Boğaziçi'nde "Çağdaş Sanat" Röportaj Dizisi, 2010

Handan Börüteçene (İstanbul, 1957)

Andi Nahmias, Boğaziçi Üniversitesi, nahmias@boun.edu.tr

Savaş bir faciadır, müptezel, pornografik, iğrenç, insanlığın insanlığından çıkıp gittiği bir faciadır… Her tür şiddet de, terör de böyledir. İktidarların sivilleri yerle yeksan ettiği anlardır.”-- Handan Börüteçene

1957 yılında İstanbul’da doğmuş olan Börüteçene için, tarihine tutkuyla bağlı bir sanatçı diyebiliriz. İstanbul’da Güzel Sanatlar Akademisi’ni bitirdikten sonra eğitimine Paris’te devam eden Börüteçene’nin küçüklükten kalma bir hayali var: Bizans İmparatorluğu zamanında, İstanbul’dan Venedik’e kaçırılan dört atı; ait olduğu yere; Sultanahmet meydanına geri getirmek. Bu projenin peşini hiçbir zaman bırakmayacağının sözünü veren Börüteçene ile yapıtlarında sıkça kullandığı savaş görüntüleri üzerine keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik…

Andi Nahmias: 80’lerden bu yana üzerinde çalıştığınızı belirttiğiniz “Atların Dönüşü” fikri, 2010 İstanbul Avrupa Kültür Başkenti çalışma programına seçilmişti, şu an projeniz ne durumda ?

Handan Börüteçene: Atların Dönüşü’nü 2010 programından ayırdık; bağımsız devam etmesi daha doğruydu. Çalışmalarımızsa devam ediyor. Karşımızda Katolik dünyanın; Ortodoks dünyadan koparıp aldığı bir ganimeti geri vermekte “nazlanan” bir tavrı var. Ben sabırla, bütün bu durumlardan arınmış, sivil ve laik İstanbul’un temsilcisi olarak atlarımızı geri istiyorum.

Andi Nahmias: Altından borsa bandı geçen koltuklar, kanepeler sandalyeler ve yataklar… Neredeyse tüm eserlerinizde göze çarpıyor. Ve neredeyse tüm eserlerinizde tarihten ve günümüze getirdiklerinden yararlandığınızı görüyorum, bu özel bir tercih mi?

Handan Börüteçene: Bahsettiğiniz işlerim bir üçlemedir. Konu Irak savaşıdır. Aslında Irak Savaşı’nın özelinde, bütün savaşlar ve sivil dünyanın mahremiyetinin, onurunun tecavüze uğrayışının dillendirilmesidir. Savaş bir faciadır, müptezel, pornografik, iğrenç, insanlığın insanlığından çıkıp gittiği bir faciadır… Her tür şiddet de, terör de böyledir. İktidarların sivilleri yerle yeksan ettiği anlardır. 1991’de Körfez Savaşı’nda, insanlık tarihinde ilk defa televizyonlardan ‘naklen savaş yayını’ (!) yapıldı. Bu yayınlarda TV ekranın alt kısmında da borsa şeritleri geçerdi. Yani her şey göstere göstere yapılmaktaydı! Açık işaret şuydu: ‘PARA’ ! Tek hedef, tek değer, tek amaç… İlk işi 2002 de Lido’da (Venedik/ İtalya ) 2. Irak savaşı başlamadan önce savaş çığlıklarının atıldığı zamanda yaptım. İşin adı “Barış için ayrılmıştır-motus animi continuus”tu. Savaş başladı, o süreç içinde 2003’de İstanbul’da ikinci işi yaptım: “İki oda bir salon: huzur?” (Borusan sanat galerisi). İstanbul’da bombalar patlayınca diziye devam ettim ve 2004’de yine İstanbul’da “Kimdim buralarda? Yarın kim olacağım?” adını verdiğim işimi bir tür kamusal alan olan Fransız Kültür Merkezi’nin kafe/restaurantında yaptım. Bu mekanda insanların oturma elemanları üzerine kapladığım, ‘savaş anı’ görsellerinin üzerine oturmaları işte o naklen savaş yayınlarının bizler üzerinde yarattığı duyarsızlığın ispatı oldu. Şimdi bu dizinin sonunu hazırlıyorum.

Naklen savaş yayınlarının; nedenlerini göstere göstere yapılıp (Handan Börüteçe’nin kendi deyişiyle; ‘Para’!) bunun insanların hayatının bir parçası haline gelmesini; insanların bu yayınlardan sonra duyarsızlaşmasını, eleştirel bir dille anlatan Börüteçene, yakında bu üçlemenin son parçasıyla karşımıza çıkacak. Tarihine olan tutkusu ve işinde gösterdiği hırsıyla, meslektaşlarından kolaylıkla bir adım öne çıkan Börüteçene’nin bu son işiyle de bizi şaşırtacağından eminim.

Kendisi de aynı zamanda bir heykeltraş olan Börüteçe’ye dijital heykel konusunda başarılı bir sanatçı olan Robert Michael Smith’i sorduğumda; hiçbir maddenin sonsuza kadar kalmasını gerektiğini savunmadığını, dijital sanatın, birçok işi kolaylaştırdığını ve kendisinin de yeni fikirlere oldukça açık olduğunu belirtiyor. Ve de ekliyor; “Yeter ki, ‘geçerken sanat’ olmasın”. Çok az sanatçıda rastlayabileceğimiz; heyecan, hırs, inat, gerçeği olduğu gibi gösterme arzusu, simgeler, betimlemeler ve çarpıcı anlatımlarla harmanladığı işleriyle; gözlerinin yumulmasına asla katlanamayan Börüteçe’nin başarılarının daim olmasını dilerim…