Boğaziçi'nde "Çağdaş Sanat" Röportaj Dizisi, 2012

Mustafa Pancar, (1964)

Burak Uyar, Boğaziçi Üniversitesi, burakuyar@gmail.com

25.01.2012

Mustafa Pancar resim, heykel ve düzenlemeleri kendine mal ederek kullanmaktadır. İşlerini bir anlatı içine yerleştirmektedir.  Bu “kendine mal ediş” yöntemine daha ilk yapıtlarında başlamıştır. Bunlar gazetelerdeki ve eski magazin dergilerindeki resimlerden ya da müzelerde sergilenen halılardan bir okuldaki gerçek bir ödül törenine kadar uzanmaktadır. Küratör Beral Madra onu 1990′lı kuşağın bir temsilcisi, Türkiye’deki siyasal-sosyal huzursuzluğa karşı bir reaksiyon olarak görsel olanın saklı gücünü ifade eden bir sanatçı diye tanımlamaktadır.   Resimlerindeki içerikler çoğunlukla, modern olana mahcup ve çekingen yaklaşan Türkiye’den fotoğraf enstantanelerin yarattığı bir etkiyi vermektedir.  Pancar’ın işlerinde kent, merkezi bir öneme sahiptir. Eserlerinde Taksim Meydanı’ndaki, bir belediye otobüsündeki insanlar; sanatçı ve kameramanlarla birlikte bir film seti; bir İnternet-Cafe’deki çocuklar; bir sanat fuarındaki ziyaretçiler; fotoroman ve belgesel filmlerden sahneler ve fotoğraf kareleri; Özetle bir kenti ve yaşamı yorumlayan, betimleyen her şey yer almaktadır.


Burak Uyar: Öncelikle sizi biraz tanıyabilir miyiz? Kısaca geçmişinizden ve şu anda yapmakta olduklarınızdan bahsedebilir misiniz?

Mustafa Pancar: Son birkaç yıldır kağıt üzerine kolaj, guaj ve kuruboya çizimler yapmaktayım. Bu malzemelerin yanısıra buluntu nesneleri (kullanılmış dolap,çekmece,bilgisayar kasası) de kullanarak insan mekan ve mimarlık gibi bağlamların ilişkisini kuran bir bakışın çehresini araştırmaya devem etmekteyim.

Burak Uyar: Mustafa Pancar'ın bakış açısından "sanat"ın tanımı nedir?

Mustafa Pancar: Sanatın tanımı üzerine sorulan soruları  çok genel olduğundan sakıncalı bulmaktayım. Ancak bir yanıyla bir tarif getirilebilir böyle bir soruya. Şunu söyleyebilirim; Sanat bir yanıyla bize verilen ve kabul edilmiş ,yerleşik anlamların ötesine geçme çabasıdır. Bu sadece benim sevdiğim ve kısmi bir tanımdır .

Burak Uyar: Güzel sanatlara olan ilginizi nasıl farkettiniz ve ilk sanatsal ürünleriniz nelerdi?

Mustafa Pancar: Güzel sanatlara olan ilgim lise yıllerında karikatür çizmeye olan hevesimle başladı. İlk sanatsal üretimim akademiye girdikten birkaç yıl sonra başladı diyebilirim.

Burak Uyar: Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi'nde eğitiminize devam etmişsiniz. Ben de küçük yaştan beri müzikle ilgileniyorum ve böyle bir seçim aklımda hep soru işareti olarak kalmış olduğu için sizin için de uygunsa sormak istiyorum. Üniversite eğitiminizi de sanat üzerine yapmaya nasıl karar verdiniz? Bu yönde ilerlerken herhangi bir tereddüt ya da zorluk yaşadınız mı?

Mustafa Pancar: Sanatçı olmaya karar vermek oldukça hayalperest ve ütopik bir karardır diyebilirim.Yani maddi olarak çekilebilecek sıkıntıları da içine alacak bir ütopya. Çünkü diğer mesleklerin üzerine alınan eğitim çeşitleri hep bir ihtiyaca ,madii ve kabul edilmiş değerler sistemine yöneliktir. Aşağı yukarı sanat dışındaki bir fakülteden mezun olduğunuzda neler yapabileceğiniz, hangi materyaller ile çalışacağınız bellidir. Sanatın eğitiminden sonra ise yapacağınız üretim tamamıyle hayali ve tüm pratik gerçekliğin dışındadır. Yapacağınız üretime kesinlikle önceden oluşturulmuş bir talep yoktur. Her şey sizin zihinsel ve düşünsel yapınızla ilgilidir. Topluma veya insanlara pratik hiçbir talep oluşturmayan bir şeyi, sanat yapıtını sunarsınız, insanların hergünkü içinde yaşadığı dünyanın dışındadır bu da. Çünkü estetik ile ilgili olan şey her türlü pratik kullanımla problemli bir ilişki içindedir. Bu dünyayı aşmak, nesnelerin, seslerin, görüntülerin anlamları ile oynamak için böyle olmak, yani “aşkın” düşünmek zorundadır sanat. Bu yüzden diğer her şey gibi kolayca algılanıp bir anlam verilmesi olanaklı değildir.Düşünsel bir alanla ilişkilidir, dolayısıyla anlaşılması emek gerektirir. Bunu da insanların büyük çoğunluğundan beklemek zordur. Bunu bilerek bir sanat dalını tercih etmek lazım gelir sanki.

Burak Uyar: Eserlerinizi oluştururken canlı ve cansız unsurlardan birer araç olarak yararlanıyorsunuz. Ayrıca neredeyse tüm sergilerinizde hikayesel bir akış üzerine çalışıyorsunuz. Peki tüm bunların merkezinde genel olarak "insana dair bir mesaj ya da çıkarım" oluyor mu?

Mustafa Pancar: Çeşitli sahnelerin resimlerini yaptım, mesela şehirin günlük hayatından birtakım sahneler. Daha çok metropol, özellikle İstanbul gibi bir metropolün günlük hayatında yer alan, çok sıradanmış gibi gözüken insan gruplarını kullandım. Resimlerimde hareket ve hız özellikleri kullanarak bu insan gruplarının canlı dinamik ve hareketli hallerini göstermeye çalıştım. Toplumdaki hızlı bir değişimin habercileri olarak onları kullandım.

Burak Uyar: Eserlerinizi üretirken kullandığınız tekniklerden ve bir eserin ortaya çıkış sürecinden bahsedebilir misiniz?

Mustafa Pancar: Şu anda başta da söylediğim gibi kağıt üzerine işler yapmaktayım. Kendi çektiğim fotoğraflar veya herhangi bir yerden bulduğum bir takım imajlar ile çalışırım genellikle .Onları çoğunlukla değiştirip, yapmak istediğim şeye göre uyarlarım. Bazen de bu basılı görüntü malzemesini kolaj olarak kullandığım olur.

Burak Uyar: Bireysel sergileriniz dışında kollektif çalışmalara da yer veriyorsunuz. Bu noktada ikisini kıyaslarsak artıları ve eksilerinden kısaca bahsedebilir misiniz?

Mustafa Pancar: Kollektif çalışmalara artık fazla yer vermiyorum. Ama geçmişimde çok uzun süre yer aldı va benim olgunlaşmamda önemli rol oynadı diyebilirim. İnsanların bir araya gelerek  ortak bir fikir ve de daha sonra da eylem üzerine üretimde bulunabilmeleri onların insan varlığı olarak gelişmişlik düzeyini gösterir bence. Çünkü ortak bir bilinci ortaya çıkarabilmek için bir çabadır bu ve en önemlisi de sivil işbirliği, resmi örgütlerin(kurumsal eğitim sistemi ve onun yaptırımları vb) karşıtı olarak insanın ona sunulanın ötesinde neler başarabileceğini gösterir bize. Bir güç ve direniş oluşturur.

Burak Uyar: Dünyada ve Türkiye'de Çağdaş Sanat algısı paralel şekilde mi ilerliyor? Sizce Türkiye'de Çağdaş Sanat'ın şu anki durumu nasıl?

Mustafa Pancar: Evet son yıllarda buradaki çağdaş sanat uluslararası bir tansiyonun içindedir denebilir bence. Özellikle doksanlı yıllar ve ikibinlerin başları ile kıyaslanamayacak ölçüde çeşitlilik ve aktivite barındırmakta. Bunda sanırım iki önemli etken belirleyici oldu birincisi yaklaşık yirmi yıldır gerçekleştirilen İstanbul Bienali. İkincisi ise tabiiki internet devrimi diyebileceğimiz o meşhur fenomendir. Bunların ikisi de benim daha genç yaşlarımdayken farkettiğim ve hep sıkıcı bulduğum o kapalı Türkiye ortamını sanat alanında değiştirdi ve dışarıya açtı.

Burak Uyar: Sizin gözünüzden, sanat ve politika arasında ne gibi bir bağlantı var?

Mustafa Pancar: “Sanat ve politika” ifadesi yerine kendimce “sanat ve politik olan” demeyi tercih ederim. Çünkü burada Politika bir bilimin, uğraşın alanı yani biyoloji, sosyoloji gibi. Oysa “olan” terimini eklersek daha fazla olanaklı bir durum yaratmış oluruz. Yani sanatın politik olabilmesi, ona dönüşebilmesi ve hatta onun yerine geçmesinin önünü açarız. İşte tam buradan soruya cevap verirsem, sanatçının varlığı ve bir toplum içinde aktif bir bilinç ile üretimde bulunup bunu paylaşması bence onu zaten esaslı bir politik varlık kılmaktadır. Başta söylediğim gibi sanatçı bir yanıyla ütopyayı temsil eder, ya olmayan ya da olanın ötesinde bir kurgulama içersinde düşüncemizi başka yönlere doğru provoke eder. Bu da toplumlardaki yerleşik değerler ve düzenin kullanım ilişkilerine  terstir aslında. İşte  bu açıdan sanatın ve sanatçının varlığı bir türden aykırılığı ile en temelde yerleşik-politik olan şeye karşı ve dolayısı  ile onunla ilişki içindedir. Bu sanatın ve sanatçının pozisyon olarak belirlenmesidir. Bir de sanat yapıtının içeriği vardır. Burda temsil edilen imajın politik çağrışımlara gönderme yapması sözkonusudur. Yani içerik biçimden daha önceliklidir. Ama bu tür bir politik olma halinde sanat yapıtının güncel politika içersinde tıpkı onun karekteri gibi gelip geçici olma riski vardır. Politik gündemlerin değişmesi ile birlikte işin de varlığının sonlanması ihtimalidir bu. Ama bunların herbiri sanatçıların seçimlerini oluşturan tercihlerdir. Kendi bünyelerinin içersinde “estetik ve politik olan”ın ilişkisi üzerine kurdukları özgün bağlardır sanatlarını belirleyen. Her iki yaklaşım da bize çoğulcu bir çeşitlilik sunar sonuçta.