Boğaziçi'nde "Çağdaş Sanat" Röportaj Dizisi, 2010
Ferhat Özgür (Ankara, 1965)


Ülkü Tükenmez, ulkutukenmez@gmail.com
Edited by Hazal Tuğçe Şenol, tugce.senol@boun.edu.tr


Ferhat Özgür Hacettepe Üniversitesi’nde bir profesör ve aynı zamanda disiplinler arası çalışan bir sanatçı. Takipçilerinin ve sanatseverlerin hakkında birçok bilgiye ulaşacaklarını umduğum bu söyleşide ince ve mütevazı kişiliğiyle Ferhat Özgür’ün başarılarının arkasında yatan sağlam karakterinin izlerini hissetmemek mümkün değil.
Ülkü Tükenmez: Sanatla tanışmanız nasıl oldu? Sanatta karar kılmanız nasıl bir süreçti?
Ferhat Özgür: Sanatla tanışılan özel bir an var mıdır acaba bilmiyorum. Pek çok sanatçı sanatla tanışmasına öyle olağanüstü noktadan bakar ki bu tanışma anı adeta mitleştirilir. Öyle yapmak istemem. Ben Ankara’da doğdum, büyüdüm ve halen bu kentte yaşıyorum. Varoşta yaşıyor olmamıza karşın kentin göbeğinde yetiştim. Haliyle Ankara’daki galerileri, sergileri lisedeyken bile düzenli olarak gezerdim. Ortaokul ve lisede ilginçtir resim yerine müzik dersi okudum. Fakat ortaokuldayken her hevesli ressam adayı gibi ben de fotoğraflardan aile portreleri çizerdim. Sanat, edebiyat, müzik ve sinema lise hayatım boyunca tutkun olduğum alanlardı. Ailem ne olmak gerektiği konusunda beni tamamen serbest bırakmıştı ve zaten bu konular da onların bilgi ve deneyimini aşmaktaydı. Sonunda üniversitede sanatta, dolayısıyla resimde karar kıldım.
Ülkü Tükenmez: Sanat eğitimi almak istemeniz kendi istekleriniz doğrultusunda mı oldu, yoksa çevreden başka yönlendirmeler oldu mu?
Ferhat Özgür: Doğma büyüme dostum olan Muzaffer Evci, bendeki resim yapma tutkusunu başından beri öyle sahiplenmişti ki Gazi Üniversitesi yetenek sınavına girmeye karar vermem tamamen onun sayesinde oldu. Lise son sınıftayken beni o zamanlar Gazi’de öğrenci olan Seçkin Özel ile tanıştırdı. Seçkin beni desen konusunda yetiştiriyordu. Bir yandan da haftada bir gün okul sonrası Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi Resim-İş Eğitimi Bölümü’nde Nur Gökbulut’un Temel Sanat Eğitimi atölyesine konuk öğrenci olarak gidip derslere katılıyor, onun sayesinde kendimi geliştirmeye çalışıyordum. Nur Gökbulut bana orada sanat aşkını aşılayan ilk hocamdır. Bu üç kişinin sanatta karar kılmada çok büyük desteklerini aldım.
Ülkü Tükenmez: Çocukluğunuzda ailenizin yoksulluğundan bahsediyorsunuz bir söyleşinizde. Bu noktadan bakılınca, Türkiye gibi sanat yoluyla geçinmenin zor ve hatta imkansız olduğu bir coğrafyada daha garantili bir meslek dalında karar kılmak varken, sanat gibi zor bir alana yönelmeye nasıl cesaret ettiniz?
Ferhat Özgür: Evet dediğim gibi, biz fakir bir aileydik. Babam annemle evliliğinden sonra bir başkasıyla da ilişki kurmuş ve bu ilişkiden iki çocuğu olmuştu. Ekonomik sıkıntılar babamın çok erken yaşta hayata veda etmesine yol açtı. O vakitler ben 14 yaşındaydım, beş kardeşin en küçüğüydüm. İki ağabeylerim babamdan kalan para ile bir taksi alıp evi geçindiriyorlardı. Annem ise dul maaşıyla beni okutmak için hep çabaladı. İstediği üniversite okumamdı. Yapmam gereken şey bana harcanan emekleri boşa çıkarmamaktı. Çok okumaktaydım. Müzik, edebiyat ve sanatsız olamıyordum. Bilmiyorum kanımda vardı herhalde. Dünyaya yeniden gelsem yine sanatı seçerdim diyorum. İnsan bir şeye aşkla bağlıysa onun maddi getirisi olup olmadığını hiç sorgulamıyor. Bugünkü kuşaklara bakıyorum da, çoğu üniversite sınavını kazanamadığı için sanat bölümlerini tercih eden gençler. Bizde öyle olmadı. Sanatı seviyorduk ve o yoldan gitmek istiyorduk.
Ülkü Tükenmez: Eserlerinizde kültürel, siyasal ve toplumsal eleştirileriniz ve gözlemleriniz görülüyor; kimi sanatçılara göre sanat böyle işlevlendirilmemeli, siz sanatın işlevi konusunda ne düşünüyorsunuz?
Ferhat Özgür: Sanat hayatının içine girdikçe kendinize göre sanatın işlevini de sorgulamaya başlıyorsunuz. Başlangıçta sanatı hep “görsel ve estetik haz uyandırma” aracı olarak algılayageldik. Eğitimde de bize ilk söylenen buydu: Ne yaptığın değil nasıl yaptığın önemliydi. Dolayısıyla öykü anlatmaktan, sanatı hikâyeleştirmeye indirgemekten hep korkar olduk. Bugün hala bunun böyle olması gerektiğine inanlar var. Bu bir tercih. Ama önemli olan sizin sözünüzü hangi kulvarda söylemek istediğinizdir. Ben son dönem yapıtlarımda dediğiniz gibi, eleştirelliğe ve toplumsal meselelere odaklanıyorum. Çünkü böyle hissediyorum, böyle yapılması gerektiğine inanıyorum. Hatta çoğunlukla bize söylenenin tersine, sanatta nasıl yaptığın değil, ne yaptığın önemlidir diyebilirim. Ama bu estetikten tamamen koptuğum anlamına da gelmiyor. Görsellik isteseniz de istemeseniz de sanatın doğasında var. Siz istemeseniz bile o sizi bir yerlerden gelip bulur. Ben sanatın, kültürel, politik, toplumsal olguların altını çizen, izleyiciyi belli meseleler üzerinde durmaya davet eden, onlara bu meseleler üzerinde sorgulama alanları açan kültürel bir mekanizma olduğuna inanıyorum.
Ülkü Tükenmez: Sanatınızın toplumsal ve politik öğelerden etkilenmesini nelere bağlıyorsunuz?
Ferhat Özgür: Hangi coğrafyada yaşıyorsanız yapıtınızı o coğrafyanın kültürel ve toplumsal koşulları biçimlendiriyor. Küreselleşme sürecinde kent, göç, kültürel kimlikler, kentsel değişim ve dönüşüm ile bu değişimlerin bireyler üzerindeki yansımaları ağırlıklı olarak ana konularım arasında. Yapıtlarımda hissedilebilir bir politik duruş ve anti militarist yaklaşımlar da var. Bunu Türkiye’nin içinde bulunduğu dönemeçle ilişkilendiriyorum. Bu koşulların olumsuz yansımalarından çok etkileniyorum. Bunların yapıtlarıma yansımaması imkansız. Türkiye militarizmi kutsallaştırmış. Kentleşme sadece biçimsel anlamda ve olağanüstü bir deformasyonla gerçekleştiriliyor. Ötekine olan tutumumuzda belirgin bir anti-demokratiklik söz konusu. Tüm bunlar yapıtlarımı tematik olan belirleyen koşullar.
Ülkü Tükenmez: Resimde kullanılmış ve kullanılmakta olan farklı tekniklere bakışınız nasıl? Örneğin, Jackson Pollock’ın devasa boyutlardaki tuvallere boyayı dökme ve fırlatma yöntemiyle yaptığı resimler ve Yves Klein’in fire painting’lerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ferhat Özgür: Pollock’un resmi beden ve ifade arasındaki ilişkinin en güçlü yansımaları. Erken dönem resimlerimde Soyut Dışavurumculuktan çok etkilendim. Onların boya ve yüzey ilişkisini nasıl deneyimlediklerini anlamak için bir dönem sadece böyle işler yaptım. Olağanüstü haz aldım. Klein’in tek renk resimlerinden çok etkilendim. Yalın ama o oranda metafizik anlamları olan, yüzeyin ve rengin sınırlarını zorlayan bu resimlerine özendim. Klein fire painting’lerde zaten farklı bir uzaysallık ve zamansallık ilişkisi öneriyor bize.
Ülkü Tükenmez: Özellikle “Şehir Defteri” adlı serginizde (2009, Yapı Kredi Kazım Taşkent Sanat Galerisi) fotoğraf ve video çalışmalarınızın da olduğu görülüyor, kendinizi “ressam” veya “fotoğrafçı” olarak mı tanımlarsınız yoksa daha genel bağlamda sanatçı olarak mı? Nedeni nedir?
Ferhat Özgür: Sanatçı demek lazım. Resim kökenliyim. Resim hep yapıyorum. Fakat hani bunu benim söylemem biraz doğru kaçmayacak ama çok üretken ve sürekli çalışan birisiyim. Dolayısıyla bir sergide tüm işlerinizi ortaya koymak mümkün olmuyor. Her mekan buna el vermiyor. Birkaç sergilik resim ve desenler var elimde ama bir o kadar da fotoğraf ve video yapıyorum. Yapı Kredi Kazım Taşken Sanat Galerisi’ndeki sergimde, evet video ve fotoğrafları sergiledik, çünkü onlar tek bir bağlamda üretilmiş son on yılın işleriydi. Özetle disiplinler arası çalışan bir sanatçıyım.
Ülkü Tükenmez: Bence eserleriniz çoğunlukla biz’e hitap eden, toplumun çoğu kesimini bir yanından yakalayıp etkileyebilecek izler taşıyan türde ve değerde eserler. Siz eserlerinizin kime hitap ettiğini veya tam olarak kimler tarafından anlaşılabileceğini düşünmektesiniz?
Ferhat Özgür: Hedeflediğim belli bir kesim yok. Ama bakın yapıtlarım size hitap etmiş ve buna çok sevindim. Bir sanatçının en büyük isteği onaylanmak ve kabul görmektir. Ama sanatçı yapıtlarını üretirken bunu düşünmez. Bir yapıt kendi içinde taşıdığı derinlik ve altını çizdiği sorunsallarla izleyiciyle buluşur. İzleyiciyi yok sayan hiçbir şey de yaşayamaz. Yapıtlarımı hayatın içinden oluşturmaya çalıştığımdan olsa gerek onlar izleyiciyle temas kurabiliyorlar.