Boğaziçi'nde "Çağdaş Sanat" Röportaj Dizisi, 2010 

İsmet Doğan (Adıyaman, 1957)

Şule Ünen, Boğaziçi Üniversitesi, unensule@hotmail.com

Çağdaş olma kaygısı ve yoğun yaşanılan beğenilmeme korkusunun yaratıcılığını arttırdığı ,onu güncel işler yapmaya yönlendirdiği görülen; Resim,enstalâsyon çalışmalarının   yanı sıra sinema afişleri sergisi de yapan İsmet Doğan, Kendi tanımlamasına göre sinemanın beden, kimlik ve iktidar üzerinden içimize sızışını, davranış biçimlerimizi yönlendirdiği “kristalleşmiş imgeleri” kendi öyküsü üzerinden sinema afişleri aracılığıyla yeniden ürettiğini söylüyor. “Güncel resim” olarak tasarlanan bu  afişler,  Kült filmleri yerinden ettiği gibi kendi resimlerini de afişe ediyorlar. Son yaptığı kusma işlerinin ise abjeksiyonun devamı olduğunu söylüyor. Abjeksiyonda bir anlamda batı resim tarihinin de konstrüksiyonunu yapmaya çalışmış. Penatratum ise kendi deyişiyle iktidarın ona dayattıklarına karşı verdiği mücadelenin özeti.

Şule Ünen: Ressam olmaya nasıl karar verdiniz?

İsmet Doğan:     Kendini  Anadolu’yu aydınlatmaya adamış , modernist resim öğretmenleri ve edebiyat öğretmenleri sayesinde, 12-13 yaşlarımda karar verdim. 25-26 yaşlarımda da hep sanat okumak istediğimi fark ettim. 1976-1979- yılları döneminde Siyasal bilimlere gidecektim çünkü solcuydum. Yani bir anlamda ciddi militandık o zaman. Sonra yok dedim, ben güzel sanatlar okuyacağım. Psikoloji ve felsefe okumak istedim lakin okulun puanı ve ekonomik bağımsızlık için gece bölümünü tercih ettim... Gece bölümü olduğu için gündüz çalışıyordum. İtü’nün de vardı aslında gece bölümü fakat ,12 Eylül öncesi  siyasal bilimlerin ve  bazı okulların  gece bölümleri yoktu. Anladım ki tek hayalim resim yapmaktı. Bazı şeyler özenmekle de başlar, biz de özeniyorduk tabii. Ama ben o sıralarda zaten resim yapıyordum. İlk sergimi Pertevniyal Lisesi’nde açtım. Hoca bize atölye vermişti. Çok iyi bir müdür atanmıştı okulumuza sanat ve edebiyat seven. Çok zeki bir adamdı. Sonra Kabataş’a gitti. Bir sınıfı atölye yaptılar. Ben de gidip orada çalışıyordum. Bir dönem atölye sorumlusu oldum. Çarşamba günleri orada çalışıyorduk, ama ben anahtarını almıştım ve diğer günler de çalışıyordum. Bir yazıda okumuştum,insan o yaşlarda da  karar verebiliyormuş .İstisnalar hariç o yazar da  öyle karar vermiş., mesala Francis Bacon geç başlıyor. Düşünüyor sonra başlıyor. Bazılarının ki  böyle , 35’inden sonra erkek olur gibi. ..

Şule Ünen: İlk Başladığınız  zamanlarda kimlerden ilham aldınız?

İsmet Doğan: Biz o zaman modern paradigma içinde düşünüyorduk , öyle yetiştiriliyor  ve  eğitiliyorduk. Dolayısıyla batılılaşma ve  batı hayranlığımız gelişiyordu…. Sonra ben Fransa’ya gittim. Fransa’da bana “sen bizi bizden daha iyi biliyorsun” dediler. Düşünebiliyor musun? Yani hakikaten öyleydik. Batıyı batıdan daha iyi biliyorduk. Çünkü öyle bir şeydi modern paradigma.  Hep oraya bakıyorduk ..O zamanlar  sanat alanında yani plastik  ve görsel sanatlarda görsellik çok azdı. Şimdi asistanlarla konuşuyoruz inanılmaz kitaplar var yetişemiyoruz. Metis bile kitap basıyor her daim sanat hakkında. Geçenlerde Mesafe üzerine çok iyi araştırılmış bir kitap okudum 2000’lerde çıkmış. Benim anladığım kadarıyla,sanata ve edebiyata aynı zamanda felsefe temelinde yaklaşıyor. Ayrıca ortaçağdan da bazı orijinal metinler kullanmış bu nedenle zevkle okuyorsun. Mesafeden bahsediyor ama bununla birlikte birçok alanda Plastik sanatları, edebiyatı da anlatıyor. O zamanlar bilgi kaynağı azdı Reprodüksiyonlar vardı. Onlara bakar kopya yapardık. Ama ben daha lisedeyken sinema artistlerinden yani filmlerden besleniyordum.

Şule Ünen: Çalışmalarınızda temayı nasıl belirliyorsunuz?

İsmet Doğan: Tematik yaklaşmıyorum. Öncelikli olan bir diskur, söylem ve bir bakış açısı oluşturuyorsunuz. Benim içimden geldi veya çıktı diye bir şey yok aslında. Bilinç dediğimiz şey aslında bilinçdışıyla ilişkili bir şeydir. Bilinci beslemeniz lazım sürekli. Bu iş sorgulama işi. Ama en önemlisi bir söylem , bir bakış açısı oluşturmanız lazım. Mesela ben sinemada  tematik olarak kendi tarihimi anlatıyorum, her hangi bir tema seçmiyorum.

Şule Ünen: Yeni bir çalışmaya  başlama sürecinizi anlatır mısınız?

İsmet Doğan: Sanatçı entelektüel değildir ama sanat bir bilgi işidir. Bazen hakikatlere ve sırlara vakıf olmak gerekir. Öyle üç tane iş yapmakla olmaz. Mesala Dostoievsky’nin  İletişim yayınevinden çıkan son baskısında,  o dönemdeki bütün tartışmalara, inanılmaz göndermeleri var.. Geçen gün asistana da anlatıyordum daha önceki baskılarda yok o göndermeler.. Dolayısıyla ya şimdi gelinen çağdaş sanat dediğimiz yani contemporary art dediğimiz, ya da art contemporain dediğimiz şey çok farklı.  60’lardan sonra  kavramsal sanat oluştu. Kavramsal sanattan sonra, sanat okuma ve yapılan sanatı yorumlama daha ciddi bir iş oldu. Artık lecture yapmak gerekiyor. Onun için de bazı bilgileri  örneğin, psikoloji bile bilmek zorundasınız. Yapılan göndermeleri okumaktan da zevk alıyorsunuz. Bütün bunlardan bağımsız birisi, niye kendinizi koydunuz buraya diyor mesela, ondan da zevk alınıyor.
Bir yapı inşa ediyorsunuz. Apartman gibi o yapıyı kuruyorsunuz. Bütün sanatların hepsi böyledir.. Roman da öyle.  Ben kavramsal sanat gibi yaklaşmıyorum. Bedensellik üzerine çalışıyorum. Bunun temel problematikleri var. O problematik üzerine zaten zaman içinde gördüğümü not ediyor, araştırıyorum. Mesela sinema üzerine çalışırken, sinemada araştırma yapıyorum. Özellikle bir konuyu saptayıp onu araştırmıyorum. Modernistler bir stil tutturuyor, onu sürekli  devam ettiriyor ve  o stilin esiri oluyorlar. Post-modernler “iyi bir şey olarak” 80’lerden sonra seri yapıyor.  80’lerde ilk sergi açtığımda bana dediler ki, İsmet farklı stillerde resim yapıyor. Ama hepsi aynıydı aslında. Sanatçı hep aynı şeyi yapar psikolojik açıdan. Yani en derinde hep aynı şeyi yapıyorsun. Seriler yapıyoruz ama ben hep aynı problematikle uğraşıyorum. Bu sinema olur, başka bir şey olur. Benim kendi yöntemlerim var.  Aslında çok zor bir şey ama sanatçı metot değiştirir. Ben çalışırken bir üst üste , bir de yan yana getiriyorum…
Sinemaya gelince, sinema bizi biçimlendirir, bizim bedenimize hâkim olur. Sen de Jean giyiyorsun, ben de Jean giyiyorum. Yani çok farklı değiliz. Modernite  uniter yapı bizi böyle benzer kılıyor. Sinema aracılığıyla yaptığı için ben de sinemada bunları yapmaya çalışıyorum. Size daha ilginç, daha popüler bir şey anlatayım. Bir kızı etkilemek için ,17 yaşındasın sigara yok, bizde tütün içiliyor. Yani biz daha farklıyız. Yani sigarayla kızları etkilemeye çalışıyorsun. (“James Dean”vari sigara içtikten sonra) Bunu nerde gördüm? James Dean filminde, onlar bizim halimizi etkiliyordu. Mesela onlarla ilgili çalışmalar yapıyorum. Kendi kişisel tarihimi anlatıyorum.

Şule Ünen: En son yaptığınız işi konuşalım.

İsmet Doğan: En son yaptıklarım kusma.   2006 ya da 2002 tarihleri  bunlar . Bunun üzerine bir soru sorabilirsin. Psikolojiden  abjeksiyon yapmıştım. Abjeksiyon deyince iğrençlik, vücut sıvılarını çıkarmak, mastürbasyon, regl kanaması, ter, kusma, dışkı, idrar oluyor. Yani bunlarla uğraşıyorum. Özellikle 80’lerden, 90’lardan sonra kendi bedenini kullanma gibi bir akım var. Bir de hani çağdaş olmak gibi bir derdimiz var. Ben önce kendi bedenimi kullanmaya karşıydım. Sonra  dedim ki niye olmasın. Dolayısıyla kendi bedenini  göstermek ya da kullanmak  çağdaş sanatta şu an önemli bir tema ve çok moda .

Şule Ünen: Geçmişten başladık, şimdiyi konuştuk, gelecekte neler yapmayı düşünüyorsunuz? Ya da kendinizi şu an nerede görüyorsunuz ve bunun üzerine neler katmak istiyorsunuz?

İsmet Doğan: Kendimi nerede gördüğümü  bilemem ama, onu critique dediğimiz adlandırma ya da tanımlama yapanlar söyleyebilir. Yapı Kredi’nin  devam eden bir sergi projesi var.  artık yurtdışına açılma ya da yurtdışında sergileri ziyaret etme projelerim var. Daha önceden karşıydım yurtdışında sergi açmaya, şimdi olumlu bakıyorum.

Şule Ünen: Son olarak eklemek istedikleriniz nelerdir?

İsmet Doğan: Bizim kuşak için çok da kolay bir şey değildi sanat yapmak, gerçekten zordu. Ama bütün bu şartlara rağmen sıkı bir çalışma yapmışız aslında. Çok sancılı bir şey, kolay değil. Şimdi sizinle böyle konuşuyorum ama, aslında size psikolojik bağlamda gönderme yapmak istiyorum. Bilinçle bilinçdışı arasında gidip gelme. Benim yapmaya çalıştığım şeyde bu aslında.

İsmet Doğan’ın resmi her türlü konservatizme kapalı, sürekli arayan, bulgularıyla sürekli atak yapan bir resim olarak bilindi. Röportajımız bunun arkasındaki motivasyonu bir ölçüde anlamamıza yardımcı oldu.