Boğaziçi'nde "Çağdaş Sanat" Röportaj Dizisi, 2010
Gülçin Aksoy (Samsun, 1965)


Nilgün Yelpaze, Boğaziçi Üniversitesi
Edited by Hazal Tuğçe Şenol, tugce.senol@boun.edu.tr


Çağdaş sanat, beden politikası dediğimiz şeyle aslında çok iç içe ilerliyor. Feministler açısından beden politikasının önemi son yüzyılda gittikçe artmış durumda. Bu yüzden sanata feminist duyarlılıkla yaklaşan ve analizini böyle bir perspektiften yapan kimseler için Television Bra bile tıpkı televizyon gibi, kamera gibi, ya da işi ortaya koyarken kullanılan herhangi diğer bir alet gibi kadın bedenini nesneleştiriyor denebilir. Özneler erkekken ve kadın cinsine ait bütün unsurlar nesne düzeyinde kalırken kadın bir sanatçı ile röportaj yapmak yani işin öznesi olmuş, erkek iktidarını kırmış birisi olması benim için önemliydi. Bu süreç Batı’da olduğundan daha yavaş gelişiyor Türkiye’de. Soruları hazırlarken de kafamdaki bu düşünceleri temel olarak almaya çalıştım. Ve Gülçin Hanım’ın cevaplarında da gördük ki, klasik sanat anlayışında kadın hakikaten masadaki bardaktan farksız. Peki, 21. yüzyılda ne değişti? Belki klasik sanatın o erilliği kayboluyor ve toplumsal cinsler arasındaki hiyerarşi, keskin ayrım gözden kayboluyor ama yine de üretilen yeni insan bedeni de eril ya da değil bir tür seksizmin gazabına uğruyor gibi bir düşüncem vardı. Gülçin Aksoy üretimlerinde çok fazla insan bedeni üzerinden gitmediği için yani doğruda bedeni görsel malzeme olarak sunmadığı için kendisine bu konuda çok fazla soru yöneltemedim. Ama en azından röportaj üzerinden kadın olarak bu alanda var olmanın zorlukları ve artık nesneleştirme sürecinin hem kadın hem erkek bedenlerini kapsadığı sonuçları çıkıyor. Bunun dışında, içerik üzerinden de birkaç şey söylenebilir. Yapılan şeyin anlamsızlığının özellikle makbul sayılmasına rağmen, Gülçin Aksoy’un politik kaygıları, muhalif bir kimliği ve gündeme dair mesaj iletme kaygısı bulunuyor. En önemli aracını internet oluşturuyor bütün bunların. Ancak bütün bu kaygıların varlığı bende bir izleyici olarak algıladığım işlere bakışımı belirliyor. Böylelikle anlamlandırma sürecim bir yere kadar kontrol altında tutulmuş oluyor ve açıkçası bu beni çok rahatsız etmiyor.
Nilgün Yelpaze: Öncelikle kendinizi kısaca tanıtabilir misiniz?
Gülçin Aksoy: 1965 yılında Samsun’da doğdum. İstanbul’da yaşıyor ve çalışıyorum.
Nilgün Yelpaze: Şu anda çalışmalarınızı sürdürdüğünüz Atılkunst'tan bahsedebilir misiniz? 
Gülçin Aksoy: Atılkunst rastlantısal olarak, bir araya gelmekle, karşılaşma ile oluşmuş bir birliktelik. Bir misafirlik programında şaka ile başladı, isminin Atılkunst olması tamamen tepkisel bir espriden çıktı, biz de bu kendiliğinden oluşa müdahale etmedik. Mimar Sinan Halı Atölyesinde gelişti, şimdilerde nerede çalışıyorsa orada üretmeye devam ediyor. Atılkunst olmadan önce de bireysel sanat etkinliklerini sürdüren 3 kişiyiz. Yani kişisel etkinliklerimiz bir yandan devam ediyor, Atılkunst üretimimin tümünü kapsamıyor, benim için aslında o üretimlerin bir sonucu. Atılkunst olarak temelde internet üzerinde varlık gösteriyoruz, her hafta sonu gündeme ek olarak yolladığımız dağılımı serbest olan bir Atılkunst sözü var. Öte yandan bir takım sanat etkinliklerinde de yer alıyoruz, katılımcı ve ucu açık projeler üretmeye devam ediyoruz.
Nilgün Yelpaze: Atılkunst'un çıkartmalarına baktığımızda dikkatimizi iki şey çekiyor, birincisi kalıcılığı ikincisi de dağılımının kolaylığı. Bu ve buna benzer kaygılar bir eseri başka bir insanla buluştururken izlenen yöntemler arasında internetin yerini sizin açınızdan nasıl bir yere koyuyor?
Gülçin Aksoy: İnternet yukarıda da belirttiğim gibi, temel olarak varlık gösterdiğimiz bir alan. Hele de çıkartmanın sanal olanı en güzel internette dağılıyor, isterseniz basıp yapıştırabilirsiniz, bizden çıktıktan sonra kim isterse sahiplenebilir ya da sahiplenmez. Biz o sözü mülkiyet alanından çıkartıyoruz, çıkartmaları yollarken lütfen iletiniz yazıyoruz ve ne kadar çok kişiye ulaşırsa ulaşsın. Çıkartmaları gündem fazlası başlığı altında yolluyoruz. Yani hem gündemin belirlediği hem de belirleyemediği bir söz alanı açmak derdindeyiz. Söz ya da üretim dağılmalı, sahipli kılınmamalıdır. Şu an bunu yapabilmenin en güzel yolu interneti kullanmak. Tabi ki internet kullanımı da niyete bağlı olarak değişir, yani sahiplenme, etiketleme artık net ortamı içinde geçerli ve hatta kazanılan meblağlar pek büyük. Biz bu alanı paylaşım alanı olarak görmeye niyetliyiz. Dağılabilmenin, paylaşabilmenin yöntemlerinden birini kullanıyoruz.
Nilgün Yelpaze: İktidar duygusuyla sorunu olan işleriniz göze çapıyor. Peki, tasarımcının, sanatçının 'alıcı' üzerindeki iktidarının kırılabildiği an var mıdır, o an nerede ve ne şekilde gerçekleşir?
Gülçin Aksoy: Evet, tanrılarla aram hiçbir zaman iyi olmadı. Güncel sanatın Türkiye de ki gelişiminde baştan beri rol oynayan biri olarak, alıcı meselelerine çok kafa yormadım ama izleyici meselesine hep yordum--burada alıcı ve satıcı meselesini de yadsımıyorum tabii--izleyici üzerinde bir güç oluşturan sınırları işinizi kapatmayarak açık uçlu kırarsınız. Benim için yöntem içerik düzleminde, yani fikirsel bazda ilişkiler kurarak, izleyiciye hareket alanı ve inisiyatif bırakarak gerçekleşir. Gerçekleşme karşılaşma anıdır, bu bazen işi görüp çıktığınızda da olur ki kendi adıma beni etkileyen ya da kendimi iyi hissettiğim birçok iş, daha sonra fikri geliştirerek kafamda birden oluşan karşılaşma anlarıdır, yoksa bir anlık yaşanan bir espri ya da işin içersinde yer alan küçük bir düğmeye basmak değil.
Nilgün Yelpaze: Gündelik hayatta iktidarın yeniden üretildiği alanlarda kafa karıştırmak, soru sordurmak, itiraz etmek gibi amaçlar güdüyor musunuz çalışmalarınızın konularını belirlerken?
Gülçin Aksoy: Bu yazdıklarınız ister istemez oluyor, sonuçta insan yavrususunuz ve dünyaya gelmekle beraber başlayan sorularınız var. Size eklenen bir sürü kimlik, beklentiler, yaptırımlar var. Kimilerini bünye kaldırmıyor, Dolayısı ile ne ile uğraşırsanız, neyi dert edinirseniz onu yaparsınız. Dünyanın geldiği bu günkü noktada yukarı da saydıklarınızdan kaçış yoktur hem internetin de bunda büyük payı vardır. Fakat ayrıca belirtmek isterim ki sorularım, itirazlarım öncelikle kendimedir, izleyici ister katılır ister katılmaz bu kişinin tercihine ya da işin kurduğu diyaloga bağlıdır, zorlayıcı değildir olmamalıdır.
Nilgün Yelpaze: Haksız Tahrik sergisinde de bulunmanızdan yola çıkarak kadın bedeninin genel anlamda ve asıl özellikle sanatsal üretimlerde konumlanışına dair neler söyleyebilirsiniz?
Gülçin Aksoy: Bu coğrafya söz konusu ise beden meselesi oldukça önemlidir. Bedenin özgür kılınması önemlidir. Kadın veya erkek, bedeni ayrıştırmak, ayrıştırdığınızda bir yarıyı gizlemek bir elinizi kullanmamaktır. Kadının bedeni ile bir bütün olarak algılanmadığı yerde söylenecek tek söz iktidar mekanizmasının erkek olduğu ve ona hizmet ettiğidir. Sanatsal üretimlerde çokça kullanılmasının nedeni ise bu eksiklik nedeni iledir. Bu dünyada geçici bir sure ile sahip olduğunuz tek şey aklı ile bütün olan bedeninizdir onunla ne yapacağına ne olursa olsun kişinin kendisi karar vermelidir. Haksız Tahrik sergisinde yer alan işim ise, bütün spekülasyonların, erkek mantalite tarafından kadın bedenine dair yapılması ile ilgiliydi ve faturanın kadına çıkması ile.
Nilgün Yelpaze: Sizce “new media art” nedir?
Gülçin Aksoy: Ortak uzlaşım teknoloji temelli sanatsal yaklaşım olduğu üzerine. Özellikle de internet ile bağlantılı sanatsal yaklaşımlar yeni medya olarak adlandırılıyor. Günümüzde teknolojik gelişmelerden uzak durmanın imkanı yok--yine internet sayesinde--en geleneksel medyumları kullananlar bile bugün maillerine bakıyor. Sanat yapıtı dediğimiz şey her zaman aracılara ihtiyaç duydu ve hatta bu aracı ilişkisinden doğdu. Dolayısı ile bu günün teknolojisi ile dertlenen sanatçının yeni medyalarla uğraşması kaçınılmaz. Yeni medya sanatına ‘zamane sanatı’ desem çok garip kaçmaz diye düşünüyorum.
Nilgün Yelpaze: Peki çağdaş sanat ya da “new media art” kadın bedeni üzerindeki nesneleştirme başta olmak üzere çeşitli baskılara ya da kadın sanatçıların üretimlerine yeni eleştiriler ya da yöntemler getirebilen akımlara sahip midir ve özellikle 3. dalga feminizm gibi akımlarla ya da kendi çağdaşı ideolojilerle nasıl etkileşim içerisindedir?
Gülçin Aksoy: Tabi ki etkileşim içindedir. Artık sadece kadın bedeni nesneleştirilmiyor erkek bedeni de bundan payını alıyor. Dediğim gibi bedeni ikiye bölerseniz nesneleştirme kaçınılmaz olur. Klasik sanat içerisinde zaten kadının yeri yoktur. Kadın resim içersinde bir objedir, masadır bardaktır. Bakış açısı tamamen erkektir. Bu anlamda yağlı boya da erkektir. Hatta kadının resim yapma hakkı bile yoktur, çünkü kadın el işleri ile uğraşır bunlar zanaattır. Akılsal olan sanatsaldır. Bir yüzyıldır yaşanan kırılmalar yüksek sanat ayrımını ortadan kaldırmış, sanatın bugün geldiği noktada her tür “medium” bakış açısına kurban edilmiştir. Zira gelişen teknolojiler kutsanan bir takım medyumların yerini almıştır. Bana göre güncel sanat bu günkü halini kadın sanatçıların varlığına borçludur, daha insancıl daha paylaşımcıdır. Tabii bu çok uzun bir konu…
Nilgün Yelpaze: Sokağın sanatla ilişkisi, kadının sokakla ilişkisi ve kadının sanatla ilişkisi. Ayrı ayrı düşünüldüğünde çeşitli cevaplar verilebilir ancak üçünü bir arada düşündüğünüzde deneyimleriniz üzerinden aktarabileceğiniz önemli noktalar nelerdir? Siz rolleri değiştirmeyi, bu ilişkileri alışageldiğimizin tersine çevirmeyi başarabildiniz mi?
Gülçin Aksoy: Kadın sokakta, evde, sanat ortamında her yerde kadın olarak olabilmeli. Çoğu kez bu alanlarda olmak için erkek taklidi yapmanız gerekir -yani mecazi anlamda- ne zamanki bu rolü yapmaktan kurtuluruz o zaman bedenimizle bütünleşiriz diyorum. Ben hem sanatçı kimliğimle, hem hoca, hem evli ve çocuklu hem de her zaman muhalif kimliklerimde tipik bir zamaneyim. Buraya gelene kadar herkes gibi birçok aşamadan geçtim. Kendi adıma başardıklarım var, rolleri değiştirmek öyle kolay değil ama değiştirdiğim zamanlar var.
Nilgün Yelpaze: Eklemek istediğiniz başka şeyler var mı?
Gülçin Aksoy: Kolay gelsin…