Boğaziçi'nde "Çağdaş Sanat" Röportaj Dizisi, 2012

OSMAN KOÇ (İstanbul,1949)

Gökçe Ağaoğlu, gokce.agaoglu@gmail.com

Sabancı Üniversitesi mezunu olan Osman Koç, aldığı mühendislik eğitimi beraberinde Türkiye’de teknoloji ve sanatı yeni medya çatısı altında en fark edilebilir biçimde yorumlayan örneklerden biri. Osman Koç ile yeni medya ve beraberinde sanata getirdiği yeni kavramlar, olanaklar ve tartışmalı alanlar üzerine konuştuk…

Gökçe Ağaoğlu (G.A.): Öncelikle sizi bu noktaya taşıyan süreçten bahsedelim derim. Sanat alanında bir eğitiminiz yok, dolayısıyla sizi sanatla, özellikle de New Media Art ile buluşturan süreçten bahsedebilir miyiz?
Osman Koç (O.K.): Şöyle, lisans eğitimim Elektronik Mühendisliği, yüksek lisansım Mekatronik alanında oldu. Bu süreç içinde sanatla ilgilenmemde Sabancı Üniversitesi’nin kendi özgü eğitim sistemi önemli bir etken. Hangi bölümde okumayı planlıyor olsan da bir takım ortak dersler alıyorsun önce, yani mühendislik dışında pek çok ders almak zorundaydım ilk yılımda. Daha sonrasında da bölüm arkadaşlarım pazarlama, muhasebe dersleri alırken ben sanat tarihine yöneldim. Asıl Selçuk Artut’un dersleri sırasında kendi kendime “elektronikle sanat birleşir” derken buldum kendimi. 2008’de mezun olduktan sonra çeşitli workshoplarda asistanlık yaptım, derken yavaş yavaş girdim bu alana. Tabi tam olarak buna odaklanmam ve araştırma şansı bulmam master esnasında oldu.

G.A.: Peki  üniversite öncesinde var mıydı böyle bir eğiliminiz sanatla ilgilenme adına?
O.K. : Müzik dışında yoktu. Zaten New Media Art diye bir alan olduğunu fark etmem ve hakkında bir şeyler öğrenmem üniversite 2-3 gibi oldu.

G.A. : Dediniz ya “elektronikle sanat birleşir” derken buldum kendimi diye, New Media Art da tam bu sanat ve teknolojinin birleştiği noktada biçimlenip anlamlanıyor. New Media Art kavramı içinden bu ilişkiyi siz nasıl tartışırdınız biraz bahseder misiniz?
O.K. : Şöyle ki sanat tarihine de baktığımızda hep zamana hakim olan akım bir öncekinden bir şeyleri değiştirir ya, mesela rönesanstan baroka geçtiğinde renk kullanımı, ışık kullanımı, çizim biçimleri değişti yine aynı şey aslında. Şimdi özellikle burada olay teknoloji olduğu için bunu sadece resim ya da heykel üzerinden anlatmak, pek çok alana yayılıyor. Ama şimdi  yeni  medya sayesinde şöyle bir şey oldu, yeni medyanın tanımında da vardır bu, “sabit olanı değişken yapmak”.  Artık sanat eseri dediğin şey sabit, durağan bir obje değil, hareket edebilen bir obje ya da ses çıkarabilen bir obje, sana göre tepki veren bir obje. Bunun böyle olmasından sonra zaten artık sanat eserinin sanatsal kısmı obje de değil, senin onu kullanırken yaşadığın deneyim (affect). Yaptığın eseri eğer biri deneyimlemiyorsa, bunu tüm yeni medya eserleri için söyleyemem ama etkileşimli sanat eserleri için bu böyle, o eserin hiçbir amacı yok, sadece bir obje olarak kalıyor. Kullandığın zaman hayata geçiyor.

G.A. : New Media Art tanımlanmaya çalışırken daha çok hep “teknoloji” kısmı vurgu alıyor, sizin bu yaptığınız yorumlarsa aslında o vurguyu geri çekiyor.
O.K. : Evet, o tanım biraz tehlikeli de bir tanım çünkü şu an New Media Art işlerine de baktığımda ciddi bir teknoloji fetişi ortaya çıkıyor, yani o yüzden şiirselliğinden çok “vay be adam ne makine” yapmışa gidiyor.

G.A. : Acaba tam da bu noktada New Media Art kavramını genel olarak düşündüğümüzde, işin teknik kısmına odaklanırken içerik’i kayıp mı ediyoruz sorusunu sorabilir miyiz? New Media Art’ta teknoloji beklentisi, genel anlamda sanat kavramının çağrıştırdığı içerik beklentisinin önüne mi geçiyor ya da bu ikisinin birleşimi nasıl olmalı?
O.K. : Şimdi bu biraz artistik duruşa bağlı yani ben bir işi yapıyorken kullandığım teknolojiyi ne kadar göstermek isteyip istemediğimle alakalı bir durum. En basitinden yaptığım devre gözükecek mi gözükmeyecek mi bunu sanatçının seçimi de belirliyor.

 

G.A. : Tiyatro, müzik gibi pek çok farklı alanda çalışmalarınız var, üretim süreciniz nasıl işliyor, nasıl bir araya getiriyorsunuz ya da seçiyorsunuz konseptleri?
O.K. : Benim bir ayağım hep sabit, elektronikte, diğer ayağım çeşitli alanlarda dolaşıyor; tiyatro, müzik vs. Bir ayağım elektronikte, devrelerde vs. diğer yanım ise farklı şeylerle bunu kombinliyor. Sadece bir şeyi tasarlamak ya da bir aleti üretmek anlamlı gelmiyor, o aletle bir insanın etkileşimi, o insanın o aleti deneyimlemesi, onunla etkileşmesi aşamasında anlamlanıyor yaptığım şey. Bir tuşa bastıktan sonra ne hissediyor, ne düşünüyor. Ürettiğim teknik, insan deneyimi ile etkileşmeli.

G.A. : Dediniz ya bir ayağım hep elektronikte diğer ayağım ise çeşitli alanlardan besleniyor diye. Tam da bu noktada yine sormak istiyorum,  sizce yaptığınız şeyi sanat kılan ürettiğiniz teknolojinin tiyatro ya da müzikle birleşmesi mi, yine bir sanat dalından beslenmesi mi yoksa sadece elektronik ayağı da tek başına sanat üretmeye yeterli mi, ya da siz ona sanat der misiniz?
O.K. : Şimdi, o noktada bir tartışma hep var tabi, New Media Art’da bu noktada net olmayan, tartışılan pek çok şey var. Zaten ben bu nedenle yaptığım her işe sanat demiyorum, kendimi de ses ve etkileşim tasarımcısı olarak tanımlıyorum, ses ve etkileşim sanatçısı değil. Çünkü ürettiğin şeyi sanat kılan bir anlatısı, şiirselliği olması, yoksa ürettiğin sadece bir makine olarak kalır. Mesela “Living Istanbul” çalışmamda, insan kalp atışlarıyla harekete geçmesi, şehrin çeşitliliği barındırması, insanlarla var olması vs. bir şiirsellik barındırıyor, çalışmayı üzerine kurduğum bir içerik var ama “Aquaphone” mesela öyle değil. Biri gelip onunla Bach ya da Mozart çalmadığı müddetçe yine bir sanatsallığı yok. Yani bir işte çok yüksek bir teknoloji de kullanmış olabilirsin bu şaşırtıcı da olabilir ama sanat olur mu tartışılır. Dediğim gibi “gadget”lar yaratma ihtimali çok yüksek New Media Art’ın.

G.A. : Sizce New Media Art’nın içerdiği tüm yeniliklerin, sunduğu teknolojik imkanların yanında yine bu yapısından kaynaklanan bazı sıkıntılar da var mıdır?
O.K. : New Media Art’da ortaya çıkan en büyük sıkıntı bence dokumantasyon sıkıntısı, yani New Media Art’da en mühim şey eğer etkileşimse, yani senin o aletle içine girdiğin etkileşim ve bunun sana etkisiyse; “affect” ise, bunun dokümantasyonu nasıl yapılacak. Yani ben websitemde yaptığım işleri nasıl dokümente edicem, asıl olay senin o deneyimi nasıl yaşadığınsa. Bunun şimdilik tek çözümü video koymak, video ile aktarmak ama yine de senin orda yaşadığın deneyimin dokümantasyonunu tam anlamıyla yapmam mümkün değil, olayın özünü bu etkileşime bağlamamıza rağmen.

G.A. : Türkiye’de New Media Art’ın konumunu hakkında ne düşünüyorsunuz? İnsanlara ne kadar ulaşabiliyor, insanlar arasında “bilinirliği”i sizce ne ölçüde?
O.K. : Türkiye’de New Media Art için henüz oluşmuş bir market yok, çok yeni bir alan ve çok az çalışma var. Galeriler mesela New Media Art sergilerini riskli buluyor, çok azdır New Media Art işlerinin yer aldığı sergiler.  New Media Art işini sergilemek ayrı bir alt yapı, teknik hazırlık istiyor; galeriler de bu konuda çok donanımlı değiller. Çağdaş sanat sergileme konusunda deneyimliler, çiviyi çerçeveyi çözmüşler ama New Media Art için olay farklılaşıyor. Dolayısıyla, çok fazla galerilerde de yer verilmiyor ki insanlar da daha çok deneyimlesin New Media Art eserlerini. Yani çok fazla bilinmiyor tanınmıyor.

Tabi jenerasyon değişkeni de var burada. Teknolojiyle çok ilintili olduğu için işler, ulaşacağı kitlenin teknoloji ile ilişkisi de mühim. Mesela ses etkileşimli ışık konsepti benim için hiç de yeni, ilginç bir şey değil çok aşina olduğum bir şey, benden 9 yaş büyük ağabeyim için çok ilgi çekici, enteresan bir şey ama benden 40 yaş büyük annem için mesela çok başka bir dünyadan gibi, anlayamadığı dolayısı ile yorum yapamadığı bir şey. Dolayısı ile bu kadar teknolojiyle iç içe bir alan için jenerasyonlar arası oluşan bu türev durumu da mühim.

G.A. : New Media Art belirli bir seviyede teknoloji kullanabilme yetisi gerektiriyor ve bu nedenle de New Media Art üretmek için belirli bir donanım, eğitim gerekiyor bu nedenle de küçük bir kesim için mümkün diyebilir miyiz?
O.K. : Hayır diyemeyiz. Tam tersine herkes yapabilir. Pek çok şey için bahsedilen teknoloji klavye kullanabilme yetisiyle eş değer. Klavye kullanabiliyorsan, bilgisayar kullanıyorsan ki bugün artık çoğumuzun bunlara erişimi var, bu yeterli. Kod yazmak dediğin şeyin temeli aslında klavye kullanmak, sadece yabancı bir dil kullanıyormuşsun gibi bunun için mühendis olman şart değil. Mesela benim verdiğim atölyelerde katılım için hiçbir ön koşul koymam, katılımcılara ilk saat bir şeyler gösteririm ve ikinci saat kod yazmaya başlarlar ve çoğu da mühendis değil pek çok farklı bölümden. Dolayısıyla aslında pek çok insanın üretebileceği bir şey yeni medya. Pek çok eserin arkasındaki kod’un da kompleksliği hakkında emin olamazsın, iki satır kodla da çok güzel işler çıkıyor.

 

G.A. : Son zamanlarda üzerinde çalışmak istediğiniz, size ilginç gelen konular konseptler var mı?
O.K. : Şu sıralar, aslında şimdiye dek üzerinde durduğum “etkileşim” kavramını yeniden sorguluyorum. Kişinin ürettiğim mekanizma ile olan iletişimindeki bilinç/biliçaltı ikilemi üzerine düşünüyorum. Mesela “Living Istanbul”u düşünelim, orada oluşan etkileşim aslında bilinçdışı bir etkileşim, kişinin kalp atışları ile aktive olan bir mekanizma var orada ancak kalp atışları kişinin bilinçli kontrolünde değil. Kalbin senin kontrolünde atmaz ya da kalp atış hızına etki edemezsin, kontrolün dışı işleyen bir mekanizmadır.  Buradaki “bilinç/bilinçdışı”, “insiyatif/insiyatif dışı” kavramları arasındaki gerginlik ilgimi çekiyor.

Ayrıca bu etkileşimin tek bir kişi üzerinden değil de daha kolobratif biçimde gerçekleşebileceği bir yapı hayal ediyorum. Yani mesela “dokunma” kavramı üzerinden gidersek, öyle bir mekanizma olacak ki sadece ben dokunduğumda etkileşim olmayacak, bir diğer kişinin de bana dokunması gerekecek yani etkileşim için en az iki kişinin katılımı gerekecek. Ama mesela burada da yine bir handikap var o da şu, yine teknik kısım daha ilgi odağı olacak. Yine oradaki mekanizma, orda vurgulamak istediğim içeriği, “iki yabancı insanın birlikte hareket edebilmesi, birbirine yaklaşması” gibi fikirlerin önüne geçecek, daha fazla merak uyandıracak.

G.A. : Son olarak takip ettiğiniz yeni medya sanatçıları kimler? Kimlerin çalışmalarını takip ediyorsunuz?
O.K. : Aslında spesifik sanatçıları takip etmekten çok siteleri takip ediyorum. Araçların kullanımı kolaylaştıkça, isim yapmamış insanlardan süper projeler çıkabiliyor. Sıklıkla takip ettiğim siteler; “creativeapplications.net, todayandtomorrow.net, spectrum.ieee.org, sparkfun.com, notcot.org, createdigitalmotion.com, makezine.com”.