Boğaziçi'nde "Çağdaş Sanat" Röportaj Dizisi, 2010

YASEMİN NUR TOKSOY (İstanbul, 1976)

Görkem Koçer, B.U., gorkemkocer@gmail.com

Görkem Koçer: Öncelikle sanatın tanımı size göre nedir?
Yasemin Nur Toksoy: “Sanat”ı tanımlamadığım zamanlarda daha çok sanattan bahsettiğimi düşünüyorum. Tanımlamalar sınırlar yaratıyor. Bunun yerine gelip giden, kimi zaman netleşen farkındalıkları yaptığım şeyleri tanımlamada kullanıyorum. Cümlelerin, kelimelerin, virgüllerin ve noktaların bu tanımlama da yetersiz kaldığını sonsuz araçlarla da tanımlamanın sınırsız olduğunu düşünüyorum. Tanımlamadığım an sınırlar yok. Böylece fark etmeden yaptığım şeyler çok daha vurucu.
Görkem Koçer: Siz sanatınız üzerinden kendinizi nasıl tanımlarsınız?
Yasemin Nur Toksoy: Yaptığım şeyin bir şeyden çıkışla birden çok şeyi yan yana koymak ile ilgili bir tercih olduğunu düşünüyorum. Bu anlamda baktığımda tam da şu anda kelimeleri yan yana koyarak bir anlam yaratmaya çalışma çabamla yaptığım işlerin arasında bir ayrım koymuyorum. Aslında yaptığım şeylerle ben bunları bir araya getiriyorum benim seçtiklerim takıntılarım kendime dayattıklarım bunlar diyorum.
 
Görkem Koçer: Her sanatçının özellikle üzerinde çalışmak istediği meseleler vardır. Bu bağlamda Sizin çoğunlukla değindiğiniz konular ve hassas noktalarınız varsa nelerdir?
Yasemin Nur Toksoy: Yaptıklarım ile birlikte kişisel tarihle çok ilgiliyim. Sonuçta benimkisi kendi kendimin deneyi. Tüm yaptıklarımı bir sürecin parçaları olarak görüyorum. Bu bağlamda yaşadığım coğrafyada ve bireysel coğrafyalarda yerimi düşünürken seçtiğim rotalar yarattığım haritalar ve göstergeler içlerinde benim olmayanı negatifimi de barındırıyor. Bunu değil de şunu seçtiğim anlar kendime yakınlaştığım ve o derecede uzaklaştığım durumlar üzerinden çevreme bakıyorum.
Görkem Koçer: Akademide çalışan bir sanatçı olarak, akademik hayatın sanatınızı sınırladığını düşündüğünüz oluyor mu? Yoksa bunun tam aksini mi düşünüyorsunuz?
Yasemin Nur Toksoy: Bu daha çok nereden baktığım ile ilgili. Ben bu takım sınırlamalardan özgürlükler doğduğunu düşünüyorum. Bir devlet üniversitesinin içinde çalışmak resmi söylemin tam da içinde bulunmak. Bunu anlamak ve tanımak adına kurum içinde olmak beni çok aydınlattı. Ayrıca kurumlar bireyler gibi kendi tarihlerini yazıyorlar. Bu tarih yazılırken oluşan gerilimleri fark edebilmek ile bugünün güncel tarihine yakınlaşmış hissediyorum. Her yıl gelen ve mezun olan öğrencilerin farklılıkları benim için çok önemli bir tanıklık. Bunun yanında kurum içinde resmi bir evrakın takip ettiği süreci izlemek de aynı şekilde aydınlatıcı. Bu bana üst üste binmiş sonsuz ağlar, kesişmeler, yan yana duruşlar durmamalar, olmadık şeylerin farklı bir düzlemde yan yana durmaları, olasılıklar ve sonsuzluk üzerine dayatmacı olduğu kadar saplantılı bir alan sunuyor.
Görkem Koçer: Dünya modern sanat tarihinden sizi en çok etkileyen, işlerini ve felsefi boyutta düşüncelerini beğendiğiniz sanatçılar kimlerdir?
Yasemin Nur Toksoy: Daha öncede belirttiğim gibi kişisel tarih ile ilgileniyorum. Bu nedenle yaptıkları hakkında üzerine konuşabildiğim bugün üreten sanatçılar ile daha çok ilgileniyorum. En sevdiğim çiçeğin erengül olduğunu söyleyebilirim ama dünya modern sanat tarihi dendiğinde cevabın yaşıma, güne ve tarihe göre değişir.
Görkem Koçer: Türkiye çağdaş sanatının dünya konjonktüründeki yerini nasıl yorumlarsınız?
Yasemin Nur Toksoy: Bu soruyu cevaplamamayı tercih ediyorum arzu ederseniz boş koyabilirsiniz çünkü bu şekilde de bayağı bir şey diyecektir.

Görkem Koçer: Atılkunst kolektifi hangi motivasyonla oluştu? Ne için/neye karşı bir araya geldiniz?
Yasemin Nur Toksoy: Atılkunst kendiliğinden oluştu. Üçümüz, Gülçin Aksoy, Gözde İlkin ve ben, okul içinde beraber çalışıyorduk(yine daha önce bahsettiğimiz kurum içinden çıkan bir birliktelik). Sanki egzersiz yapmadan önceki ısınmalar gibi yavaş yavaş beraber üretmeye ve düşünmeye başladık. Zaman içinde gündem egzersizlerimiz aramızda gelişen paslaşmalarla şekillendi ve şekillenmeye devam ediyor.
Görkem Koçer: Bu tarz çalışma gruplarının yaratıcılığınızı destekleyen bir yönü var mı?
Yasemin Nur Toksoy: Ne kadar çok bakarsam, ne kadar çok bakışın farkına varırsam açımın o kadar genişleyeceğini düşünüyorum. Bu bağlamda grup çalışması bana sonsuz bakışlar ve kapılar açtı. Durduğum yerden değil de yanımdaki arkadaşım yerinden bakabilmek bana çok faydalı oldu. Farklı yerlerde, farklı zamanlarda, üç farklı kişinin beraber yapabileceklerinin çeşitliliğini ve bu durumlara göre aldıkları şekilleri deneyimlemek susuzluğumu gideriyor. Şu an okuduğum en önemli okul bu grup çalışmasıdır. Tek başına düşündüklerim bir yere giderken üçümüz bir arada iken bir noktadan çıkışın nerelere varabileceğini görmek inanılmaz bir paylaşım ve heyecan. Bu paylaşımın şu an hayatımın en heyecan verici ve besleyici deneyimi olduğunu düşünüyorum.
Görkem Koçer: 2009 yılında sizin de katıldığınız “Çocuklar için Çağdaş Sanat” sergisinde amaç hedef kitlenin ufkunda yeni pencereler açmaktı. Önce bir yetişkin sonra sanatçı olarak bu serginin size katkıları ne oldu?
Yasemin Nur Toksoy: Yetişkin olmak aslında çocuk olmaktan daha komik bir oyun. Beni etkileyen, çocukların tanımlamadan yaptığı durumların büyüklerin kimliklerini ve benliklerini oluşturan şeylerle aynı olması. Bir gün bir çocuk için iki üç şeyi bir araya getirip yan yana koymak ve sonra onu adlandırmak kendi kendini var eden, kendinden var olan durum. Biz ise bu durumları “tırnak içine” alarak farklı bir bağlama sokarak (sergi ortamı, mecrası) kendimizi var etmeye ve tercihlerimizle siluetimizi çıkartmaya çalışıyoruz.
Görkem Koçer: Tüm sanat hayatınızda sizi en çok heyecanlandıran işleriniz hangileridir? Sizin için yerleri neden ayrıdır?
Yasemin Nur Toksoy: Tüm yaptıklarımın arasındaki bağlantı ve bitmeyen, devam eden süreçleri beni en çok heyecanlandıran şey. Bugünden düne ve yine bu noktadan yarına bir ters bir düz bir dokuma gibi. Onların da benden ayrı ve benimle birlikte bir süreci ve yine tarihinin oluştuğunu düşünüyorum. Yaptıklarımı tekrar kullanmak adlarını bağlamlarını değiştirmek ve yeniden kullanmak takla atmak gibi geliyor. Hani ayakta durup geriye doğru ellerini atarsınız o hava ile öne bükülürsünüz dünya tepe taklak olur sonra ayağa kalkar bir daha geriden güç alır öne doğru kaykılırsınız başladığınız noktaya dönersiniz işte benim için bu çok alakasız, süssüz (süsü dışarı atarak bayağı da süslü) kendinden bir heyecan.