Boğaziçi'nde "Çağdaş Sanat" Röportaj Dizisi, 2010

Gülsün Karamustafa (Ankara, 1946)

Zeynep Kürük, nzeynepkuruk@hotmail.com

Gülsün Hanım beni röportaj için Cihangir’deki evinde ağırlıyor. Kısa tanışma faslından sonra mutfağa geçiyoruz, çaylarımızı da alınca sanki sohbet etmeye gelmişim gibi hissediyorum. Hazırladığım sorular neydi, hangi sırayla soracaktım unutuyorum… 2007’de YKY kültür merkezinde ‘Sineması’ başlığı ile açtığı sergisinden sohbetimiz başlıyor.

Zeynep Kürük: ‘Şehirde Gizli Panter Modası’ epeyce yer etmiş zihnimde, hem videonun anlattıkları hem de sergi salonunun ‘yeni’ hali… Sergi salonu bir sinema haline gelmişti ve kadınların dünyasına dair kısa bir film izlemiştik aslında…

Gülsün Karamustafa: Aslında o galeri benim senelerdir önünden geçip de ‘Tanrım bana kimse bu galeride bir şey yaptırmasın, tahammül edemeyeceğim kadar kötü bir mekân…’ diye düşündüğüm bir yerdi. Fakat en sonunda döndü dolaştı bana geldi. Geldiği zaman da çağdaş veya güncel sanatla uğraşan bir sanatçı olarak kendime göre bir mekân oluşturmam söz konusuydu, ben Beyoğlu’nun eğlence kültürü meselesinden yola çıktım. Ve o eğlence kültürünün zamanında açık olan Saray sinemaları vs. ve şimdi onun bu nostalji ile büyütülen, légende haline getirilmeye çalışılan bir geleneğinden yola çıkarak dedim ki en güzeli burayı böyle bir sinema salonuna dönüştürmek ve içinde video filmlerimi göstermek. Orada video filmlerimi duvara da yansıtıp gayet sade bir şekilde de gösterebilirdim. Nitekim o filmler o mekândan ayrılarak benim elimde kaldı ve onlar şimdi başka başka alanlarda, mekânlarda o sinema bağlamından ayrı gösteriliyor. Ben orada hem Beyoğlu’nun eski dönemine gönderme yapmış hem de anlatmak istediklerime bir kabuk oluşturmuş oldum.

İki katlı bir sinema salonuna dönüştürmüş oldum ayrıca, üst katta senin dikkatini çeken Panter Kadınlar var ki onun da çok güncel bir çıkış noktası var. Çünkü o kadının bedeni ve kadının bedeninin üzerindeki güç odaklarıyla ilgili o günlerde çok tartışmalar vardı, üniversiteye giremeyen başörtülü kızlar tartışıyorlar, öte taraftan Abdullah Gül’ün karısı nasıl giyinsin, bizi nasıl temsil eder bu konuşuluyor yani devamlı kendi ağzından konuşamayan kadının üzerinde müthiş bir spekülasyon yapılıyordu bu film aslında bütün bunlara göndermeydi. Bu kadınlar kendi seçimleri olan bir günü geçirmek üzere birleşiyorlar böyle biraz yer altı bir muhabbete giriyorlar ve yer altında bunu çok büyük bir sadelikle paylaşıp, çok güncel bir şekilde yaşayıp sonra da evlerine gidiyorlar. Evleri de aslında bütün bu tartışmaların olduğu, gerçekten belki kendilerinin dayak yediği, sömürüldüğü, akşam yemeği hazırlamak zorunda oldukları, çocuklarının ve kocalarının işlerini yapmak zorunda oldukları bir dünyadır. Dolayısıyla, o dünyadan kopup belli bir zamanda kendilerine ait bir alanda kendi istediklerini yapabilir kadınlar halinde düşündüm ben onları ve çok da iyi ifade etti kendini herhalde ki dünyanın neresinde gösterirsem göstereyim anlatmak istediği anlaşıldı diye düşünüyorum.

İkincisi alt katta başka bir film vardı. O da mekânın kendi içinden çıkarttığı bir sonuçtu. Çünkü bu bir bankaydı, bir banka galerisiydi ve bu bankanın bir arşivi vardı. Bu arşivi talan ederek, İstanbul’da denize girilebildiği, 60’lar 70’ler zamanlarının çekimlerini buldum ve olduğu gibi üzerinde oynamadan gevrek ve biraz dramatik bir erkek sesinin görüntüleri anlattığı bir video film haline getirdim. Bu videonun da çok farklı şekillerde geri dönüşü oldu, kendisini videolar görenler, videonun bir kopyasını isteyenler çıktı.

Üçüncü bir film daha vardı o da fuayede girişte gösteriliyordu. Onda da yine mekân ve çevreyle bağ kuran ve bu bağı geliştiren bir şey vardı. Beyoğlu’nun daha yakın geçmişine bir göndermeydi, kapının önünde oturan Punk’çılar. Onların izini sürüp, geceleri konserlerine gittim, bana stüdyo kayıtlarını dinlettiler… Aslında aralarına gazeteci gibi kimseleri almıyorlar ama güven ve iletişim içinde bu filmi de yapmış olduk.

Zeynep Kürük: ‘Video art’ denilince akla ilk gelen isimlerden biri Bruce Nauman, sizin çalışmalarınız daha farklı, daha çok bir hikâyesi ya da sosyal mesajı olan çalışmalar, mesela ‘Meydanın Hafızası’ adlı video filminiz gibi bu bağlamda video sanatını nasıl yorumlarsınız?

Gülsün Karamustafa: Video sanatçıya sonsuz imkânlar kapısı açan bir ortam. Tüm sanatçılar performans, enstalasyon gibi istediğini istediği şekilde kullanabilir ya da ifade edebilir video sanatıyla çünkü biçimleri çok iyi ve çeşitli şekillerde kullanılabiliyor. Benim eserlerimin bu şekilde olmasının ise ‘yaşanmışlıkla’ ilgili olduğunu söyleyebilirim. Anlatacak çok şeyleri var, bunu sanatın içine koymak önemli. Estetik kaygının ya da Pazar kaygısının önde olması eserin içeriğini de etkiliyor. Bir de dönem dönem yükselen trendler var. Ancak bunların hiçbiri eseri kötü de yapmaz o nedenle estetik ya da içerik kaygısı taşısın önemli olan iyi işler olması.

Zeynep Kürük: Videolar dışında bir de uzun metrajlı bir filminiz var; ‘Benim Sinemalarım’, o projenin sanatınıza etkisi nasıl oldu?

Gülsün Karamustafa: ‘Benim Sinemalarım’ aslında uzun zaman öncesine ait ve tecrübesizce giriştiğim bir işti. Tecrübesiz de olsa cesaret göstermiştik, aslında başarılı da olmuştu birçok festivali gezmiş hatta bir de ödül alıp Türk sinema tarihinde yerini almıştı. Video çalışmalarıma şüphesiz katkısı çok büyük oldu, farklı bir deneyimdi.

Zeynep Kürük: Tekrar böyle bir proje düşünür müsünüz?

Gülsün Karamustafa: Şimdilik böyle bir düşüncem yok ama olabilir de…

Zeynep Kürük: Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olmuşken, istifa etmişsiniz. Eğitim alanında kalmanın sanat hayatınızı etkileyeceğini düşünmenizin nedeni neydi?

Gülsün Karamustafa: Eğitim ciddiye aldığım bir şey o nedenle eğitimin içinde yer almak mı yoksa serüvene devam etmek mi diye düşündüğüm zamanlardı, bir de o sıralarda YÖK ortaya çıkmıştı ve bu durumda aslında birçok akademisyen rahatsızdı. Ben de illüstrasyon (kitap resimleme) işinin daha dürüst olduğunu düşünerek eğitimciliği bırakıp part-time böyle bir işe başladım. Belki devam etseydim şu anda prof. olmuştum ancak eğitimcilik şimdi de benim için farklı kurumlara devam ediyor. Danimarka Royal Akademide, Viyana ve Münih Güzel Sanatlar Akademilerinde seminerler, work-shoplar verdim. Bunlar olgunluk döneminin getirisi olarak daha zevk aldığım şeyler. Öğretmek değil de deneyimli bir sanatçı olarak paylaşmak çünkü ben de öğreniyorum bu çok daha tatmin edici. Bu çalışmaların kısa dönemli olması da önemli böylece kendi sanatıma ayıracak vaktim de oluyor.

Zeynep Kürük: En son mayıs 2009’da, Rodeo Sanat Galerisi’nde ‘Opening’ adlı karma bir serginiz vardı. Sergi açtığınız sanat galerilerinden ve Türkiye’deki çağdaş sanat müzelerinden konuşacak olursak şu anki durumu nasıl buluyorsunuz?

Gülsün Karamustafa: En başından başlayacak olursak, benim başladığım yıllarda 1970’lerde Türkiye’de tek bir sanat galerisi yoktu. Ama evreler geçirerek ve ayıklamalar yapılmadan birden bir sürü galeri açılmaya başladı 198’e kadar, 80’den sonra da bunlar ayrışmaya başladı. 1.Kalite 2. Kalite gibi ama aslında hiçbirinin bir stratejisi yoktu. 1990’ların başında da büyük gelişmeler yaşanmadı, her şey bir şekilde savruluyor gibiydi. Bu noktada Plastik Sanatlar Derneğinin aktiviteleri ve sanat fuarları önemliydi. Seçim yapmadan genç sanatçıların katılabileceği aktiviteler düzenliyorlardı, ‘Genç Etkinlik’ yeni isimlerin kendini gösterebilmesi için de bir fırsat oluyordu. Yine İstanbul’daki bienallerin bu alana etkisini belirtmek gerekir. Sonunda yavaş yavaş kendini ayrıştırmış, hedef belirlemiş galeriler oluştu ve bundan sonra da bu şekilde olacak herhalde. Zaten aktif bir sanat ortamı var. Aslında genele bakıldığında az bir zamanda önemli gelişmeler yaşandı.

Zeynep Kürük: Farklı disiplinlerden olsa da birçok sanatçının zaman zaman zorluk yaşadığı bir konu da telif hakları, siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Gülsün Karamustafa: Plastik Sanatlar Derneğinde üç yıl genel sekreterlik yaptım bu süre zarfında telif hakkı konusu bizim de üzerinde konuştuğumuz tartıştığımız bir konuydu. Şimdi internetle beraber bu konu artık içinden çıkılamaz bir hal almış durumda. Eskiden bir fotokopi meselesi vardı sadece… Genele bakacak olursak dünyada bizde olmadığı kadar tartışılan bir mesele zaten… Görsel olarak yüzlerce görüntü nette dolaşabiliyor, belki paylaşım daha iyi belki de ama çalınmış fikirler, görüntüler meselesi çözülmemiş bir problem olarak duruyor. Mesela resimlerin el değiştirip 2.el olarak satılması çok sık tartışılan bir şey, öncesinde küçük bir rakama satılmış bir eser, ikinci satışta büyük rakamlara satılıyor ancak telif sahibi bundan bir şey elde edemiyor. Türkiye’de ancak zaman zaman alevlenen bir konu… Plastik Sanatlar Derneğinde düzenlediğimiz konuşmalardan birinde bir Alman uzman Türkiye’deki telif yasasının aslında yorum ve işlerlik kazansa diğer Avrupa ülkelerinden çok daha iyi durumda olduğunu söylemişti, ne yazık ki biz bunu kullanmayı bilmiyoruz.

Zeynep Kürük: Bildiğim kadarıyla eşiniz de tasarımcı, işlerinizde paslaşmalar oluyor mu çalışırken?

Gülsün Karamustafa: Aramızdaki dayanışma çok önemli, ikimiz de mesleklerimize çok saygılıyız bu da hayatta elde edilebilecek en önemli şey. Yanındakinin ne yaptığını biliyor olmak, onun farkında olmak çok önemli. Çalışırken de mutlaka paslaşıyoruz, onun bakışı uzaktan ve eleştirel bir bakış olarak çok önemli benim için. Ayrıca artık üç kişi olduk, kızım da grafik tasarım mezunu bu bir sanatçı için büyük lüks iki grafik tasarımcıyla çalışıyorum ben!

Zeynep Kürük: 2010’nun başlarındayken hemen soralım, yakın zamanda bir kişisel sergi planınız var mı? Ya da karma bir sergide yeni işlerinizden örnekler görebilecek miyiz?

Gülsün Karamustafa: Sergi aralıklarını çok açmıyorum aslında, belki kişisel bir sergi olabilir. Bu sene British Council’in bir bursuyla Viyana’da üç aylık bir çalışma yaptım orada kişisel bir sergi açıyorum yakın zamanda, ayrıca seminerlerim olacak.