Boğaziçi'nde "Çağdaş Sanat" Röportaj Dizisi, 2010

Cevdet Erek (İstanbul, 1974)



Sezi Peynirci, sezi_peyn@yahoo.com 

Editted by İrem Hatıl, irem.hatil@boun.edu.tr

Cevdet Erek aldığı Mimarlık eğitimini ses üzerine yaptığı çalışmalarla birleştirerek çok ilginç eserler ortaya çıkartıyor. Özellikle ses üzerine olan eserleriyle Laurie Anderson’ı bize hatırlatsa da, sesin tekniğinden çok dokusuna verdiği vurguyla Anderson’ın tarzından çok farklı bir çizgi sürdürmektedir. Eserlerinde katılımcılara birebir hissettirdiği samimiyeti röportaj isteğimizi kabul ederken ve sorularımızı cevaplarken de bize gösteren sanatçı, düşüncelerini bizle içtenlikle paylaştı.
Sezi Peynirci: Sizce “new media art” nedir? Bazı eleştirmenler fotoğrafın keşfiyle beraber resmin, daha sonradan da video ile beraber fotoğrafın devrinin kapandığını belirtmekte. Sizin bakış açınıza göre “New media art” için böyle bir başlangıç noktası var mı?
Cevdet Erek: Bence hiçbir şeyin devri kapanmadı. Sanatı bir yana bırakalım. İnternet siteleri ve gazeteler fotoğraf dolu, kimlik kartları, reklam panoları, cenazelerde yakalara takılan fotoğraflar, kitap kapakları, kartpostallar vesaire. Nasıl kapanabilir ki hareketsiz imgenin devri? New media sanat tarihindeki başlangıç noktası beni pek ilgilendirmiyor. Her dönem kendi medyasını icat eder ya da mevcut medyayı yeniden tanımlar.
Sezi Peynirci: Sizin “New medya art” çalışmalarınız ne zaman nasıl bir kararla başladı?
Cevdet Erek: Ben aslında hiçbir zaman yaptıklarımı New medya olarak tanımlamıyorum. Her türlü medya ve malzemeyi bana özgün gelen bir şekilde kullanmaya çalışıyorum. Ses ve mekânı çok kullandım, gayet eski medyalar aslında… Hemen hemen 2000li yılların başından beri deneysel olarak tanımlayabileceğimiz işleri yapıyor ve göstermeye çalışıyorum.
Sezi Peynirci: Bildiğim kadarıyla Mimar Sinan Üniversitesi Mimarlık Bölümünden mezunsunuz. Bu geçmişinizin yaratıcılığınıza ne gibi katkıları oldu? 
Cevdet Erek: Çok katkısı olmuştur. Zaman ve mekânla çalışıyorum ve sanırım mekân kurmak, mekân okumak için fena bir eğitim olmasa gerek. Tasarım eğitimlerinin çoğu gibi problem çözümü ve çözümün planlanması diğer bir tarafı. Cümle sildim
Sezi Peynirci: Eserlerinizde müzik ve ritim unsurlarını öne çıkartıyorsunuz. Örneğin “Studio” adlı eserinizde ellerinizle tahtanın üzerine vurarak belirli bir müzik ritmi ortaya çıkartıyorsunuz ya da “SSS: Sahil Sahnesi Sesi” performansınızla izleyicilere deniz sesini sunuyorsunuz. Müziğin öne çıkmasının nedeni aldığınız öğrenimden mi kaynaklanmaktadır?
Cevdet Erek: Müzikten önce ses diyelim istersen. “Studio”da bir kişinin hayatından seçtiği bazı olaylardan oluşan görsel bir zaman dizininin (timeline) bir bilgisayar programı vasıtasıyla sese çevrilişti ve ben de ortaya çıkan ritmik yapıyı ellerimle taklit etmeye çalışıyordum. “SSS: Sahil Sahnesi Sesi”nde ise bir halıya dokunmak vasıtasıyla dalgaların kıyıda yarattığı ses dünyası taklit ediliyor. Öne çıkıyorsa eğer, merak, sevgi ve daha sonrasında alınan eğitim tabi ki.
Sezi Peynirci: “SSS: Sahil Sahnesi Sesi” eserinizde ellerinizi halı üzerinde gezdirerek doğayı taklit etmeyi vurguluyorsunuz. İzlediğim kadarıyla da performans esnasında da o hissi en yalın halde izleyiciye sunmak istiyorsunuz. Buradan yola çıkarak sizin için sanatın anlamının, teknik özelleştirmelerinden daha önemli olduğunu söyleyebilir miyiz?
Cevdet Erek: Kesinlikle, teknik mümkünse kendini göstermez, deneyim ve varsa anlamı ortaya çıkartmak için kullanılır. Ama tabii ki tekniğin kullanılması bir şey söylüyorsa çıplak bırakılabilir.
Sezi Peynirci: “SSS” eseriniz için bir de kullanım kılavuzu niteliğinde bir kitap çıkarttınız. Ayşe Çavdar ile yaptığınız bir röportajınızda yazma nedeniniz olarak tecrübenizi ortak kullanıma açmayı istemenizi söylüyorsunuz. Burada okuyucuya ve izleyiciye bir şeyler (yaratıcılık, iletişim becerisi vs.) katmak gibi bir kaygınız/amacınız var mı? Yani sizce sanatın bir varoluş nedeni olmalı mı; okuyucuya/izleyiciye bir katkısı olmalı mıdır?
Cevdet Erek: Okuyucu ve izleyiciye yaratıcılık katmak gibi bir kaygım yok, izleyicinin pasif bir şekilde izleyici olmaktan öte yapıcı, icracı olmayı denemesi için bir ortam hazırlama isteği var. Sanatın varoluş nedenine gelince; bir neden her durumda yok mu? Sanatçının yapmak istemesi bence yeterli bir nedendir. İzleyiciye katkısı olabilir, olmayabilir, bunlar ekstralar.
Sezi Peynirci: Azra Tüzünoğlu ile yaptığınız bir röportajınızda “SSS: Sahil Sesi Sahnesi”nin ortaya çıkmasının “tesadüfî” olduğunu “planlı” bir taklit olmadığını açıklamışsınız fakat her eserinizin böyle oluşmadığını “Studio” eserinizin gelişiminden biliyoruz. Eserlerinizi üretirken nelerden etkileniyorsunuz? “Studio”nun başlangıç evresindeki babanızın etkisi gibi ya da mekânlar, şarkılar gibi.
Cevdet Erek: Eser denen veya eser mertebesine çıkamayan denemeler için hayattaki her şeyden etkilenmek olası. Kavramlar, kazalar, hatıralar, meraklar, güzellik vesaire. 
Sezi Peynirci: Eserlerinizde belli bir değişim hissediyor musunuz? Yoksa size göre sanatın belli bir formu olmalı mıdır?
Cevdet Erek: Tabi ki, sürekli bir değişiklik var. Bazı şeyler ise değişmeden tekrar beliriyor ve tekrar ortadan kayboluyorlar, bugün olanlar gibi. 'Sanatın belli bir formu olmalı mıdır' demekle eğer bir kişinin üretiminde bir süreklilik, bir tutarlılık olması gerekliliğini kastediyorsanız, hayır, gerek yoktur derim. 
Sezi Peynirci: Yeni projelerinizden bahsedebilir misiniz?
Cevdet Erek: Bir kaç sanat mekânı için özel yapılan yerleştirmeler, bir süredir üzerinde uğraştığım zaman cetvellerin çoğaltılması, MİAM'daki çalışmalar, Morning Line adlı mimari/ses yerleştirmesi için bir ses parçası vesaire…



Linkler:
cevdeterek.com/