Contemporary Art @ Boğaziçi - Interview Project, 2012

Philip Ross

Andi Nahmias, B.U., andinahmias@gmail.com

Çeviri: Ceren Yavuz

“…dünya doğal haliyle bir dil gibi yaratılmış bu nedenle de bir dil gibi okunabilir. İşlerimin çoğu doğanın dilleriyle yazılmış hikayeleri anlama uğraşı üzerine yoğunlaşmış.”


Phil Ross; bir sanatçı olarak sanatın vazgeçilmez ve geri dönülmez  olduğunu düşünüyor, son on beş senedir eserlerinde doğadan ilham alıyor. Hayatı boyunca biyolojiye hayran olmuş. Bir çok projesinde doğal dünyada farklı anları bize sunarken bir çok teknik kullanıyor.  Bu röportajda, sanat yapma sürecini, niye eserlerini doğaya dayandırdığını ve bio-teknikler kullanarak sanat yapmak  hakkındaki düşüncelerini bizlerle paylaşıyor.

AN: Bir sanat eseri yapma sürecini anlatır mısınız?

PR: Genelde bir kaç yıl araştırmayla başlıyor  ve bu süreç dünyanın netlik ve derinliğine duyulan meraktan esinleniyor. Kendimi araştırma yaptığım konuyla ilgili bilgilendirici okumalara, dillere ve aktivitelere daldırıyorum ve bunun sonunda zihinsel ve fiziksel olarak sevindirici bir şey yaratacağım inancına sahip oluyorum. Bu; çizim, yazı ve modelleme gibi daha sanatsal denemelerle de gelişmeye devam ediyor. Eskiden bir sanat eseriyle ilgili çok düşünürdüm,  dünyanın başka bir yerinde başka birinin yaptığı bir eylem sanat eserimin konusu olabilirdi ancak şu anda eserlerim daha çok günlük hayattan esinleniyor. Eskiden geleceğe kalıcı sanat eserleri bırakmak konusunda çok endişeliydim ama sanırım bu zaman içinde azaldı.

AN: Niçin doğadan ilham alıyorsunuz ve eserlerinizdeki büyüleyici parça neden hep doğadan geliyor? Doğa sizi büyülüyor ve siz de insanları büyülemek istiyorsunuz diyebilir miyiz?

PR: 10 yaşındayken ailemle bir yaz tatili sırasında uzun süreli bir gezi yaparken Three Mile Island’da durmuştuk. Three Mile Island çok güçlü bir nükleer santral ve biz televizyonda sıklıkla gördüğümüz ürkütücü soğutma kulelerini deneyimlemek istemiştik. Kulelerin nehirle ayrıldığı diğer tarafta oturmuş ve ciddiyetle manzarayı izliyorduk. Bu soğutma kuleleri ve izleme alanı arasında sonradan dikilmiş çok güzel çiçekli ağaçlar vardı ve bunun kulelere karşı olan negatif düşünceleri kırmak için yapılmış bi reklam kampanyası olduğu aşikardı. Bu doğal dünyanın bir dil gibi inşa edildiğini anladığım ilk andı ve bu nedenle bir dil gibi okunabilirdi.

AN: Biotekniklerin sanatta kullanılması hakkında ne düşünüyorsunuz?

PR: Bioteknikler aslında bizim dünyaya dahil olmamızla çıkmış ilk sanatlardardır. Olayların dile ve davranışa yansıması ve çevresel bencilliğin ortaya çıkması kişinin kendi modifikasyonları sonucu türümüzde ortaya çıkmıştır. Sanatı tarihsel örneklerle sınırlama , doğamızda olan yaratıcılığı kısıtlamanın doğru olduğuna inanmıyorum. Biyoteknikler sadece eski sanat yöntemlerinden anlatımda kullanılan sembollerle farklılık gösteriyor.

AN: Sizce sanatta bioteknik kullanımının bir sınırı olmalı mı?

PR: Ne için? Eylemler? Fikirler? Organizasyonlar? Genelde estetik şeyler için öldürmenin hoş olduğunu düşünmüyorum ama ben de bazı sanat eserlerimi üretirken bunu yapmak zorunda kalıyorum. Bu tarz işlerin günümüzde bizi aydınlattığını düşünüyorum çünkü kültürel olarak hayvanat bahçeleriyle aramızdaki sınırdan emin değiliz, etik açıdan da sadece bi çuval hümanist proje  üretiyoruz. İkinci yaratılış her zaman Faustian Kontratlara dayanıyor.

 AN: Bazen doğayı fotoğraflıyorsunuz, bazen resmediyorsunuz bazen de daha ileri giderek bioteknikler kullanıyorsunuz. Hangisi sizi en çok tatmin ediyor?

PR: Nasıl yemek pişiriyorsam aynı şekilde sanat yapıyorum. Özel bir olay değil, sadece o an ilerlemek için ne yapıyorsam o.  Düşüncelerimi somutlaştırmakta bütün yollar bana yardımcı oluyor ve bu yüzden de hepsi beni tatmin ediyor.


Phil bazı eserlerinde doğayı yeniden resmediyor, bazılarında doğal objelerle yeniden inşa ediyor, bazılarında ise fotoğraflıyor. Bu eserlere bakarak kişi doğayı farklı bir şekilde yorumlayabilir ve Phil’in doğadan nasıl etkilendiğini anlayabilir. Phil’den önce; onlar sadece nesnelerdi, doğal varlıklardı, gözlerinin içine baktığımda aralarındaki farkı ayırt edebilirdim. Phil bize doğanın ne kadar büyüleyici olduğunu gösterdi, farklı bakış açılarıyla ne kadar farklı anlamlar taşıyabildiklerini anlattı. Eserlerine bakmaya devam ettikçe doğadan nasıl etkilendiği anlamaya başladım ve aynı zamanda doğada gördüğüm her şeyi farklı farklı şekillerde okumaya başladım. Phil Ross hayatını yakından ilgili olduğu biyolojiyle geçiren oldukça cesur, kararlı bir sanatçı. Onun bu uğraşı sanatın biyoloji ve doğayla birleşmesinde başarılı olmasını sağlamış. Doğa sanat eserlerinin ilham kaynağı, doğadan büyülendiği her defasında daha iyi, daha derin, daha etkileyici eserlerle karşımıza çıkıyor.