Boğaziçi'nde "Çağdaş Sanat" Röportaj Dizisi, 2010

Murat Germen

Melis Özgenç, B.U., melisozgenc89@gmail.com

İTÜ’de kent planlaması okudu. Fullbright burslusu olarak Massachusetts Institute of Technology (m.i.t)  mimarlık eğitimi aldı ve Aia Henry Adams gold medal for excellence  in architecture ödülüne layık oldu. Türkiye’ye döndüğü 1993 yılından itibaren eğitimci ve yayıncı olarak çalışan Germen,  halen kendi şirketi bünyesinde profesyonel fotoğrafçılık ve bilgisayar ortamında tasarım/ multimedia işleri ile uğraşmaktadır. Bilkent ve Yeditepe Üniversite’ndeki eğitimcilik tecrübesini takiben, Yıldız Üniversitesi mimarlık yüksek lisans ve Bilgi Üniversitesi görsel iletişim tasarımı bölümlerinde  bilgisayar destekli tasarım ve multimedyaya giriş dersleri vermektedir. Türkiye ve Amerika’da olmak üzere on üzerinde kişisel serge açan Germen, çeşitli üniversite ve sempozyumlarda mimarlık, fotoğraf ve bilgisayar üzerine çalışmalarını sunmuştur. 

Melis Özgenç: İTÜ Şehir Planlama mezunusunuz; sizi MIT’e taşıyan akademik hayatınızdan biraz bahseder misiniz? Sanatla yolunuzun kesişmesi, sizin sahip olduklarınızla sanatı harmanlayıp kendinize yeni bir yol çizmeniz.. Bu süreçten bahsedebilir misiniz?

Murat Germen: Akademi bizde birçok kişinin piyasada profesyonel icraat yapmaktan çekindikleri için kaçtığı yerdir. “Kurtlar sofrası” olarak tanımlayabileceğimiz bu piyasa ortamı birçok kişiyi korkutur, korkanların bazıları da akademiye geldiğinden ortaya tuhaf bir durum çıkar: Mesleği yap(a)mayanlar mesleği öğretir... Amerika’daki akademik ortamlarda da rastlanan bir durum bu, ama öğretenlerin kayda değer bölümü işi bilenlerden oluşuyor; yani, profesyonel tecrübesi olan ve sonra akademiye geçenler, veya öğretirken profesyonel icraatlarına devam edenler... Bu yüzden Amerika’da eğitim görmek istedim; çünkü ben pratik boyutu seven, sadece işin teorisi üzerine odaklanmayı tercih etmeyen birisiyim. Mimarlık ve plancılık da sonuçta yaratı eylemleridir; sadece müşterileri, süreçleri ve icraat biçimleri farklıdır. Bu yüzden sanat icraatında gereken farkındalığa, herşeye açık algıya ve yaratıcı modda olma haline alışık oldum hep. Mimarlık ve kent plancılığı eğitimi bana “büyük resme” bakarak düşünmeyi, bir konunun her zaman farklı bileşenlerden oluştuğunu unutmamayı, sanat da dahil yaptığımız bir çok şeyin sorumluluk gerektirdiğini öğretti.

Melis Özgenç: Hakkınızda hiç ama hiçbir şey bilmeyen insanlar bu röportajı okuyabilir. Hakkınızda bilmelerini isteyeceğiniz ne var?

Murat Germen: Sevdiğim şeylerde başkalarını şaşırtacak derecede bir sabrım, sevmediğim konularda ise gene şaşırtacak derecede hiç sabrım yok. Mutlu olmayı hiç ihmal etmeyen birisiyim ama kolaylıkla asabi bir insan olabiliyorum; insanların birbirlerine yaptıkları beni bazen çok üzüyor, insan olmaktan utandığım zamanlar oluyor. İnsanoğlunu içinde yaşamakta olduğumuz dünyaya en yabancı canlı varlık olarak görüyorum. Daimi olarak üretmeyi seven birisiyim, sağlığım yerinde oldukça da buna devam edeceğim. Az miktarda üreten, ama ürettiklerini lobicilik yaparak, zemin yaratarak, ilişkileri kullanarak bir yerlere getirenlerden ve bir yere varınca da üretimi durduranlardan, azaltanlardan hiç hazzetmem. Hayatımda kimsenin işini engellemedim, benimkini engellemeye çalışanlara da çok net ve sert bir tavrım vardır. Sırf işim olsun diye hazzetmediğim insanlarla sahte ilişkilere girmem. Eşimi, oğlumu, kısacası aile ortamımı seviyorum; bu yüzden hayli normal, evcil bir adamım. Nerede yatıp kalktığı belli olmayan, yaratıcılık için etken maddeler kullanan, sansasyon yaratan, çok ünlü sansasyonel sanatçılara benzemeye çalışan, gündemde olmak veya rating toplamak için tuhaf davranışlar sergilemeyi şiar edinmiş birisi değilim. Tuhaf birisi olmaktansa arada tuhaf bir şekilde düşünebilen normal birisi olmayı yeğlerim.

Melis Özgenç: Hayatınız hangi şehirlerde geçiyor? İstanbul birçok sanatçı için göz bebeği, sizin için de öyle mi? En çok ilham aldığınız şehir hangisi?

Murat Germen: En çok ilham aldığım bir şehir yok; seyahat etmeyi çok seviyorum ve şimdiye kadar gittiğim bir sürü şehir bana farklı ilhamlar verdi. Bunların hepsi kümülatif bir ilham oluşturuyor, aralarından bir tanesini seçmek diğerlerine haksızlık olur. İstanbul’da yaşamaktan keyif alıyorum, ama göz bebeğim diyemem doğrusu; bu hisse erişebilmem için İstanbul’un fiziki yapılanmasında bazı iyileşmeler olması gerekiyor ve yavaş yavaş da oluyor zaten. İstanbul çok iyi gidiyor ve önümüzdeki senelerde, “New York – Paris – Milano” gibi kentlerden oluşan ve önemli dükkanların vitrininde yer alan malum dünya kenti listesinin gediklilerinden birisi olacak bence.

Melis Özgenç: Türkiye’de sanat icra etmenin zor olduğunu düşünüyor musunuz? Karşınıza ne tip engeller çıkıyor? Atılması gereken adımlar neler?

Murat Germen: Karşıma engel çıktığını düşünmüyorum, şu an istediğim şeyleri istediğim şekilde yapabilmekteyim. Engelden çok eksikler olduğunu düşünüyorum. Türkiye tasarım, icat, vizyon, hayal üretme konularında görece geri bir ülke; birçok şeyi takip ve taklit ediyoruz... Bu hal sanata da yansıyor, çünkü sanat yukarıda bahsi geçen konulardan beslenir. Eksikliğini hissettiğim şey ülkenin bir çok konuda öncülük etmemesi, edebilmek için gerekli özgüvene sahip olmaması. Yaratıcılık söz konusu olunca “eski köye yeni adet mi getireceksin şimdi!” diye düşünen halkı bunun yanlış olduğuna ikna edemedikçe bu durum pek düzelir gibi görünmüyor.

Melis Özgenç: muratgermen.com adresinden çalışmalarınızın tümüne ulaşmak mümkün. Biraz çalışmalar üzerinden gidelim öyleyse...

Fotoğraflarınızla dijital ortamda oynuyorsunuz herhalde. Hangi durumlarda buna ihtiyaç duyuyorsunuz? Hangi programı tercih ediyorsunuz?

Murat Germen: İşlerimin büyükçe çoğunluğu renk, kontrast, ışık ayarları gibi temel işlemlerden geçer. Onun dışında yeni uzamlar yaratabilmek için Photoshop ortamında aynalama (mirroring), içerik tekrarlama gibi işlemler yaparım. Panorama yazılımlarından, görüş alanını genişletmek ve algıyı yükseltmek için faydalanıyorum. En son sergilenen “Aura” serisinde ise parşömen misali katmanlaşmalar yaratabilmek, zamanın farklı dilimlerini aynı kareye koyabilmek için bir HDR yazılımı olan Photomatix Pro’yu kullandım.

Melis Özgenç: Kreatif anlamda siyah beyaz çektiğiniz fotoğrafları daha sonra renklendirmek mi sizi tatmin ediyor yoksa fotoğrafları renkli çekmek mi

Murat Germen: Dijitale geçeli beri artık siyah-beyaz çekmiyorum. Herşeyi renkli çekip uygun olduklarını düşündüğüm görüntüleri siyah-beyaza çeviriyorum; çevirmeyi dijital ortamda çeşitli renk filtreleri üzerinden, istediğim anlamda bir siyah-beyaz yapısı oluşacak şekilde yapıyorum. Dolayısı ile salt bir “greyscale” moduna geçme hali söz konusu değil. Siyah-beyazı renklendirdiğim bir çalışmam, yanlış hatırlamıyor isem, hiç olmadı.

Melis Özgenç: Aura’da birbiri içine geçen imgeler var. Bu çalışmanızda enstantaneyi uzun süre açık bırakıp mı fotoğraftaki imgeleri yakaladınız yoksa imgeleri daha sonra mı üst üste koydunuz?

Murat Germen: Bu seride en az 4, bazen daha fazla sayıda fotoğraf 1 saniye civarı uzun pozlamalarla ayrı ayrı çekildi ve daha sonra Photoshop + Photomatix Pro programları aracılığı ile aynı düzlemde bir araya gelecek şekilde birleştirildi.

Melis Özgenç: Hangi makineyi kullanıyorsunuz?

Murat Germen: Şu an itibariyle Canon 5D Mark II. Canon kullanmamın nedeni bu markanın sıklıkla kullandığım 24 ve 17mm Tilt-Shift lens seçeneklerinin olması ve bu lenslerin herhangi başka bir D-SLR sistemde muadilinin bulunmaması.

Melis Özgenç: Humanscapes’te insanların pozlarını doğal olarak mı yakalamaya çalıştınız yoksa istediğiniz bir biçim var mıydı ve insanları yönlendirdiniz mi?

Murat Germen: Bu proje halen devam etmekte olan bir seri. Fotoğrafları Sigma 15mm diagonal balık gözü lens ile çekiyorum, makineyi bel hizasında tutuyorum, vizörden bakmıyorum. Fotoğraflardaki insanlar çekildiklerinin farkında olamıyorlar genellikle ve bu sayede yüzlerde doğal ifadeler elde etmeye çalışıyorum. Dolayısıyla insanların yönlendirilmesi söz konusu değil.

Melis Özgenç: Fotoğraflarınızda bir mesaj kaygısı güdüyor musunuz? Belli bir tema üzerinden çekim yapıyorsunuz ama mesela cigarette break projesinde sadece sigara molasını mı anlatıyorsunuz yoksa bunun yanlış olduğunu da mı gösterdiğinizi düşünüyor musunuz?

Murat Germen: Mesaj belki biraz ağır bir kelime. Mesaj vermeye soyunmak demek kendinizi muhataplarınızdan farklı bir konuma koyuyorsunuz demek biraz da. Siz bilge konumunda oluyor ve insanlara bu bilgeliği aktarıyorsunuz gibi bir anlam çıkıyor aslında ortaya. Benim böyle bir kaygım yok, herkes ne isterse onu düşünsün, kimse kimseye nasıl düşünmesi gerektiğini anlatmamalı. Bu yüzden de mesaj vermekten çok “normalde pek göz önünde olmayan şeylere dikkat çekmeye çalışıyorum” diyelim. Sigara arası projesi coğrafyamız insanlarının yasakla nasıl baş ettiklerini incelemeye çalışan bir proje. Sigara içmeyen birisi olarak yasaktan çok memnunum aslına bakarsanız; diğer yandan da Avrupa ülkeleri içerisinde örnek oluşturacak derecede iyi uygulanan bir yasağın sigara tiryakilerini çaresiz bir halde bırakması ve onların bu durumla nasıl baş ettikleri konusu ilgimi çekti. Bu projenin çekim tekniği de insan manzaraları projesindeki gibi; insanlar sigara arası verdiklerinde kafaları bambaşka yerlerde olduğu ve çevrelerine hiç bakmadıkları için “zaman durmuş sanki” hissi yakalamaya çalışıyorum bu çekim tekniği ile. Yeni yaşam tarzı hayatın durmasına kesinlikle izin vermiyor ve insanlar kendilerine gereken vakti ayıramıyorlar. Bu yüzden, her ne kadar sigara sevmesem de, “sigara arası”nın kafamda olumlu bir boyutu var. İnsanlar bu ara sırasında kaybettikleri kontrolü geçici olarak geri alıyorlar gibi geliyor çünkü; “sigara içmek kötüdür” gibi bir mesaj söz konusu değil.

Melis Özgenç: Diary projesinde kendi hayatınızı birkaç fotoğrafla paylaşıyor musunuz? Ne kadarlık bir süreci kapsıyor fotoğraflar?

Murat Germen: Bu proje başlarda gittiği kadar hızlı gitmiyor ne yazık ki. Sanata yeteri kadar zaman ayıramıyorum malum nedenlerden. “Günlük” fikri aslında birleştirici bir tema, ama bu seriye başlamamdaki amaç temalı ve estetik açıdan birbirine rahat eklemlenecek, birbiri ile tutarlı bir görsellik yaratmaktan çok; hayatın farklı evrelerinin ne derece birbirinden bağımsız olduğunu, ama bir külliyat oluşturarak hayatımızı nasıl etkilediklerini araştırmaktı. Dolayısı ile tipik bir günlük projesi bu aslında; hayatımda hiç yazılı günlük tutmadım, bana heyecan verici gelmedi hiç. Fakat bunu görsel olarak kayıt altında almak aklıma gelince iş daha farklı bir boyuta geçecek gibi geldi, hızlı başladım ama bu ara pek katkıda bulunmuyorum. Havalar bir iyileşsin biraz daha hızlanır diye bir ümidim var.

Melis Özgenç: Retrospective portraits’te aile büyüklerinizin fotoğraflarını karıştırmışsınız. (teknik anlamda oldukça yanlış bir cümle olsa gerek bu ama affedin) Bu çalışmanızdaki kompozisyonları nasıl yarattınız? Üst üste koyarak mı? Neye göre seçtiniz? Mesela Nazım Hikmet ve büyük dayınız??

Murat Germen: Retrospektif portreler ilk olarak şu şekilde ortaya çıktı: 2009 yazı sonunda C.A.M. Galeri’de bienal ile eş zamanlı bir karma sergi oldu. Serginin teması “Ters Akıntı” idi ve içinde Selim Birsel, Ahmet Elhan, Murat Morova ve Neriman Polat’ın olduğu bir gruba dahildim. Tema için ilk düşündüğüm proje bu portre çalışması idi. İnsanın hayatında içsel ve kontrol dahilinde etkiler dışında kontrol edemediğiniz, dışsal bazı boyutlar da söz konusu oluyor. Aileden intikal eden genetik miras bu dışsal boyutlardan birisi, siz ne kadar bağımsız olmaya çalışırsanız çalışın aileden miras kalan tavırlar hayatınızı yönlendiriyor, bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde. Dolayısı ile bazen anneniz, bazen babanız, bazen büyük babanız, bazen de dayınız ya da büyük dayınız gibi davranıyorsunuz. Bu proje benim benden başka birisi olduğumu bana hatırlatan bir proje. Her iş iki adet portreden oluşuyor (aile ferdi + şahsım) ve bunlar Photoshop’daki katman özellikleri seçenekleri ile oynayarak elde edildiler. Aile ferdi seçimleri ise bütünüyle elimdeki fotoğraflar üzerinden ilerledi, bazı aile fertlerinin olmaması elimde onların fotoğraflarının bulunmamasından kaynaklanıyor.

Melis Özgenç: İtalyan küratör Ludovico Pratesi ile gerçekleştirdiğiniz GD 85th year, art&tech .. Bu çalışmayı biraz anlatabilir misiniz?

Murat Germen: Bu projeyi yaptıran G.D, sanayisi gelişmiş ülkelere bile paketleme makineleri satan bir İtalyan endüstri firması. Öyle bir vizyonları var ki, 85. yıllarını “Biz ne kadar harikayız, bu kadar senedir şunu yaptık bunu sattık” ifadesiyle şekillenen bildik tarzda bir kitap yaparak değil, bir sanat kitabıyla kutlamaya karar veriyorlar. İhracat yaptıkları 18 ülkeden birer fotoğrafçıyla bağlantıya geçip onlara yalnızca çekim yapacakları yeri gösterdiler ve kendi çizgilerinde bütünüyle özgür bir üretim sürecine girmelerini sağladılar. Onlardan böyle bir davet alınca gerçekten çok mutlu oldum; hem projenin sözü geçen vizyoner yapısından, hem de dünyaca ünlü fotoğrafçılarla aynı projede olmaktan dolayı. Benim o projeyle ispatlamaya çalıştığım şuydu: Makineler gerçekten birer tasarım harikası, ama başında insan durmadan makinelerin hiçbir kifayeti yok. En otomatik makine bile başında insan durmadıkça çuvallıyor. Bu durum beni rahatlattı, teknoloji seven ve izleyen bir insanım ama fazla makineleşme beni endişelendiriyor. İnsani boyutun kaybolmaması gerekiyor. Batı uygarlığı para ve verim üzerine kurulu bir sistem. Makineleri icat ederken, insanlardan kurtulmayı da amaçlamışlar bir yandan. Milyonlarca insanın işten çıkarıldığında verecekleri tepkiyi düşünün. Zaten mevcut kriz dolayısı ile işten çıkarılmanın ne boyuta gelebileceğini ve bunun toplumda ne gibi infiallere yol açabileceğini görmekteyiz; bu hali bir kaç katıyla çarpınca durumun vahametini anlamak olası. Üzerlerine atom bombası atmadıkça, infial içindeki insanların vereceği kitlesel tepkiyi kontrol edemezsiniz. Makineleri ve teknolojiyi seviyorum ama aslolan doğadır. İnsan kendini ön plana koymadan, doğaya saygısını korumalı.

Projeye katılan fotografçılar arasında Ghada Amer, Gabriele Basilico, Anthony Goicolea, Naoya Hatakeyama, Sanna Kannisto, Gueorgui Pinkhassov, Dayanita Singh gibi derslerde öğrencilerime gösterdiğim ve işlerini takdir ettiğim fotografçılar vardı. Sergi davetiyesinde fotoğrafım kullanıldı, serginin küratörü işleri çok beğendiğini ve galeride en fazla erişim sağlanan köşeye özellikle koyduğunu; aslında daha fazla fotoğraf koymak istediğini, ama diğerlerine haksızlık olacağı için bundan vazgeçtiğini belirtti. Bu duyduklarım mutluluk verici idi şüphesiz.

Melis Özgenç: Construct projesinde, ‘construct’ kelimesini soyut anlamda incelemişsiniz diyebilir miyiz?

Yalnızca mimari anlamda değil, toplumu oluşturan değerlerin de konstrükte edilebileceğini söylemişsiniz. Yani insanın yaşamını inşa etmesi gibi mi algılamayız söylediğinizi?Bu fikri fotoğraflarınızla nasıl vermeye çalıştınız?

Murat Germen: Özellikle Batılı yaşam tarzına baktığımızda insanların hayatının çok dikkatli bir şekilde yönlendirildiğini, planlandığını ve sonunda içlerinden çıkamayacakları sınırlarla inşa edildiğini görmek zor değil. Hayatı “lüzumundan büyük bir ev ve cebe uygun en pahalı araba” kurgusu üzerinden götüren bu sistem size “rüya evler”i satarak hayatınızı 5-10-20 sene ipoteğe bağlıyor ve hiç bir şey yapamaz hale geliyorsunuz. Bu tür vadeli ev projelerine giren arkadaşlarımın büyük çoğunluğu seyahat etmekten imtina eder hale geldiler, “fazla masraf olmasın taksitimiz var” diye. Bu yüzden sizi sosyal konuttan hallice yüksek binaların içine tıktıkları, bir de üstüne yüz binlerce liranızı aldıkları bu projelere, tabiri caizse biraz gıcığım. Bu tür binaları inşaat sırasında çekmek, yukarıda sözünü ettiğim “inşa” kavramına işaret etme potansiyeli taşıyordu ve bu yüzden inşanın inşaatını çekmek mantıklı geldi.

Melis Özgenç: Turkish realities’de Türkiye’nin iki farklı kutbu arasındaki elementleri fotoğraflamışsınız. Sizin için Türkiye’nin bu iki kutbu hangileri olabilir? Zıtlıklar ve arada kalan ana elementler neler olabilir sizce?

Murat Germen: Bu sergideki seçki küratörler Celina Lunsford ve Necmi Sönmez tarafından yapıldı. Burada iki adet bağımsız tekil fotografın dışında “İkon Olarak Endüstri: Endüstriyel Estetik”, “Çocuk”, “Köprü6” ve Mayıs-Eylül 2010’da İstanbul Modern fotoğraf galerisinde sergilenecek olan “Yol” serisinden fotoğraflar var. Dolayısı ile fotografların tekil bir temaya hizmet etmesinden çok, bir arada hareket edip genel bir hale işaret etmeleri söz konusu idi. Endüstrileşen Türkiye, Doğu-Batı arasında köprü olan Türkiye, ruhunu / yolunu arayan Türkiye, kadının farklı bir konum için mücadele ettiği Türkiye gibi farklı boyutlardan oluşan görece zengin bir yelpaze var seçkide.

Melis Özgenç: Geçmişte ait hissettiğiniz ya da şu an kendinizi yakın gördüğünüz sanat ideolojisi var mı? Nedir?

Murat Germen: Konstrüktivizm döneminde yaşayan bir sanatçı olmak isterdim.

Melis Özgenç: Sanatınıza dair tek bir kelime seçmeniz gerekse bu ne olur?

Murat Germen: Süreç.

Melis Özgenç: Christo gibi bir sanatçı için ne söyleyebilirsiniz? ‘public art’ kavramına nasıl yaklaşıyorsunuz? Örneğin waterfall projesi, New York. İstanbul’da da bu konuda atılan adımlar var fakat kısıtlı kalıyor tabii.

Murat Germen: “Kamusal sanat” kavramı beni heyecanlandırıyor. Fakat çok ince eleyip sık dokunması gereken bir pratik. İyi yapılmadığı zaman çok sırıtacak, fayda yerine zarar getirecek bir alan. Christo, Anish Kapoor, Jaume Plensa gibi bu işin çok iyi isimlerinin yaptığı işler beni çok heyecanlandırıyor. İnsana ilham verecek nitelikte bu tür kamusal sanat işlerinin olduğu bir kentte yaşamak, ve hatta mimarlık geçmişimden dolayı böyle bir projenin içinde olmak isterdim.

Melis Özgenç: Özel üniversitelerde akademisyenlik yapıyorsunuz ayrıca. Nasıl bir profesörsünüz? Benim derslerim ‘böyle’ geçer diyebileceğiniz kadar spesifik şeyleriniz var mıdır?

Murat Germen: Nasıl bir eğitimci olduğumu öğrencilerime sormak daha doğru olur. Yalnız şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Özgür düşünceye, çoğulculuğa, hayal kurabilmeye, vizyon sahibi olabilmeye çok önem veriyorum; derslerimi alan öğrencilerin işlerine genel olarak bakıldığında geniş, çeşitli bir ifade yelpazesi görmek olasıdır.

Melis Özgenç: Yeni neslin çağdaş sanata bakışını nasıl değerlendiriyorsunuz? Şu an yetişen neslin en productive olduğu zaman 10 yıl sonra desek, 10 yıl içinde Türkiye’yi, İstanbul’u çağdaş sanatın neresinde görüyorsunuz?

Murat Germen: Yeni nesil daha öncekilerden daha donanımlı ve bu da işlere bir şekilde yansıyor ne mutlu ki. Yalnız yeni nesle hocalık yapmış önceki nesilde bariz bir şekilde görülen Batı sanatı etkisi halen geçmiş değil ve gençlerin özgün ifadeler yaratabilmesi için bu konuda dikkatli olmaları gerekiyor diye düşünüyorum. İran gibi burun kıvırdığımız (ya da burun kıvırdığımızı sandığımız) kültürlerden daha kimlikli işler çıkabiliyor; bu tür coğrafyalardaki gelişmeleri de dikkatle izlemelerinde fayda var diye düşünüyorum. Eğilimleri yönlendirebilme gibi bazı konularda öncülük etmezsek, İstanbul’u çağdaş sanatın merkezine öykünen ama sadece periferiyle yetinmek zorunda kalacak bir kent olarak görebiliriz ilerde.

Melis Özgenç: Kişisel bir merak, kimleri, hangi dergileri okuyorsunuz?

Murat Germen: Yazı yazdığım, tebliğ verdiğim konularda ünlü, ünsüz pek çok farklı düşünürden, yazardan yararlanıyorum. Tek tek isim vermek, ismini unutacaklarıma haksızlık olacağı için istemiyorum. Aktif olduğum alandaki güncel gelişmeleri ise internet üzerinden hayli yakından ve yoğun bir şekilde takip ediyorum.