Boğaziçi'nde "Çağdaş Sanat" Röportaj Dizisi, 2010

Nadi Güler (İstanbul, 1964)

 

Cansu Demitaş Yeditepe Üniversitesi Halkla İilişkiler ve Tanıtım Bölümü, demirtascansu@windowslive.com


Nadi Güler yaklaşık 10-15 sene 1988 yılında kurulan Tiyatro Araştırma Laboratuvarında Şehir Tiyatrolarına bağlı bir yapıda çalıştı. Uzun süre oyunculuk, çağdaş oyunculuk alanında çalışmaları oldu. 1990-2000 yılları arasında Kumpanya tiyatrosındaydı. Dizi projeleri vardı ama en önemlisi Derviş Zaim oyunculuğu denilebilecek kavramın oluşmasıydı. Derviş Zaim’in her filminde ufak rolleri vardı. Daha sonra çağdaş sanar projeleri oluşturdu ve içinde bulundu. 1991’lerin başında disiplinler arası genç sanatçılar birliğini kurup, bir sürü etkinlikler yaptı. Çağdaş sanat gibi projelerin içinde bulundu. Değişik ülkelerde gösteriler yapıldı. Ayrıca Nadi Güler’in çocuklarla ilgili yaratıcı tiyatro ve sinema çalışmaları vardır ve hala devam etmektedir. Nadi Güler şöyle diyor: Benim eksenim tiyatroyla başladı ama tiyatro bir tarafta kaldı ve disiplinler arası ilişkiler içinde çağdaş sanat, sinema, dramatik sanatlar ile devam etti. Geldiği noktayı ise şöyle tanımlıyor. Eğitim konusuna odaklanmak benim için öncelikli olandır.

nadi


Cansu Demitaş:Tiyatro ve Sanatla ilişkiniz nasıl başladı? Sizi bu konuda etkileyen faktörler nelerdir?
 Nadi Güler: Karar vererek tiyatroyla ilgilenmeye başlamadım. Uzun bir dönem kendimi nasıl ifade edeceğimi aradım. Yazdım, çizdim, düşündüm. İçimde anlatmak istediğim şeyler vardı ama nasıl anlatacağımı bilemiyordum. Tam da tüm dünyada liberal politikaların şahlandığı, Thatcher, Özal dönemleri… Bir tiyatroda anket yapma işi bulmuştum. Anket yaparken oyunlar seyretmeye başladım ve farkında olmadan sevdiğim bir oyunu 15 defa falan izlediğimi fark ettim. Yani her akşam aynı oyunu farklı açılardan seyretmeye başlamıştım ve yine fark etmeden oyunu ve kendimi analize etmeye başladım. Tiyatro böyle başladı.
Cansu Demirtaş:Tiyatro özelinde Sanat, Yaratıcılık size tam olarak ne ifade ediyor?
Nadi Güler:Andy Warhol’un dediği gibi herkesin 15’er dakikalığına yıldız olduğu çağda yaşıyoruz. Reytinglerin yaratıcılık sanıldığı bu çağda alternatif bir şeyler yapmak, sosyal dinamikleri dikkatlice izlemekten geçiyor. Sanatla ilgilenirken bile, arkeologla, antropolog arası bir donanımla çalışmak gerek.
Üretimle, yaratıcılığı zeka ile kurnazlığı birbirine karıştırmamak lazım. Varlığı toplumsal nedenlere dayandır; Ya göründüğün gibi ol, ya da görünür ol!
Cansu Demirtaş:Bugüne kadar bazı dizi ve filmlerde rol aldınız. Elveda Rumeli dizisi Makedonya serüveninden biraz bahsedebilir misiniz?
Nadi Güler: Bir takım dizilerde oynadım fakat en önemlisi Makedonya’da çekilen Elveda Rumeli oldu. Selçuklular döneminde başlayan göçler Balkanlar’daki kültürümüzün o zamanki taşıyıcısı olmuş. Resmi ideolojinin sosyalizm olduğu bir ülkede yaşayan Türklerle tanışıp, dost olmak bizim için önemli bir deneyimdi. Kültürel olarak büyük dersler çıkardık bu dostluklardan.
Sinemada ise ‘Bir Derviş Zaim oyuncusu’ olarak tanımlanacak bir durum; bütün filmlerinde farklı roller oynadım Derviş’in.
Sizce ülkemizde sanatçı olmanın olumlu ya da olumsuz yönleri nelerdir?
Nadi Güler: Bir doğu toplumu olmamızın özelliklerini sonuna kadar taşıyan bizler, hala avcı-toplayıcı düzenin ilişkilerini sürdürüyoruz. Ülkemizdeki güncel anlamda sanatçı algısı, sanatı hala bir varyete, panayır düzeni içinde tutabilmekte. Sanatla uğraşmak psikolojik olarak çoğu zaman olumsuzluk belirteci olarak algılanıyor.
Kadın erkek ilişkileri bağlamında provakatif bir dil kullanıyorsunuz, bu durumu bize biraz açabilir misiniz?
Nadi Güler: Politik olarak anaerkil düzene geçilmesi gerektiğini düşünenlerdenim. Kadınlık varlığı ve bilincinin bu dünya için bir çıkış umudunu taşıdığını düşündüğüm için sert ve provakatif bir dil kullanıyorum. Kadınlığın sonradan sahiplenilebilecek sosyal/ruhsal bir durum olduğundan yola çıkarak, sonradan kadın olmanın kültürel olarak desteklenmesi gerektiğini düşünüyorum. Beden ve psikoloji merkezinde işleyen tüm felsefeler anneliğin ruhsal denetiminde işlenmiştir denilse, abartılmış olmaz.
Disiplinler arası çalışmalarınız çağdaş sanat projeleri ve beden politikaları… Bu eksende çalışmalarınız var. Biraz da bunları açabilir misiniz?
Nadi Güler: Foucault’un deyimiyle, ‘İktidar artık bedenleri yok ederek değil, onları şekilden şekle sokarak var olacak’sa, Köy Enstitüleri gibi Türkiye’nin yapısını tümden değiştirebilecek ulusal projeleri bir şekilde işletemeyerek kendi öz kaynaklarını kurutmuş olan bu toplum, kendi toplumsal gelişimi için Marshall yardımlarından, Kopenhag kriterlerine kadar çözümleri hep dışarıdan bekleyecektir. Artık öyle bir çağdayız ki, sanat dediğimiz şey bilimle, felsefeyle, yeni medyalarla, toplumsal dinamiklerle uğraşmadıkça kendi inanılırlığını kaybediyor. Her yapı dinamiği kendi medyasını işletip öyle dolaşıma giriyor ve artık her şey her şeyle ilgili ve ilişkili.
Yaklaşık 10 sene önce Bodrum’a yerleştiniz. Orada yapmış olduğunuz Leleg, Zanaat ve Film festivali projelerinden bahsedebilir misiniz?
Nadi Güler: Benim koordinatörlüğümde 5 yıl süre ile Avrasya Sanat kollektif derneği ile Bodrum’da uluslar arası film festivali yaptık. Bodrumda ayrıca kabolmakta olan zanaatlaı geri kazanmaya yönelik Bodrum sanat festivali yaptık. Leleg enstitüsü diye yine Çağdaş sanat üzerinden işleyebilecek bir çalışma yaptık.
Cansu Demirtaş: Şu ana kadar sanat yaşamınızda unutamadığınız birkaç anınız vardır. Bir tanesini bizimle paylaşabilir misiniz?
Nadi Güler: Balkanlarda yaptığımız birkaç proje benim için sahici, güçlü ve yaralayıcıydı. Balkanlardaki sanat ve hayat kendi dingin enerjisiyle çok güçlü bir varoluşu temsil ediyor. Yıllar önce Bulgaristan’dan sınır geçişinde Bulgar polislerin 2. Dünya savaşın’dan kalma Nazi subayları gibi bağırıp çağırmaları bana çok komik gelmişti ve polislerin önünde beklerken gülmüştüm. Yanımızdaki rehber uyardı ki, başına bela açmak istemiyorsan ‘asla gülme’ demişti. Film setindeymiş gibi eski üniformalarıyla bağıran Bulgar polislerinden öyle kurtulmuştum.
Cansu Demirtaş: Söyleşimizin sonuna gelirken son olarak şunu sormak istiyorum. Çalışma hayatı dışında Nadi Güler nasıl biri?
Nadi Güler: Olabildiğince çeşitlilikteki projelerin içine girerek, tek bir alana sıkışmış terminoloji yerine, çoklu dille konuşmaya çalışan birisiyim. Tiyatro, Performans Sanatları, Sinema, Sosyal Disiplinler ve disiplinler arası mevzuata kafa yormaya çalışan birisiyim.Üç günlük dünya egomuzla, kibrimizle, dünyayı kendimize ve çevremize dar ediyoruz. Kendimizin önemli olduğuna inanıp, diğerlerini değersiz sayıyoruz ve bu aslında tüketim toplumunun jargonu. En büyük talihsizlik şu ki, yaşayamadığımız hayatın kendisinden, sanat çıkarmaya çalışıyoruz. O yüzden son dönemlerimde bir şey üretmemek daha sahici oluyor.

Cansu Demirtaş: İstanbul Şehir Tiyatroları’nda Nadi Güle ile yaptığımız yaklaşık iki saat süren bu sohbet, bana büyük bir tecrübe kazandırdı. Daha önce hiç, bir sanatçı ile röportaj yapmamaış olmamdan dolayı biraz endişeliydim. Ama Nadi Güler ile sohbetimize başladıktan sonra endişemin yersiz olduğunu anladım. Bütün sorularımı içtenlikle yanıtladı ve bana çok yardımcı oldu. Bilinmeyen yönleriyle Nadi Güler’i tanımak bir ayrıcalıktı. Nadi Güler’e beni içtenlikle ağırladığı ve bana çok yardımcı olduğu için çok teşekkür ederim.