Boğaziçi'nde "Çağdaş Sanat" Röportaj Dizisi, 2010

Merve Ünsal

Batuhan Erkut, Boğaziçi Üniversitesi

Batuhan Erkut: Öncelikle sizin gibi bir sanatçıya sahip olduğumuzu bilmek çok heyecan verici. Kendinizi sanatla ifade etme arzunuz ne zaman başladı? Sanat sizin için de bilmediğiniz hikayeleri öğrendiğiniz bir yer mi?

Merve Ünsal: Benim sanata giriş noktam fotoğraftı. Lisede (Robert Koleji) aldığım fotoğraf  dersi sanatla ilk temasımdı diyebilirim. Üniversite için sanat okuluna gitmek aklıma bile gelmedi. Liberal Arts okumak için Amerika'ya geldiğimde aklımda Tarih bölümü vardı. 2.  senemde kendimi yine bir karanlık odada buldum, Emmet Gowin'le tanıştım. Farklı ifade biçimlerini ancak yüksek lisansımı yaparken keşfettim. Bu yüzden, kendimi sanatın içinde bulmam benim farkındalığımın dışında oldu diyebilirim.

Batuhan Erkut: Sanat eğitiminizi Amerika'da yapmanızı ne tetikledi? Kısaca kendinizden  bahseder misiniz?

Merve Ünsal: Üniversiteyi Amerika'da okumak ortaokulu ve liseyi kolejde okumamın bir sonucuydu diyebilirim. Aynı zamanda benim gibi kafası karışık ve her şeye ilgi duyan bir insanın 18 yaşında ne istediğini bilmesine, Türkiye'deki üniversite sisteminde başarılı olmasına pek imkan yoktu. Üniversitedeki ilk 2 senemde, tarih, Fransızca, 20. yüzyıl edebiyatı gibi konular arasında gidip geldikten sonra Sanat Tarihi ve Görsel Sanatlar bölümünden mezun oldum. Gittiğim okulda sadece görsel sanatlar okumak mümkün değildi, geriye baktığımda iyi ki de sanat okuluna gitmemişim diyorum. Her konuda ders alabilmiş olmak, araştırma yapmayı bilmek, yazabilmek hep bana liberal arts eğitiminin verdiği şeyler ve bunların sanat pratiğimin önemli bir bölümü olduğunu düşünüyorum. Parsons'ın fotoğraf programında yüksek lisansımı yaptım ama fotoğraf programı daha yeni şekillenen, deneysel bir programdı. Bu sayede çok farklı yönlere gidebildim, okul projelerimi her zaman destekledi.

Batuhan Erkut: New York Times için hazırladığınız fotoğraflarınızda birden çok layer kullanmanızla nasıl bir düşünce aktarmak istiyorsunuz?

Merve Ünsal: New York Times fotoğraflarını neden yaptığımı ve nasıl yaptığımı hala  düşünüyorum. Layerları kullanmak istememin nedeni görsel değildi. “Bir fotoğraf bin hikaye  anlatır”ı teşhir etmek istiyordum. New York Times'taki o mükemmel haber fotoğraflarının aslında bizim beklentilerimizi, düşüncelerimizi, dünyayı algılama biçimimizi etkilediğini göstermek için bu imgeleri değiştirmem, dönüştürmem gerekiyordu. Benim her fotoğrafım, New York Times'daki bir slide showdan. Slide showlar, New York Times'ın bir konu üzerine yaptığı 'photo essay'ler diyebiliriz. 'Women in Afghanistan'daki 12 fotoğrafın bu konuyu 'özetlemesi' ve bu özete bakıp olan biteni anladığımı düşünmem beni çok rahatsız ediyordu. Her slide showdaki  fotoğrafları alarak hiçbirini çıkarmadan, 100% olduğunu düşündüğüm opacity'i eşit parçalara  böldüm. Bu yüzden her resim otomatik bir üretimin sonucu. Layerlar tek bir resime bakarak  anladığımızı düşünmemize atıfta bulunuyor. Layerları, aklımızdaki resimlere benzetiyorum, sonuç karmakarışık ve resimlerin çıkış noktasından çok farklı.

Batuhan Erkut: Etkileyici projelerinizden biri olan "Try" daki amacınız nedir?

Merve Ünsal: Try projesi, benim hem en uzun soluklu projem, hem de hiçbir zaman bitmeyecek. Siyasi suç, kişisel haklar, devlet ve birey arasındaki ilişkiler üzerine bir arşiv yaratmak istedim. Çıkış noktası, tek kişilik hücrelerde hapis olma fikriydi. Charles Dickens'ın 19. yüzyıl sonunda ziyaret ettiği ABD'deki hapishaneler hakkında yazdıklarından etkilendim. Siyasi suç, düşünce suçunun ne demek olduğunu anlamak istedim. Tanımların ne kadar değişken olduğunu gördükçe kişisel hakların ne demek olduğunu düşünmeye başladım. Hukukun sınırları neydi? Guantanamo Bay'i ABD nasıl açıklıyordu? Siyasette kulanılan dil neydi? Dil, siyasetin elindeki en büyük silah mıydı? Bir polis sokakta yürüyen bir insanın üzerini ne zaman arayabiliyordu? Fark ettim ki benim aklımın gittiği yerler, araştırmamın beni götürdüğü konular, metinler üretimin kendisiydi. Bu yüzden bu projeyi iki şekilde temsil etmek istedim. Biri 1000 kelimelik bir metindi, biri de yarattığım online arşivdi. Benim aklımdaki bağlantıları temsil eden 'tag'ler, izleyiciyi istediği yere götürüyor. Ve diktatoryel bir arşiv değil; şekil, üretim sürecini yansıtıyor.

Batuhan Erkut: New York Times Collage'ı ortaya çıkaran bir bakıma sizin New York Times'a olan ilginiz olmuş. Peki genel olarak bakıldığında çalışmalarınızda nelerden etkilenirsiniz? Özellikle etkilendiğiniz ya da çalışmalarını beğeniyle takip ettiğiniz sanatçılar kimlerdir?

Merve Ünsal: Ben bakmaya tutkuyla bağlı olsam da, okuduklarından etkilenen bir sanatçıyım  diyebilirim. Elime geçen her şeyi her an okuyorum. Sanat yayınlarını, daha deneysel sanatçı  yayınlarını, sanatçı kitaplarını takip ediyorum. Genel olarak takip ettiğim sanatçılardan çok son zamanlarda beni etkileyen birkaç şeyden bahsedeyim. Mladen Stilinovic'in e-flux'ta sergilenen kitapları, siyasetle kavramsal sanatın birleştirdiği çalışmaları beni çok etkiledi, sanatçının yaptığı konuşma, kendi üretimimi ve fazla düşünmemi eleştirmeme yol açtı. New Museum'daki Skin Fruit sergisi beni güncel sanat tarihi üzerine düşündürdü, son 30 yıla tekrar bakmama neden oldu. e-flux journal ve triple canopy her zaman takip ettiğim yayınlar. Tarek Al-Ghoussein ve Arwa Abouon'un çalışmalarını yeni keşfettim. Kurt Vonnegut'ün Armageddon in Retrospect adlı kitabını okuyorum.

Batuhan Erkut: Güncel olaylar eserlerinizde yer alıyor. Bugün Türkiye'ye dışarıdan baktığınızda size ilham veren gündem maddesi var mı? Neden onu seçerdiniz?

Merve Ünsal: Hukuk ve siyasetin Türkiye'deki ilişkisi her zaman ilgimi çekmişti. Try'da biraz bu konu üzerinde düşünmeye başladım. Yargı ve yürütmenin arasındaki ilişkinin ileriki aylarda nasıl tanımlanacağını çok merak ediyorum. Ama sanırım bundan sonraki projem tek bir olayı inceleyecek. Terörist liderlerin basındaki fotoğraflarını toplamak istiyorum. En son projem havaalanları üzerineydi, bu fikirlerin hepsi bir noktada birleşecek ama sanırım kafamda toparlamam lazım öncelikle.