Boğaziçi'nde "Çağdaş Sanat" Röportaj Dizisi, 2010

Murat Tosyalı (Iskenderun, 1973)

Beste Yamalıoğlu, B.U., beste.yamalioglu@boun.edu.tr

Ünlü bir artist ile röportaj yapmanın verdiği gerginliğin yanı sıra bir de ilk röportajım olmasının gerginliği vardı üzerimde Murat Tosyalı’nın hem yaşam alanı hem de atölye olarak kullandığı evine giderken. Çalışmalarına dâhil etmiş olduğu insan sevgisine ve duyarlılığına misafirperverliğini de katarak karşıladı beni. Bu röportajı, başlamadan önce kapılmış olduğum, ünlü olmanın mesafeli ve kibirliliği beraberinde getirdiği önyargısından tamamen arınarak bitirdim. İtaat adlı çalışmasında kendi vücudunu kullanması bana Stelarc’ın performanslarını hatırlattıysa da aslında işlerini bir başkasına benzetmek oldukça güç. Kendine has bir tavırla gösteriyor her türlü çarpıklığı. Oldukça da başarılı olmuş insanları sarsıp, kendine getirtmekte. Aynı zamanda çalışmalarıyla bana yeni bir bakış açısı da kazandırdı. Tüm ilgisi ve sıcakkanlılığı için çok teşekkür ediyorum ona. Umarım bu röportaj, insanların Murat Tosyalıyla daha yakından tanışmasına ön ayak olur.

Beste Yamalıoğlu: Klasik bir röportaj sorusu olacak ama bence faydalı da olacak çünkü internet üzerinden edinemeyeceğimiz bir bilgi. Kısa bir otobiyografinizi yazsanız, bize neler anlatırdınız?

Murat Tosyalı: 1973 yılında İskenderun’da doğdum. Lisans eğitimimi Çukurova Üniversitesi Güzel Sanatlar Eğitimi bölümünde tamamladım. Şu an İstanbul’da yaşıyor ve çalışıyorum.

Beste Yamalıoğlu: Sanat sizin için tam olarak neyi ifade ediyor? Sizce sanatın bir mesajı mı olmalı yoksa sadece estetik ile mi ilgili olmalı? Kendinizi sanatın hangi dalına daha yakın hissediyorsunuz?

Murat Tosyalı: Bir sanat eserinin estetik açıdan güzel olmasından çok içeriğinin zengin olmasıyla ilgileniyorum. Bu açıdan bakarsak sanatın tabii ki bir mesajı olmalı. Ben mesajlarımı fotoğrafla ya da resim aracılığı ile anlatmayı daha çok seviyorum.

Beste Yamalıoğlu: Türkiye’de resim ve fotoğraf sanatını daha çok deyim yerinde ise insanın içinde hoş duygular uyandıran bir tavırda görmeye alışkınız. Böyle büyük sorunları genellikle metin halinde okuyoruz biz. Siz bu ikisini büyük bir başarıyla birleştirmişsiniz ancak alışılmadık bir tarz olması sizin için problem yarattı mı?

Murat Tosyalı: Aslına bakarsanız büyük bir problem yaşamadım hiç. Seçtiğim konular birebir hayatın içinden sahneler olduğu için problem çıkmıyor. Ben sadece bazılarının göz ardı ettiği şeyleri vurgulamak istiyorum ve bunu fotoğraf ve resimle yansıtıyorum.

Beste Yamalıoğlu: Çalışmalarınızda sorunları o kadar yaşamın içinden ve tüm gerçekliğiyle işliyorsunuz ki bunu sormadan edemeyeceğim. Bir çalışmaya başlarken ilham sizin için o çalışmanın neresinde kalıyor? Sizi çalışmaya başlamaya itici bir görevi mi var, yoksa işlediğiniz sorunları estetik görünümlü yapan unsur mu?

Murat Tosyalı: Dediğim gibi bir sanat eserinde aslolan içeriktir benim için. Bu doğrultudan bakarsak ilham dediğiniz şey, insanların kaçtıkları halde benim altını çizdiğim şeylerdir. Bu tür toplumda birçok insanın canını yakan olaylardır benim ilhamım. Estetik bu olayda ifade biçimimdir ki o da resim veya fotoğrafla oluyor.

Beste Yamalıoğlu: Çalışmalarınızda üç aşağı beş yukarı hep aynı soruna değinmeye çalıştığınızı görüyoruz. Bu tür, bir dert anlatma çabası olan, çalışmalar genellikle insanların hayatlarını etkileyen konulardan yola çıkar. Sizin için de bu böyle mi? Yoksa sadece toplumsal bir çarpıklık olarak mı ele alıyorsunuz bu sorunları?

Murat Tosyalı: Bizler birey olarak toplumun bir parçasıyız, bireyle ilgili bir sorun ister istemez toplumsal bir sorun aynı zamanda. Bende bundan yola çıkarak, hayatımdaki temel meseleleri, toplumun içinden bir birey olarak ele alıyorum. Böylelikle sorunlarım kişisel olmaktan çıkıyor. Toplumda aynı problemleri yaşayan ancak nasıl ifade edeceğini bilemeyen insanlara ortak meselelerini bu yolla iletmeye çalışıyorum.

Beste Yamalıoğlu: Hiç eleştiri aldınız mı? Eleştiriler sizin hayatınızı ve çalışmalarınızı nasıl etkiler?

Murat Tosyalı: Türkiye gibi ataerkil bir toplumda böyle bir iş yapmak oldukça zor, bunu kabul ediyorum. Ötekinin bu kadar dışlandığı, kabullenilemediği bir yerde ötekilerin de var olduğunu göstermeye çalışmak, akıntıya karşı kürek çekmek gibi. Toplum içi baskı ya da göz ardı edilme gibi problemlerle her zaman karşılaşıyor insan. Ancak bu eleştiriler hiçbir zaman beni rahatsız edecek derecede olmadı. Kolay olduğunu söylemiyorum tabii ki ama imkânsız da değil.

Beste Yamalıoğlu: Internet üzerinden kolayca ulaşabilinecek bir bilgi olmasına rağmen bir de sizin ağzınızdan dinleyelim. JPG ve Gaultier’ in Le Male’si arasındaki farklardan, Le Male’ de neyi eleştirdiğinizden ve bunu JPG’ye nasıl yansıttığınızdan bahsedebilir misiniz?

Murat Tosyalı: JPG’ nin çıkış noktası tamamen Gaultier’in parfüm reklamının orijinal afişindeki kaslı, parlak, kılsız ve güzel görünen erkek profilini yok etmek. Çünkü bunlar tamamen bir hayalin ürünü, gerçek hayatta karşılaşmıyoruz biz bu tip insanlarla. Aksine çirkin, şişman, kıllı imgeler oluşturuyor bizim dünyamızı. Gerçek hayatta böyle insanlarında olduğunu anlatmaya çalıştım.

Beste Yamalıoğlu: Anladığım kadarıyla asıl derdiniz, bizlere reklamlarla, afişlerle sunulan mükemmel insan tipini ve herkesin böyle olması gerektiği fikrini yok etmek. Aynı sorunu kadınlarda da yaşıyoruz. Her zaman güzel, bakımlı ve zayıf olması gerektiği düşüncesi, kadınları hayatını hep ayna karşısındaymış gibi yaşamaya itiyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz? Çalışmalarınızda aynı sorunu kadınlar açısından da işlemeyi hiç düşündünüz mü?

Murat Tosyalı: Gerçek hayatta hiç karşılaşmadığımız bir mükemmel insan tipinin ardından koşturup duruyoruz. Bunlar sadece reklamların, afişlerin yani aslında moda endüstrilerinin ürünleri. İnsan ruhu yok ediliyor ve onlar gibi olmak zorunda hissettiriliyoruz. Benim asıl derdim bu çarpıklığın altını çizmek. Bu konuyu kadınlar açısından da işlemeyi düşündüğüm oluyor bu yüzden. Dediğim gibi kadında erkeklerde de tek tipleştirme problemi doğuyor.

Beste Yamalıoğlu: Gelelim ‘Er Meydanı’ isimli serginize. Adınızla bir olmuş bir sergi bu sanki diğer çalışmalarınızı gölgede bırakmış gibi. Serginin bu başarısını neye bağlıyorsunuz?

Murat Tosyalı: Evet, böyle bir kanı var gerçekten ama açıkçası bende tam olarak bilmiyorum bunun nedenini. İlk kişisel sergim olması, ama temelde zannediyorum ki, bunun sebebi güreş ve pehlivan kavramlarının bize çok tanıdık gelmesi. Ata sporumuz diyoruz sonuçta; kadın, erkek, genç, yaşlı hepimiz biliyoruz az çok ne olduğunu.

Beste Yamalıoğlu: Türkiye’de pehlivan kavramı gerçekten erkeklik ve güç ile birleşmiş bir kavram. Er Meydanında bu kavram üzerinde duruyor dahası bu kavramı sarsıp köklerini yerinden oynatmaya çalışıyorsunuz. Bu çabanızla yani er meydanıyla neyi anlatmayı amaçladınız?

Murat Tosyalı: Güreş tamamen erkek vücuduna yani bedensel güce ve kazanma güdüsüne dayalı bir spor. Bu anlamda erkekliği, tamamen güç ve başarıya indirgenmiş buluyoruz. Bu da bir yerde erkeğin erkekle mücadelesinde güçlü olanın galip gelmesi ile yani erkeğin iktidarı ile ilgili bir durum.

Beste Yamalıoğlu: Biraz da Er Meydanı hakkında teknik bilgiler alalım sizden. Resimleriniz hangi yöntemle oluşturdunuz? Bu yöntemi seçmenizde özel bir amaç var mıydı?

Murat Tosyalı: Resimlerimi akrilik boyayla tuval üzerine betimledim. Zaman benim çalışmalarımda görecelidir, işe odaklanma süreme göre değişebilir bir resmi bitirme sürem.

Beste Yamalıoğlu: Yılmaz Güney’le başlayan ve erkeklik kavramını irdeleyen çalışmalarınız bir serinin devamı gibi duruyor. Bundan sonra bu serinin devamı mı gelecek yoksa yeni bir tema mı bekliyor bizleri?

Murat Tosyalı: Aslında tüm çalışmalarımda planlı ve düşünülmüş bir karar olmasa da erkekliğin farklı hallerini betimledim. Her çalışma sonrası, konular üzerine yoğunlaştıkça gözden kaçırdığım bir diğerini fark ediyorum ve bu böyle gidiyor.

Beste Yamalıoğlu: Bu uğraşınız dışında başka ilgilendiğiniz bir alan var mı? Örneğin müzik veya sinema sizin hayatınızda nerede duruyor?

Murat Tosyalı: Sinemayla aramın pek iyi olduğu söylenemez aslında ama yemek yapmaktan büyük keyif alıyorum.