Boğaziçi'nde "Çağdaş Sanat" Röportaj Dizisi, 2010

CAN MADEN

Özlem Şencan

 

Can Maden benim lise yıllarımdan tanıdığım bir hocadır. Robert Kolej’de sanat derslerimizden bir kaçını o verirdi. Benim dersinde yolum kesişmemişti, hep arkadaşlarımdan duyduğum kadarıylaydı. Şimdiyse bu projeyi yapmak için birini düşündüğümde ilk aklıma gelen hoca oldu, kendine has karakteri ve sanata yaklaşımı hakkında duyduklarımdan ötürü. Can hoca benim mezuniyetimden bir kaç yıl sonraya tekabül eden yıllarda on yıllık Robert Kolej’deki eğitmenlik hayatını kendi alanında yeni uğraşlara yönelmek için bırakmış. İlk uğraşı İstanbul Modern müzesindeki yöneticilik görevi olmuş, yöneticilik pek de benim alışık olduğum sistem değildi diyor, bu sebeple eğitmenliğe geri dönmüş. Şimdilerde Yeditepe ve Koç Üniversitelerinde öğretim görevliliği yapıyor. Bugünlerde eğitmenlik dışında onu heyecanlandıran en önemli uğraşı ise 2011 yılının Ekim ayında Düsseldorf’taGül Kent’le birlikte Mine Sanat Galerisiyle birlikte açacakları sergi. Can Maden’le sana hayatının başlangıcından, sanatının dönemlerinden eğitmelik hayatından konuştuk. Bu röportaj, onu daha yakından tanımak için önemli bir fırsattı.


Özlem Şencan: Sanatla uğraşmaya ne zaman, nasıl başladınız? Sanatı hayatınızın merkezine yerleştirmeye nasıl karar verdiniz?

Can Maden: Aslında sanat benim hayatımın hep içinde oldu, çocukluğumdan beri sanatla hep iç içe büyüdüm. Ailemde herkes babam, annem sanat akademisinden mezundular ve aktif olarak sanatla uğraşıyorlardı, sanat, sanki benim için başka alternatifi olmayan, hiç üzerinde düşünmeden yöneldiğim bir alan oldu.

Özlem Şencan: Daha önce Robert Kolej’de öğretmenlik yaptınız, şimdi de Yeditepe üniversitesinde öğretim görevlisi olarak çalışıyorsunuz, gençlerle olmak onları eğitmek size neler katıyor, gençlere eğitim verirken nelere önem veriyorsunuz?

Can Maden: Gençlerle çalışmak çok güzel, okul ortamları özgür ortamlar, insan kendini yeniliyor. Robert Kolej’deki eğitim hayatım çok güzeldi, oradaki eğitim seviyesi şimdi üniversitelerde bile yakalamakta güçlük çektiğim kadar güzeldi. Öğrenciler bilgiyi almaya çok istekli ve kavramada çok hızlıydılar. Şimdi özellikle Koç üniversitesinde Robert’ten öğrenciler de var. Üniversite ortamı daha farklı tabi, konuşulan konular lisedeki gibi müfredatla sınırlı değil, politika,siyaset, din gibi konuları özgürce konuşabilmek, bu konuları sanatı yorumlamanın içine katmak çok güzel.

Özlem Şencan: Kendi sanat ürünlerinizde temel aldığınız konular neler? Sizin için sanat nasıl olmalı, yaptığınız workshoplarda sanatın hangi yönleri üzerinde duruyorsunuz?

Can Maden: Yaptığım workshoplarda genellikle katılımcıları zorlayan bir hocayım. Onları zorlayarak içindekileri çıkarmaya çalışıyorum. Workshop’a katılanlar için bu alan çok yeni, alışık oldukları bir şey değil, yeni öğrenmeye çalışılan her şey gibi zorlayıcı. Nasıl okuma yazma öğrenirken zorlanıyorsak, çizmeye, resim yapmaya başlanıldığında da aynı zorlukları yaşamaları gerek. Ben en başta o seviyeye gelene kadar öğrencilerini zorlayan, sonra serbest bırakan, kendi içlerindekini keşfetmeleri için uğraşmalarını sağlayan bir yardımcı oluyorum.

Özlem Şencan: İmgesellik sizin için, düşündüklerinizi izleyenlerin düşünmesini sağlamak mı; yoksa karşınızdakinin kendine düşünmek için şans vermesi için fırsat sunmak mıdır?

Can Maden: Bunlar tabi çok iç içe geçmiş şeyler, açıkçası ben kendi düşüncelerimi anlatmayı bile hedeflemiyorum çoğu zaman. En azından amacım bu olarak yapmıyorum çizimlerimi. Kafamdaki düşünceler içimde neyi doğuruyorsa, onları ifade etmeye çalışıyorum. Hatta bazen imgeselliği fazla mı abarttım dediğim oluyor, durup dışarıdan baktığımda izleyen için bir anlam ifade ediyor mu acaba diye durup düşündüğüm oluyor. Ama tabi bu kaygılarımdan sıyrılarak yapıyorum resimlerimi, benden çıktıktan sonra gerisi izleyenlere kalıyor, onlar da kendi yorumlarını anlamlarını çıkarıyor.

Özlem Şencan: Resimlerinizde daha çok imgesel, soyut ve birbiri içine geçmiş gerçek ve hayalin birlikteliği, birbiriyle çekişen farklı uçların yarattığı hareket gibi öğeler göze çarpıyor. Bu birleşimlerdeki iç içe geçmelerde sizin için itici faktörler neler?

Can Maden: Bu resimlerde genel olarak dengesizliğin yarattığı hareketi çiziyorum. Orada benim zihinötesi alanımda yarattığım, benim de çok uzun süreler farkında olmadığım objeler var. Aslında o objeler benim aklımın zihintesi alanında yaşamaya devam ediyorlar, ben bu resimlerimde onların belli durumlarını, hareketlerini yansıtıyorum.

Özlem Şencan: Yıllar içinde, yaşantımızdaki değişikliklerle birlikte, sanatın içine de farklı boyutarı katmaya başlamışsınız. Bilgisayarlar, kameralar, fotoğraf makineleri veya daha çeşitli araçları klasik çalışmalarınızla birleştirerek yeni ifadeler oluşturmuşsunuz. Bu değişimin temelinde neler yatıyor? Siz modern sanatın hangi öğelerini kullanıyorsunuz?

Can Maden: Evet, zamanla birlikte çok değişik objeler, nesneler eserlerimin arasına girmeye başladı. Bir süre yoğun olarak printer konseptini kullandım, daha sonraları resimleri daha alakasız yiyecek ve gıda maddeleriyle birleştirerek farklı sunumlara ulaştım. Bunlar zaman içinde kendiliğinden ortaya çıktı. Bunların arasında en uzun soluklu olan scanner resimleri oldu. Hayatımda değişimden geçtiğimi düşündüğüm ve hissettiğim belirli bir dönem boyunca her gün scannerda resimlerimi çektim. Bu resimler çok görsel olarak çok değişikti. Scanner’a yakın olan taraflarda resim çok gerçekçi, 3 boyutlu gibi çıkıyordu. Bu değişimi izleyebildiğim bir arşiv oluşturdu bu resimler. Daha sonra çiftlerin birlikte hallerini scannerla aldığım bir arşiv de oluşturdum, bunlardan bir sergi yapmam konusunda çok ısrarlar da oldu, ama aklımda tam bir bütünlüğe oturtamadığım için duruyorlar, kimbilir belki daha sonra niyetlenirim.

Özlem Şencan: Belirli dönemlerde, belirli konseptler üzerinden yaptığınız bütünsel çalışmalarda, konseptlerinizi nasıl belirlemiştiniz? Bu konseptler nasıl farklılıklar ve benzerlikler gösterdi?

Can Maden: Yumurta ve Magic Orange konseptleri en belirgin konseptler oldu. Bu konseptler ilk olarak olaylara, durumlara benim içinden geçtiğim değişime, yeni hayata yönelik olarak resimlerimin içine girmeye başladı. İlk olarak yumurta ile başladı. Yumurta içinde hayatı taşıyan çok değerli bir şey, hayatı, doğumu, başlangıcı taşıyor. Ben de o dönemde kendimi yeniden keşfediyordumi büyük değişimlerden geçerek yeni bir Can yaratıyordum. Daha sonra bu dönem tamamlandı. Bu sefer hayatımdaki yaşamı, hayat enerjisini, gücünü, yaşam suyunu simgeleyen magic orange konsepti başladı. Tabi bunlar bir kaç zaman alan konseptler oldu. Sonra resimlerimdeki imgeselliğin bunlardaki kadar özel ve değerli olmaktan uzaklaştıını, basitleşip bayağılaşmaya başladığını farkettiğim an bu onseptleri tamamen bıraktım. Onlar sonuçta belirli bir dönemi simgeleyen çok özel konseptlerdi.



Linkler:
http://minesanat.com/cagdas-sanat-stilleri/