini kurgulayan genç kızların geleceklerinin büyük trajedilere ve umutsuzluğa gebe kaldığını anlatan bir video.
Damla Akgül: “The Lost Body” adlı videonuzu Serdar Öcal şöyle tanımlıyor:“Kayıp, çıplak bir beden, postallarını giymiş, ayağında sektirdiği topla, uzun ve dolambaçlı bir yolculukla ülkeyi baştanbaşa dolaşıp huzur ve mutluluk ikame etmeye çalışıyor, histeriye yakalanmış bir ruh haliyle. Bedenin, topu oldukça uyumlu ve ideal bir kıvraklıkla denetiminde tutma çabası, düşük bir tempoyla başlayan ve zaman zaman yükselen bir gerilimle ne zaman ve nerede şiddete dönüşeceğini beklemeye ve görmeye koyulduğunuz, finale kadar devam eden, 4,5 dakika süren ve izleyenleri geren, uzun soluklu bir “topu kontrol” mücadelesi…’’. Ülkemizde yıllardır özellikle Kürt coğrafyasında fazlasıyla karşılaştığımız “huzur ve mutluluk’’ vaat eden ve tıpkı videodaki gibi ne zaman şiddete dönüşecek diye korkuyla beklediğimiz denetim altında tutma çabaları hakkında neler söylemek istersiniz? Ayrıca niye postal? Diyebilir miyiz ki yaşadığınız coğrafya ya da ülke ve militarizm arasında bir bağ var?
Erkan Özgen: Toplumun manipüle edilerek denetimde tutulması, iktidarın temel amacıdır. Futbol dünyanın her yerinde bu amaca hizmet eden güçlü araçlardan biridir sadece. Bizde bunun gibi araçlara “postallar’’ da eklenir. Bizim coğrafyamızda direkt Kürtleri hedef alan “huzur ve mutluluk’’ vaat eden Karaoğlanvari programlar, projeler Kürtleri oyalayıp manipüle eden ve daha sonra şiddete dönüşen araçlar olmaktan öteye geçememiştir. Demokratik açılım projesine halkın kuşkuyla yaklaşmasının temelinde Kürtlerin yaşadığı acı tecrübelerin psikolojik altyapısı vardır bence. Sosyal demokrat-sol söylemler yerini dini-muhafazakâr söylemlere bırakmıştır. Ama bütün bu söylemlerin yedeğinde şiddet ve militarizm vardır. 
Damla Akgül: Türkiye’de sanat icra edilebilir ilan edilmiş kentler belli. Neden Diyarbakır?
Erkan Özgen: Diyarbakır’da sanat çalışmalarımı sürdürme isteğim tamamıyla tercihen olmuştur. Diyarbakır’da sanat faaliyetini büyütmek-yaymak ve küçük bir merkez oluşturma hedefim vardı. Ama yıllar geçtikçe bunun çok zor olduğunu gördüm. Buna rağmen bu tercihimi değiştirme niyetim yok. Güçlü bir bireysel-sanatsal altyapıya sahip olmak, merkez-sanat fenomenine takılmadan alternatif merkezler oluşturabilir bence. Diyarbakır’da bu gücü ve enerjiyi bulabiliyorum. Diyarbakır bunu gerçekleştirebilecek bir potansiyele sahiptir bence. Zaman, hepimize gösterecek bunun doğru olduğunu.
Damla Akgül: Son olarak amaçlarınızın ve hayallerinizin neresindesiniz? Erkan Özgen daha neler üretecek?
Erkan Özgen: Yaşam biter amaç ve hayaller bitmez. Açık ifade etmek gerekirse hayallerim yok, sadece yaşamımı anlamlandırma çabam var. Bütün yaptığım bu.