Boğaziçi'nde "Çağdaş Sanat" Röportaj Dizisi, 2010
Emel Vardar (Ankara, 1953)




1953 yılında Ankara'da doğdu. Sanat eğitimini Mimar Sinan Üniversitesi Resim ve Heykel Müzeleri Derneği atölyelerinde yaptı.Çalışmalarını yaşamakta olduğu Istanbul'da Eylül Sanat Galerisi'nde sürdürmektedir. Sanat fuarlarına iştirak eden ve sergiler açan sanatçının eserleri özel koleksiyonlarda bulunmaktadır.Sadeleştirilmiş klasik anlayışla yaptığı heykellerinde sonsuz güzellik arayışı içindedir.


Mert Gündüz, mert.gunduz@boun.edu.tr
Edited by Hazal Tuğçe Şenol, tugce.senol@boun.edu.tr


Mert Gündüz: Kendinizi tanıtabilir misiniz?
Emel Vardar: Resim ve heykel sanatçısıyım.1984 yılından beri sergiler açıyor yarışmalar, fuarlar ve çeşitli sanat etkinliklerine katılıyorum.
Mert Gündüz: Eylül Sanat Galeri’sinin ve Emel Vardar Art Gallery’nin kuruluşundan ve faaliyetlerinden bahsedebilir misiniz?
Emel Vardar: 1993 yılında Eylül Sanat Galerisini, sanat dünyasının içinde olmak sanatçı ve sanatseverlerle birliktelik ve sanata hizmet etmek amacıyla açtım.Galeride yalnız gündemde kalmayı başarmış sanatçılarla değil,genç yeteneklere de sergiler düzenledim.
2004 yılında da yalnız heykel sergileri düzenlemek amacıyla Eylül Sanat Galerisi’nin 2. salonunu Emel Vardar Art Gallery olarak heykel sergileri için düzenledim.Türkiye’de yalnız heykel galerisi olarak düzenlenmiş galerilere ihtiyaç olduğunu düşündüm ve uyguladım.
Mert Gündüz: Sanat eğitiminizi Mimar Sinan Üniversitesinde aldığınızı biliyoruz.Sanatçı olabilmek için yeteneğin dışında eğitimin ne derece önemli olduğunu düşünüyorsunuz.Sanat eğitiminizin sizi hangi açıdan geliştirerek sanatınıza katkı sağladığını düşünüyorsunuz?
Emel Vardar: Sanat eğitimimi Mimar Sinan Üniversitesi Resim ve Heykel Müzeleri Derneği atölyelerinde aldım. İyi bir sanatçı olmak için yetenek, eğitim ve çalışma diye düşünüyorum.Bence en önemlisi çalışmanın sürekliliği. Eğer çalışma olmazsa yetenek ve eğitimin yeterli olamayacağını düşünüyorum.
Mert Gündüz: Sanatçı olmak istediğinizi ne zaman fark ettiniz? Nelerden etkilendiniz? Resim ve heykelle tanışmanız nasıl gerçekleşti?
Emel Vardar: Küçük yaşlarda resim yapmaya başlamıştım.Orta okul ve lisede resim dersleri benim için çok önemliydi.Ailemle yaptığım  yurt dışı seyahatlerinde ben müzelere gitmek resimleri,heykelleri izlemek isterdim. Babam Robert Kolej’den mezundur. Sanata çok değer verirdi. Beni Louvre  Müzesindeki Mona Lisa resmini göstermek için Paris’e götürmüştü.
Bu yolculuklar ve aile büyüklerimden birinin evinde bulunan resim ve heykel koleksiyonu beni çok heyecanlandırıyor du.  O zamanlar böyle koleksiyonların sayısı hemen hemen yok denecek kadar azdı.Ben şunu belirtmek istiyorum.Sanatçıların çok erken yaşlarda kendilerini belli ettiği ve bu yeteneğin ilk önce aile tarafından sonra orta öğretimde öğretmenleri tarafından fark edilip desteklenmesi ve bu yönde yönlendirilmesi gerektiğine inanıyorum ve genelde sanatçıların hayat hikayelerini dinlerken aile büyüklerinin,ilk orta öğrenimdeki öğretmenlerinin onlar için yol gösterici,yeteneği görüp yönlendirdiklerini  izliyoruz.
Mert Gündüz: Eserlerinizin kadın figürleri ağırlıklı olduğunu görüyoruz. Heykellerinizi oluştururken esin kaynağından, eserin ortaya çıktığı ana kadarki süreci özetleyebilir misiniz?
Emel Vardar: Tarih öncesinden günümüze kadar insan teması sanatçıların en önemli konusu olmuştur. Heykellerimde kadınları anlatıyorum. Kadınların ebedi güzelliğin simgesi olduğuna inanıyorum. Sanat kadını her yönden ifade etmeli, zaten gizem orada mevcut. Heykellerimde kadınların güzelliğini anlatırken yalnız fiziki güzelliğini anlatmıyorum. Anlatmak istediğim kadınların içsel dünyalarının zenginliğidir. Sevgileri, kırılganlıkları, hüzünleri, sabır, acıları, başarıları, evrenin en mucizevi sevgisi olan anne çocuk sevgisi bu duyguların en yoğunu değil mi? İç dünyalarının ne kadar zengin olduğunu büyük bir duygusallıkla anlatmaya çalışıyor ve esasında ‘kadınların gücü’nü anlatıyorum.
Hayatın içinden yaşanmış olaylardan etkileniyorum. Bu duygularla heykellerime başlıyorum. Zaten heykelim bitmeden onu hayalimde bitmiş olarak görebiliyorum.Yapım süresi içinde değişen çok az şey olmuştur.
Mert Gündüz: Heykeltraşlığın yanında birde ressam kişiliğiniz var. Kadını ön plana çıkaran resimlerin dışında başka konularda da resimleriniz göze çarpıyor. Bu resimde daha geniş, daha özgür bir anlatım alanı olduğundan mı kaynaklanıyor?
Emel Vardar: Gerek resimde gerek heykelde özgür anlatım alanı olduğunu düşünüyorum. Resimlerimde, denize olan tutkum nedeniyle deniz temasını ağırlıklı olarak işledim. Kadın konulu resimler ve bu resimlerle bütünleşen bronz kadın heykelleri yapmaya başladım. İlk bronz kadın heykel sergimi yaptığım yağlı boya kadın resimleriyle birlikte açtım.
Mert Gündüz: 2009 yılında dünyanın en iyi beş müzesinden biri kabul edilen Çin’deki Forbidden City Müzesine katıldınız ve bildiğim kadarıyla bu müzede eserleri sergilenen ilk Türksünüz. Orada eserlerinizi sergilerken neler hissettiniz, oradaki atmosferden, karşılaştığınız ilgiden bahseder misiniz?
Emel Vardar: Esasında 2008 yılında da aynı Müzede heykellerim sergilenmiş, beğeni ile izlenmiş 2009 da da tekrarı olmuştu.2008  yılında ki bu sergiye heykellerim gitmiş fakat ben  kendim gidememiştim.2009 yılında bende sergiye gittim ve gittiğime çok memnun oldum. Gerçekten Beijing şehri ve Forbidden  City Palace Museum görülmeye değerdi.Çin halkının sıcaklığı ,misafirperverliği sanata ve sanatçıya olan duyarlılığı beni çok etkiledi.
Bu Müzede ve bu sergide eserleri sergilenen ilk Türk sanatçısıyım. Çin sanat severler benimle ve heykellerimle yakinen çok ilgilendiler .Serginin art direktörü 2010 yılında tekrar Beijing de Urbanisme Museum’da  sergiye davet ettiler.Eylül ayında tekrar Çin’e gidiyorum.
Bu sergi bir Avrupa ve Asya kültür buluşmasıdır.
Mert Gündüz: Yurt dışındaki bir çok Müzeye ve fuara da katılım gösterdiğinizi biliyoruz. Örneğin  geçtiğimiz Nisan ayında Sofa New York  sanat fuarında eserlerinizi sergilediniz.Yurt dışında sanata olan ilgiyle ülkemizdeki ilgiyi nasıl karşılaştırıyorsunuz?
Emel Vardar: Yurt dışında sergilerin daha çok izlendiğini görüyorum.Fuar ve serginin açıldığı andan itibaren kapandığı ana kadar aynı yoğunluğun  olduğunu ve izleyicilerin sanatçılarla ve sanat eserleriyle ilgi ve alakasının daha fazla olduğunu gözlemliyorum.
Nisan ayında Turkish Cultural Foundation organizasyonu ile katıldığım Sofa  Art New York Fuarı yalnız heykel ve tasarım fuarı olarak tasarlanmış prestijli bir fuar.Bu fuarda heykellerim beğeni ile izlendi ve art yazarları ile söyleşilerim oldu.Üç büyük heykelim New York’a bir binaya konmak üzere şu anda hazırlanıyor.
Mert Gündüz: Bu fuarda bronz Michael Jackson büstünüzü de beğeniye sunma fırsatı buldunuz. Nasıl bir tepkiyle,nasıl bir ilgiyle karşılaştınız?
Emel Vardar: Michael Jackson herkesin sanatına hayran olduğu bir dünya sanatçısıydı. Bende ölümünden çok etkilendim.Müzik dünyası  için bir kayıp olduğunu ve yeri doldurulamayacak bir sanatçı olduğunu düşünüyorum.Eğer yaşasaydı daha çok yapmak istediği yenilikler olduğuna eminim.Trajik bir ölüm oldu.Onun sanatına hayranlık duyduğum için büstünü yaptım.Amerika’da izleyenler büyük bir ilgi gösterdi ve  sayısız fotoğraflar çekildi.
Mert Gündüz: Michael Jackson hayranı olduğunuzu ve sanatından etkilendiğinizi okumuştum. Müzik ve dansa da ilgi duyar mısınız? Heykel ve resim dışında ilgi duyduğunuz sanat dalları var mıdır?
Emel Vardar: Esasında sanatın bütün dallarına ilgim var. Müzik ve dansı da severim. Modaya yoğun bir  ilgi duyuyorum. Bu gün dünyada Türk moda tasarımcılarımızın adı çok sık duyulur oldu. Tasarımlarını dünyanın her yerinde sergiliyorlar. Bunlar tabi çok güzel.
Mert Gündüz: Modern sanat ve sanat eğitimi hakkında söylemek, eklemek istedikleriniz nelerdir?
Emel Vardar: Bugün dünya sanat evreninde özgün ve yoğun bir açılım var. Bu beni çok heyecanlandırıyor. Büyük bir ilgiyle izliyorum ve kendi sanat eserlerimi oluştururken bende zaman aşımı olmayan kalıcı eserler bırakmak istiyorum.




Linkler:
emelvardar.com/