Boğaziçi'nde "Çağdaş Sanat" Röportaj Dizisi, 2010

Kadri Özayten (Antalya, 1947)



İdil Kuşoğlu, idilkusoglu88@yahoo.com

Kadri Özayten, sıra dışı ve ayırt edilebilir motifleri belirgin bir şekilde kullanarak eserlerini zenginleştiren sanatçılarımızdandır. Fantastik gerçekçi kimliği altında, sanatsal sürecinin özünde halk sanatlarından esinlenerek toplumun yaralarını, kaygılarını, sevincini ve değerlerini konu edinir. Özayten’e göre; “Sanatçı toplumun sözcüsü olmalıdır.” Bu düşünce doğrultusunda, hiçbir çekincesi olmadan, topluma sanat yoluyla aktarım yapma amacı güder. Derin ifadeleri sade bir anlatımla harmanlayan Özayten’e sanatına dair sorular sorduk.

 

İdil Kuşoğlu: Kullandığınız motiflerde nelerden etkilendiniz?

Kadri Özayten: Halk sanatları biçim açısından beni etkilemiştir. Anadolu’nun kendine has özelliklerini içeren, içinde birçok disiplini barındıran halk sanatlarının motifsel havasını kullanırım eserlerimde. En basitinden Anadolu’da kilim dokumalarıyla, mendile işlenen iğne oyalarıyla duygular ifade edilmiş. Bu şekilde, Anadolu sanatının soyutu somuta çevirme durumu çok zengin bir kaynak oldu benim için. Tatbiki Güzel Sanatlar’da aldığım eğitim ve ona bağlı yurt içi araştırma gezileri, ülkemize özgü sanatsal ve kültürel değerleri tanımamı sağladı.

İdil Kuşoğlu: Çocuklar için sanat projesi nasıl ortaya çıktı?

Kadri Özayten: “Savaş yapılmasın!” mesajlarımı sadece büyükler değil, çocuklar da algılasın isterim. Çocuklar için savaşların durdurulmasını isterim. Onun için “barış kelebekleri” oluştu. Bu tema, Dünya Çocuk Vakfı’nın hazırladığı “Risk Altındaki Dünya Çocukları” raporuyla gündeme geldi. Biz çocukları barışı öğrensinler, özgür olsunlar diye okullarda eğitiyoruz ama savaş yapıyoruz.

İdil Kuşoğlu: Kullandığınız belli başlı motifler var mıdır?

Kadri Özayten: Kuş, çiçek bana özgü motiflerin ortak paydası. İnsanların yaşadığı ortak trajediyi yansıtmak amaç olmadıkça bu motiflerin estetiği yetersiz kalır. Sanat yoluyla bir şeyler aktarmanın keyfi başka bir şeydir. ’80 sonu, ’90 başı toplumsal gerçekçilik etkisiyle de, yabancılaşma, militarizm, kelebekler, silahsızlaşma, barış temalarını işledim. Bir de yılanlar var: bir dönem Datça’da Knidos’ta yaşadım. Yılan, bu yaşantının üzerinde temellendi. Çünkü yılan, hem o dönemin tapınaklarında yer alan, hem de doğada her daim var olan bir figürdü. Yılan motifini kullanırken, çok düşünmüşümdür; yılanı eğip bükerek ne hale getirebileceğimi kurcaladım hep.

İdil Kuşoğlu: Kelebeklerle özdeşleşen bir sanatçısınız, neden kelebekler?

Kadri Özayten: Özgürlük temasını ele almak istediğimde, hangi nesne buna en yakışır diye düşündüm. Kelebek konusu, bu şekilde çıktı açığa. 7 günlük bir güzellik, bitecek elbet…

İdil Kuşoğlu: Kullandığınız motiflerin amacına bakılırsa toplum için sanattan yanasınız yani?

Kadri Özayten: Evet. Sanatçı için toplumun sözcüsü olmak bir edimdir. Doktorla sanatçı aynıdır. Amaç insanı kurtarmak.

İdil Kuşoğlu: Resim, kendinizi ifade etmede yeterli kalıyor mu peki?

Kadri Özayten: Karışık teknikler kullanma ihtiyacı hissetmişimdir hep. Örneğin, devasa kelebek motiflerimi AKM’nin girişine koymuştum bir keresinde. Önce, hiç basılmadı üzerine. Sonra, zamanla üzerinde ayak izleri birikti, böylece onların da barışa katkısı oldu. Başka bir sefer, Frankfurt’ta Galeri 2. Example’da üzerine kâğıtlar yapıştırdığım beyaz gömleğim, Charles Neuweger’in eklediği seslerle bütünleşti. Yine başka etkili çalışma da, Almanya’da galerinin ışıklarını söndürmeyi talep etmemle gerçekleşti. Müze ışığı olmadan, sadece bizim yaptığımız işler ışık saçacaktı. Sonuçta, benim de insan haklarını duvara yazarak katkıda bulunduğum interaktif bir çalışma çıktı ortaya.

İdil Kuşoğlu: “Example’’ projesinde yer almak etkilemiştir sizi o halde?

Kadri Özayten: Evet. Bu proje, benimsediğim ve çağdaş Türk sanatı içinde önemli uygulamalar yaptığım bir proje oldu. Ayrıca, yapım aşamasının seyirci tarafından izlenmesi de önemliydi burada. Bak, git olmadan…

İdil Kuşoğlu: Peki neden projenin adını “örnek” koymayı tercih ettiniz?

Kadri Özayten: Disiplinlerarası çalışmaya örnek teşkil ediyordu çünkü. Ben gömleği yaparken, biri ses, başka biri ışık ekliyordu çalışmaya. Çok nadirdi buna benzer disiplinlerarası bir iş, bu alanda bir örnek yapmıştık işte. Zaten sonradan, bir örnek de Türkiye’de yaptık.

İdil Kuşoğlu: Yine resmin tek k bahsedebilir miyiz?

Kadri Özayten: Bu serginin başlangıcından itibaren, her gün dünya basınını elden geçirerek, savaş, özgürlük ve birey temalarını öne çıkaran, “İnsanı olumlu bir yaşama sürüklemeliyiz!” mesajını veren fotoğrafları güncelledim. 24 günün sonunda 33 fotoğraf oluştu.

İdil Kuşoğlu: Sarsıcı bir çalışma süreci olsa gerek?

Kadri Özayten: Oldukça… O sırada Bosna Savaşı vardı. Orta Avrupa’da en yakın olduğumuz savaş. Bunun üzerine sürekli basından haberler veriliyordu. Bazılarını koymaya cesaret edemedik bile. İnsanların, özellikle de çocukların gözüne sokmayalım diye.

İdil Kuşoğlu: Neden simgesel çalışıyorsunuz?

Kadri Özayten: Aza indirerek sade bir şeyler anlatabilmeyi seviyorum.

İdil Kuşoğlu: Fantastik gerçekçi kimliğinizi biraz açabilir miyiz?

Kadri Özayten: Avusturya Fantastik Realizm Okulu, öğrencilik dönemimde, 70’li yıllarda ilgimi çekti. Ben de fantastik gerçekçi olarak nitelenebilecek eserler verdim. Bunlar, insana ve doğaya özgü motiflerin kullanıldığı betimleme yönü ağır basan kurgulardır. Akrilik, yağlı boya, zaman zaman tahtalar üzerinde, baskı resimlerimde yani gerçek olan objeler aracılığıyla fantastik ortamlarda, fantastik konuları, betimlemeleri bir araya getirdim. Yani davranış biçimi fantastik, malzemelerse gerçekçi.

İdil Kuşoğlu: Toplumsal gerçekçi kimliğiniz fantastikten ayrılmıyor mu peki?

Kadri Özayten: 80’li yıllarda, siyasal koşullardan da etkilenerek toplumsal gerçekçiliğin etkisi altında eserler verdim. Topluma örnek tutan, toplumla alış verişi olan işlerdi bunlar. Aslında bu iki kavramın da iç içe yer aldığı zamanlar da oldu benim için. Sonuçta fantastik gerçekçilik, kurguları ele alış biçimini ifade ediyordu.

İdil Kuşoğlu: Kitsch ile ilgili ilişkiniz nedir?

Kadri Özayten: Doktora tezimi hazırlarken, yurt gezilerinde halk sanatı ürünlerinin yozlaştırıldığına şahit oldum. Teknik anlamda endüstriden güç alıp çoğaltılarak topluma yaygınlaşan ama formasyonsuz kişilerce üretilen eserlerdi bunlar. Bu konuyla ilgilenmek istedim. Bunun bizi sarmaladığı, halk sanatının giderek yok olmaya yüz tuttuğu haberini verdim. Yoz sanatı ürünlerinin toplumda yer alması, benim için bir tehlikeydi. Çünkü bu ürünler, gelecek için kültürel miras olma özelliği taşımadığı gibi, var olan kültürel değerleri de yok etmektedir.

İdil Kuşoğlu: Yoz sanat bir tehlikedir dedik, o zaman herkes sanatçı olabilir mi size göre?

Kadri Özayten: Herkes kendini bir şekilde anlamlı kılabilir, ifade edebilir. Ama ifade etmek ancak, sancı çekmek, öğrenmekle olur.




Linkler:
http://kadriozayten.blogspot.com/