Boğaziçi'nde "Çağdaş Sanat" Röportaj Dizisi, 2012
BAGER AKBAY ( İSTANBUL, 1976)
Fatma Er, fatmaer216@gmail.com

Fatma Er: Hem blogger olduğunuzu hem de tasarım üzerine çalışmalarınızı biliyorum. Türkiye’de blog olayının yeni yeni popülerleştiğini düşünürsek sorularıma buradan başlamak uygun olur diye düşündüm. Amerika’da blogların tüm seçim sürecini etkilediğini biliyoruz. Aynı şekilde blogların Türkiye’de de böyle bir gücü olduğuna ya da olabileceğine inanıyor musunuz?
Bager Akbay: Blog başlangıçta çok popülerdi çünkü blog herkesin web sayfası gibiydi. Ama bir süre sonra insanların kişisel web sayfası yapmasına gerek olmayacak araçlar çıkmaya başladı. Facebook, twitter gibi araçlarla kişisel bilgileriniz bir araya konulmaya başladı. Dolayısıyla sadece bloglar yazı yazan kitleye hitap etti. Bu durumda toplumdaki yazar potansiyeliyle ilgili bir rakama ulaşıyoruz. Blogların eski heyecanı azalıyor, dolayısıyla bir süre sonra sadece yazı yazmayı sevenler üzerinden gidecektir. Bizim toplumumuzda yazı yazma alışkanlığı çok fazla yok. Bu durumda Türkiyedeki etkisinin çok fazla olacağını zannetmiyorum. Twitter gibi modellerin daha doğru olduğunu düşünüyorum, çünkü kısa yazı yazabiliyoruz, sms kültürümüz var artık, yeni nesilde buna çok uygun. Dolayısıyla twitter blogdan ziyade sosyal medya ve politika üzerinde daha etkili araca dönecek diye tahmin ediyorum.
Fatma Er: Sosyal medyada yer aldığınızı biliyorum. Bir twitter kullanıcısınız. “Uzun yazı yazmak doğaya aykırı, lineer ve etkileşimsiz bir kafa istiyor. Yazı yazmayı gerektirmeyecek teknolojiler geliştirmemiz gerekiyor.” diye bir ileti paylaşmışsınız twitterınızda. Ben bu konuda edebiyat öğrencisi olarak sizinle aynı fikri paylaşmıyorum. Bu durumda insan tamamen robotlaştırılıp nötr hale getirilmeye çalışılıyor. Ben yazmamak doğaya aykırı diye düşünüyorum.
Bager Akbay: Şöyle açıklamak gerekirse bir çocuk doğduğu zaman yazı yazmayı bilmiyor. Dil var, dile yatkınlığımız var ve günlük yaşantı biçimimizde de dil çok önemli bir parça. Lakin yazı bir teknoloji, yani çocuğa yazı yazmayı öğretmek uzun zaman alan bir uğraş. Dolayısıyla yazı yazmak yerine video kaydetmek gibi alışkanlıklarımız olsa video üzerinden konuşsak, her şeyi video üzerinden yapsak başka bir taraf kaybolmaya başlar. Yani yazıya özgü bir kültür azalmaya başlar. Eğer internet bütün dünyayı kapsayacak şekilde büyüyecekse yazıdan görsele doğru kaymak zorunda. Şunu söylemeye çalıştım; yazı teknolojisine gerek duymayacak daha basit paylaşımlar içerecek teknolojilere ihtiyacımız var. Yazı mutlaka kalacaktır, yazının yok olması söz konusu değil ama daha kolay paylaşımı olan formatlar daha çekici ve daha yaygın olacaktır. Yazı lineer bir yapı, ama artık non-lineer yapılara alışmaya başladık. Yazı non-lineer tasarlanabilir mi? Evet, tasarlanabilir. Örnekleri var ama tek başına uygun değil bence. Bilim dünyasında bile aynı sorun var. Benim oturup yüzlerce makaleyi taramak yerine o makalelerin her biri belgesel olsa oturup onları izlesem o bilgiyi çok daha hızlı alıyor olurum. Demek istediğim buydu aslında. Ben o makaleleri okuyorum, ne dediğini anlıyorum ama onun yerine bir insan karşımda dursa ve o bana anlatsa ve görseller gösterse ben bu işi çok daha hızlı anlıyor olurum.Derdim buydu aslında. Ben bunun olacağına adım kadar eminim, bunu söyleyebilirim. Yazı gitgide daha da azalacak. Video kültürüne doğru gidiyoruz. İki yaşındaki bir çocuk kendini videoya çekip internete yükleyebilir duruma geldi. O kültürün yazıya bizden daha da az ihtiyacı olacak. Dünyanın tamamından bahsediyorum, orada bilim üreten kitlenin mutlaka yazıyla ilişkisi olacaktır ama tüketen kitlenin yazıya bu kadar ilgisi olacağını zannetmiyorum.
Fatma Er: Plato Meslek Yüksek Okulu Görsel İletişim Bölüm Başkanlığı’nı yaptığınız Plato Meslek öğrencilerinin kariyerlerinde bir fark yaratmak için beceri ve yaklaşım edinme fırsatı sunuyor. Tam olarak bu okul öğrencilere ve sektöre neler katıyor?
Bager Akbay: İş tabanlı eğitim veriyoruz, öğrenciler çok daha pratik eğitimler alıyorlar. Liseden geldikleri için bazıları bunu red ediyor, çünkü çok pratik olduğu zaman da bundan sıkılıyorlar. Üniversitenin oyun havası bazılarının çok daha hoşuna gidiyor. AA, BB, CB gibi not sistemine kanıyorlar ve bazılarını bundan kurtarmak zor oluyor. Öğrencilere gerçekten bir iş yapmanın ne demek olduğunu anlatmak asıl amacımız. Dolayısıyla burada hem iki yıllık olmanın bir avantajı var. Bizim alanımız doktorluk gibi bir alan değil, diplomanın ölümcül bir değeri yok. Alanı iyi biliyorsanız diplomanız olmasa da sektörde çalışabilirsiniz. Burada böyle bir avantaj vardı ve bunun üzerine gittim. İki yılda çok hızlı, çok pratik eğitimler yapmaktayız.
Fatma Er: Bu okul aracılığıyla pek çok yetenekli insanın doğru işler ortaya çıkarmasına vesile oluyorsunuz. Bu sayede insanlar yeteneklerinin farkına varıyorlar ve sizin de katkınızla ortaya akla hayale gelmeyecek çalışmalar çıkıyor. Projelerin biitiminde büyük bir mutluluk duyuyor olmalısınız. Bu okul eğitmenlik kariyenizde sizi tatmin eden şeylerden biri mi?
Bager Akbay: Hayat dengeden ibaret, kendi hayatımı da dengelemek zorundayım. Çok eğitimci olduğum zaman bundan biraz sıkılıyorum, kendimden sıkılıyorum. Bir insanın bir şeyler vermeye çalışırken bir şeyler alması da lazım. Kendini beslemesi lazım. Bu denge doğru oturtulduğu sürece böyle bir akademisyenlik modeli çok başarılı. Zaten şuan okul yönetimiyle bunları tartışıyoruz. Daha doğru modeller nasıl oluşturulabilir ve bunlar nasıl uluslararası sıkalaya yayılabilir, bunları bir modele oturtmaya çalışıyoruz ve başka yerlerde nasıl uygulanabilir bunları hesaplamaya çalışıyoruz. Evet, bu model beni tatmin eden bir model. Başka bir mesleğim olsaydı buna o kadar emin olamazdım. Görsel iletişimin durması gereken nokta sanat, tasarım, teori, pratik gibi anahtar kelimelerin ortasında bir yerde, hatta bilime bile yakın olması gerekiyor. Dolayısıyla bu yapı bana keyif veriyor diyebilirim.
Fatma Er: 2008’de “İşlemsel Deneyler –ProSaprens” konulu sunumunuzda işlemsel tasarımda sonucun kendisinden ziyade bu sonuca varılmasını sağlayan kuralların önem kazandığını vurgulayıp işlem yazmayı yemek tarifi gibi kurallar yazmaya benzetmişsiniz. Ancak yemek tarifi kadar basit bir durum olmadığı aşikar. Bu benzetmenizden kastınızı açıklayıp işlemsel tasarımdan biraz bahsedebilir misiniz?
Bager Akbay: Yemek yapmak kadar kolay aslında, sadece yemek yapmak kadar doğal değil. Yemek yaptığımız kadar işlemsel tasarım yapsak zaten aynı uzmanlık seviyesine geliriz. Sonuçtan ziyade sürecin olduğu alanlar önemli, bu durum hayatta birçok şeyde geçerli. Sonuç bir andır, süreç ise var olmanın kendisidir. Yani, sonuç bizi motive eder ve ilerletir ama aslında yaşadığımız şey her zaman süreçtir. İşlemsel tasarımda olay bilgisayar kültüründen yararlanarak otomotize işlemleri de yapabilmektir. Örneğin, resmi yapan da kafasında bir işlem yürütüyor. Resmi yapmak değil düşünceyi kağıda aktarabilmek işlemsel tasarımda önem kazanıyor.
Fatma Er: Yine bu sunumunuzda ortak düşünceye tasarımcıyla mühendisin beraber çalışabileceği bir platforma doğru gidiş olduğunu; elektronik, dans, müzik, heykel gibi farklı disiplinlerin işin içine girdiğini söylediniz. Elektronikçiyle dansçı bir projede nasıl bir araya gelebiliyorlar? Bu çalışmalardan örnek verebilir misiniz?
Bager Akbay: Dünyada çok örneği olmasına rağmen Türkiye’de çok fazla yok. Türkiye’de Osman Koç’u örnek verebiliriz. Artık o dönemdeki gibi düşünmüyorum, çünkü bu modelin çok yeni olmadığını, çok denendiğini ve başarısız olduğunu gözlemledim. Bu tip projelerdeki herkesin en az iki-üç disiplinde ve mümkünse bütün disiplinlerde deneyimi olmasına inanıyorum. Dünyada çok fazla uzman var, bu kadar uzmana gerek yok. Önemli olan uzmanlar arasındaki ilişkiyi kuracak geleceği gören bir nesil yetiştirmemiz lazım. Onlar o uzmanları çok daha yükseğe taşıyacaklar.
Fatma Er: 2009 yılında Bahçeşehir Üniversitesi’nde “Türkiye’de Bilgisayar Oyun Sektörü” adlı bir seminer vermişsiniz. Oyun sektörünün Türkiye’deki gelişimini yurtdışına kıyasla nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bager Akbay: Uluslararası çapta olan ilk ciddi deneme Mevlüt Dinç’in Türkiye’ye gelmesi ve İTÜ’de bir ekip kurması ve orada oyunlar yapması oldu. Başarılı işler çıktı, şuan da hala başarılı işler yapıyorlar. Çok büyümedik,bunun sebebini tam olarak bilmiyorum ama Türkiye internet bağlantılarını çok düşük ücrette ve çok geniş tutması gerekiyordu. Bunu dünyada yalnızca Güney Kore yaptı. 10 yıl önce Türkiye’de her köye fiberoktif çekilecekti ama yapılmadı. O hat çekilseydi oyun sektörü çok hızlı büyürdü, bunun çok ilişkili olduğunu düşünüyorum. Böyle bir dijital kültür yapısı yok maalesef. Bizim devletimiz internetle son dönemlerde ilgilenmeye başladı ama o bile çok naif. Hala sansürlemek ya da sansürlememekle uğraşıyoruz. Halbuki yolu açmamız lazım, açarsak oyun sektörü çok hızlı gelişir. Galiba treni kaçırmak üzereyiz çünkü Çin şuan çok kuvvetli geliyor ve Uzak doğu pazarı elinde tutacak gibi gözüküyor. Oyun konusunda biraz geç kaldığımıza inanıyorum.
Fatma Er: 2011 yılında tüm Türkiye’ye “Güvenli İnternet Hizmeti” adı altında bir uygulama getirildi. Bunun üzerine “İnternetime Dokunma” gibi sloganlar içeren protestolarda siz de yer aldınız. Getirilen bu paket uygulamasının Türkiye’deki internet kullanıcılarını nasıl etkileyeceğini düşünüyorsunuz?
Bager Akbay: Dünyada devletler şuan interneti kontrol etmeye çalışıyorlar. Bunu da bir şekilde başaracaklar. Lakin alternatif sistemler de bunlar sayesinde kuvvetlenecek. Bu yasaklar tam tersi yöntemleri çok hızlı geliştirecek. Dünyada yüz binlerce çok zeki, bağımsız genç topluluğu var. Devletin elinde yüz bin adam yok. Konu bilgi olduğunda, devletin çalışan kişi sayısı yirmi bin ise biz iki yüz bin isek, dolayısıyla devlet diğerinden daha iyi model yaratamayacak. İnterneti taşıyan hatları devletler ellerinde tutuyor ya da şirketler ellerinde tutuyor ve devletler o şirketleri yönetiyor. Dolayısıyla sansürleyebiliyorlar. Bu yasaklar alternatif sistemlerin geliştirilmesini çok hızlandıracak. Yeni nesilde lokal sistemler kuvvetlenecek. Buradan devletler sağ çıkamayıp savaşı kaybedecekler diye tahmin ediyorum.
Fatma Er: Bu uygulamayla 150 kelimeye yasak getirildi. Sizce yasaklama bir çözüm müdür?
Bager Akbay: Yasaklamak bu devirde olmuyor, çünkü artık haber kanallarını elinde tutamıyorsun. Yasaklanıyor, diğer yandan öbürü onun yasaklandığını öğreniyor.
Fatma Er: Son olarak Boğaziçi Üniversitesi’nde kendinizle ilgili yaptığınız sunumda Avusturya’da bulunduğunuz üç ay zarfında facebook, telefon, mail gibi tüm iletişim ağlarından kendinizi soyutladığınızı söylediniz. Bu izolasyonun yapacağınız projelere katkısı oldu mu?
Bager Akbay: Ben bunu düzenli olarak yapıyorum, geçen yaz da yaptım. Bunu yaptığım için internetteki sosyal çevremi sürekli kaybeden bir insanım. Teknoloji sizi değiştirir, bu değişimin farkına varmak için ve varlığınızı hissetmek için arada kesintiler atmamız gerekir. Bence bu herkesin yapması gereken bir durum. Ben kendi adıma bunu hissedip yapıyorum ve çok faydasını görüyorum. İnsanda farketmediğimiz mekanizmalar oluyor. Mesela cep telefonunuzun cebinizde olması her an ulaşılır olduğunuzu hissettiriyor ve buna göre davranıp yaşıyorsunuz. Ben bazen bundan rahatsız oluyorum, o yüzden cep telefonumu da arada kapatıyorum.




Linkler: