? Interview Project - iS.CaM
bg
The Interview
Project

Yiğit Yazıcı


Ümit Sipahi, Boğaziçi Üniversitesi
umitsipahi@yahoo.com

Ümit Sipahi: Çağdaş sanata ne zaman ilgi duymaya başladınız?

Yiğit Yazıcı: İlk önce sanata ilgi duyarsın, resime ilgi duyarsın ondan sonra sanat diye bir şeyin olduğunun farkına varırsın. Sanat kavramı aslında biraz havada kalan, sınırları çilimiş değildir. Zaten sanat kelimesinin sınırları çizilmiş değildir. Ucu açık bir konu bir kesim insan için bazı şeyler sanata girerken, diğer bir kesim için farklı şeyler sanata girebilir. Bana sanat ne diye sorarsanız benim size verebileceğim tam, sınırları çizilmiş kesin bir cevabım olamaz. Yani insanların doğadan inanarak yarattığı bir kavram sanat. Ama yine söylüyorum sınırları çizilmiş bir şey değildir çünkü sanatın içinde herşey var ,herşeyi koyabilirsiniz.

 

Ümit Sipahi: Geçmişinizde sanata ilgi duyma konusunda sizi etkileyen veya destek çıkanlar oldu mu?

Yiğit Yazıcı: Ailem hiçbir zaman snata karşı değildi. Babam resim yapardı aynı zamanda mimardı kendisi. Resimle ilgilendiğimde beni destekleyen insanlardı. Bunun bir avantaj olduğunu düşümüyorum.

Ümit Sipahi: Resimle profesyonel anlamada ilişkiniz ne zaman başladı?

Yiğit Yazıcı: 1987 yılında Mimar Sinan’a girdiğimde başladı. 1992’de bitirdim ve o tarihten bu yana bu işi yaparak yaşıyorum.

Ümit Sipahi: Resimlerinizi oluştururken nerden faydalanıyorsunuz?

Yiğit Yazıcı: Net olarak bir şey diyemem ama yaşadığın herşey sonuçta ilhamdır. Ya da bu aslında üstüne giydipin kazağı seçerken neye göre seçtiğinle ilgili bir soru. Yani birşeyi seçiyorsun, alıyorsun ve herhangi bir şey olur. Sonuçta bir seçin yapıyorsun ve bu seçimi oluşturan şeyler senin bildiğin bilmediğin yaşamı oluşturan herşey tek tek birbirinden ayıklayamazsın. Özel ilgi duyduğun şeyler olabilir. Ben kaosla doğayla ilgileniyorum. Kaos dediğim şey de hem düzenli hem düzensiz olan evren dediğimiz bir bütünün içinde çok karmaşık gözüken bir sistemin olduğu ve bunun enteresanlığı.

Ümit Sipahi: Peki “Şehirlerin Renkleri”serginizde o zaman gece ile gündüzü işlediğiniz söylenebilir mi?

Yiğit Yazıcı: Şehirler insanlara kültürlere, dillere, dinlere, batıl inançlara göre insanların şehirleri nasıl etkilediklerini incelemeye çalıştım ve bunları işlerimde yansıtmaya çalıştım. Sanat aslında o şehirle bir gösterge. Örneğin kırmızı düşününce aklıma Çin gelir veya Uzakdoğu.

Ümit Sipahi: Resimlerinizi yaparken başka herhangi bir şey yaparmısınız?

Yiğit Yazıcı: En büyük yardımcım müzik dinlemek. Gürültünün içinde seni dünyadan kopartan, yaptığın işe seni konsantre eden en önemli şeydir müzik benim için. Aslında konsantrasyondan ziyade seni duygularını ifade etmeye hazırlıyor ve onların yoğunlaşmasını sağlıyor. Klasik müzik, fil müzikleri, fusion ve etnik müzik gibi farklı çeşit müzik dinlerim.

Ümit Sipahi: Herkes sanatçı olabilir mi?

Yiğit Yazıcı: Sanat  farklı ama çok farklı bir şey değil, bizim içimizde olan birşey. Doğuyoruz gözlerimizi açıyoruz gördüğümüz  renkler. Mesela domates görüyoruz kıpkırmızı ama kahverengi bir topraktan çıktığını düşünün. Bunu düşünebilmek ve buna şaşırmak. Başka bir açıdan bakmak. Bu bir parça insanın içiden gelir, bir parça çevresinde vardır daha çok ise insanın kendisi ile alakalıdır. İnsan düşünmeye başladığı andan itibaren hayattaki her şeye ilgi duymaya başlar. Yani sanatlara daha çok ilgi duyar. Burada düşünce çok önemli. Düşünce seni sığlıktan kurtarır seni derinleştirir, seni sorgulatır, sorgulağın zaman sebepler ararsın,  bunlar böyle bir bütün olarak sonsuz sorulara kadar gider. Sonra bir gün niye ağaç vardır diye sorarsın. Mesela ağacı ele alalım. Ne kadar fonksiyonel, aynı zamanda ise ne kadar estetik. Bu ağacın üstüne bir şey eklersen ondan daha güzel birşey yapamazsın çünkü ağaç bitmiş bir tasarımdır. Bunu bir parça düşünebilen insan bunların daha çok farkına varır ve sanatın içine girer. Yani düşünceye bağlıyorum sanatı, hissetmek ve yaşamak .

Ümit Sipahi: Sanatla ticaret arasındaki ilişki nasıldır?

Yiğit Yazıcı: Eğer bir resim yapıyorsan ve resimleri birisi alsın istiyorsan bu bir ticarettir. Resimleri  yalnızca kendim için yapıyorum ve evime koyacağım diyorsan bu da senin bileceğin iştir. Bana göre paylaşılan şeyler, paylaştıkça yada başka bir insanın hayatına girdikçe ben çoğalırım. Yani o insanın hayatında olmak bana heyecan verir. Çünkü resim bendeyken  başka başka bir insana dokunamazsın. Başka bir evdeyken resimlerimi o evin çocuğu görür ve onlarla iletişim kurar bu da beni heycanlandırır. Beslenmek için lazım aslında. Yani insanların enerjilerinden beslenmek. Bu iş aslında  kısaca paylaşmak demek paylaşmak için  de bu alınır satılır. Satılması demek başka bir insanın o insana değer vermesi demek bu da sanata değer vermek demektir.

Ümit Sipahi: Sattıkça yaratıcılığınıza (paylaştıkça) artı anlamda etkisi oluyor mu?

Yiğit Yazıcı: Satmak talep görmek demektir, talep görmek de insanı motive eder.Aslında bu ilgi doğanın her yerinde vardır ve herşey ilgi ister. Sanatçı da ilgi ister ve bu paylaşım ona olan ilgiyi gösterir.

Ümit Sipahi: Gönüllü projeleriniz var mı ?

Yiğit Yazıcı: TOÇEV, AÇEV’le çalıştım ayrıca TEGEV’le de çalıştım. Sosyal birkaç projeye imza attım. Çocuklarla mesela birşeyler boyadık. Bir sergi açtım ve bunun gelirinin yarısı AÇEV’e gitti.