Boğaziçi'nde "Çağdaş Sanat" Röportaj Dizisi, 2012

Merve Morkoç (İstanbul, 1986)



Ceren Yavuz, Boğaziçi Üniversitesi, cerenyavuz@gmail.com

Merve Morkoç, 1986 doğumlu genç bir sanatçı. Kendini hala öğrenci olarak tanımlaması onun ne kadar yetenekli bir sanatçı olduğunun fark edilmesini engellememiş. Gönlünde yatan aslen “street art” olsa da kağıtlara, tuvallere de renk veriyor. Bu güne kadar yaptığı 3 solo sergi dışında katıldığı pek çok karma sergi bulunuyor.
Kendinizi biraz tanıtır mısınız?
Merve Morkoç ben. MSGSÜ Grafik Tasarım bölümünde okuyorum ama resim yapıyorum, en azından ona odaklıyım diyebilirim bi yandan da çalışıyorum grafik tasarımcılık yapıyorum. Arada da sokağı boyuyorum aslında işler yüzünden arada, benim birinci odağım sokak. Kendimi yarı zamanlı öğrenci yarı zamanlı çalışan yarı zamanlı da çizer olarak tanıtabilirim.

Sıfat olarak kendiniz için ne kullanıyorsunuz?
Ben hala öğrenciyim diyorum. Benim için insanlar bişeyler diyor ama ben kısaca taksicilere, kuaförlere öğrenciyim diyorum.

Nerede, ne zaman üretmeye başladınız?
Bu biraz klişe ama çocukluktan gelen bir şey. Annem babam modelist, eve ek iş alırlardı, evde her yerde metrelerce kağıt kalem vardı. Ailede profesyonel olarak bunu yapan yok ama çok fazla ailemde yetenekli insan var. Yeteneğin genetik bi özellik olduğuna inanıyorum, vardır ya da yoktur. Ben tek çocuktum, ailem çok yoğun çalışıyordu, ben hep resim yapıyordum. Kendimi bildim bileli bu böyle.

Genç bir sanatçısınız ve stilinizin oturduğunu düşünüyor musunuz?
İnsanların yaş dönemlerine ya da deneyimlerine göre her zaman söylemek istediği şeyler değişecektir. Benim bir sanatçı olarak anlatmak istediğim şeyler var, kafamın içindekileri en doğru şekilde karşıdakine nasıl anlatabileceksem ona odaklanmaya çalışıyorum. Şu ana kadar söyleyebildiklerimi küçümsenemeyecek derecede tatminkar bir şekilde aktardığımı düşünüyorum.

Tarzınızı sürrealist pop olarak tanımlıyorsunuz. Bunu biraz açıklar mısınız?
Herkes bir sınıflandırma bekliyor, insanın kendini sınıflandırması biraz zor ama pop sürrealizm dalının içinde görüyorum kendimi. Açıklamak gerekirse yeni kuşak sürrealist bir topluluk var, daha urban ögeleri kullanıyorlar, anlatımları şeklillenen anatomiden kırılmış proporsiyon özellikleri var, renk kullanımları sanatta değil de reklam ve illüstratif mecralarda tercih edilen “catchy” diye tabir edilen renklerin de kullanıldığı bir dünya aslında. Anlattığım şeyler çok da sevimli ve popüler değil ama bu tarzı, tekniği anlattığım şeyler için kullanmak bence güzel bir tezat.

İşlerinizle ilgili ne gibi yorum ya da eleştiriler alıyorsunuz?
Çevremde çok farklı çevrelerden gelen insanlar var örneğin takma ismimle bir Facebook accountu açmıştım, mesela ordan Adana’daki 10 yaşındaki graffitici bir çocukla da konuşuyorum, galeri sahipleriyle de. Herkesin tepkisi kendine göre oluyor ancak genel olarak insanlar sana geliyorsa “Ben sizin işlerinizi çok beğeniyorum” diye geliyorlar. Bunun dışında işlerimin üstünde oturup düşünen çok az kişi var, %1 diyebiliriz, bu kişiler de çoğunlukla yakın çevremdeki beni iyi tanıyan insanlar, ailem ya da arkadaşlarım.
Ama geri dönüşlerle ilgili olarak şöyle bir şey ekleyebilirim, çıplak kadın çiziyorum diye tepki aldığım oldu hatta beni dövmek için İstanbul’a gelecek bir insan grubu olduğunu duymuştum. Küçük tehditler de alıyorum aslında, çok gençsin ve bu kadar ünlü olmanın arkasında mason olman var diyenler de oldu. Ben rakam ve sembol çok kullanıyorum onu masonik göndermeler olarak algılayıp saçma sapan saldırılarla gelenler de oluyor.
Sanat neder yapılıyor? Sizce sanat bencil bir şey midir?
Kendimden başlamak gerekirse ben bencilce işler yapıyorum, hep kendimi anlatmıyorum ama kendi yaşadığım deneyimlerden yola çıkarak bir şeyler üretiyorum. Sanat günümüzde çoğunlukla para için yapılıyor, eskiden aldığı değere sahip değil. Sanat artık lüks bir tüketim objesi, pahalı bir mobilya ya da bir araba almakla bir sanat eseri almak arasında hiç bir fark yok. O yüzden bir çok insan zengin insanların evini süslemek için sanat yapıyor, bu böyle. Ben de öyle yaptım. Ama şu an hayatımda bunu değiştirme sürecindeyim, ben niye resim yapıyorum, niye sergiliyorum ve niye satıyorum son zamanlarda tek kafamı yorduğum nokta bu. Resim yapmaktan da çok bunu düşünüyorum çünkü size biri geliyor bir sergi açıcaz şu kadar iş yap, şunlar alacak diyor, müzayede bilmnemne yani orda kendi kendine dönen bi sistem var aslında sen olsan da olmasan da bu böyle devam edecek. Ben insanlarla iletişim kurmak için resim yapıyorum, müzik de yapabilirdim, şiir de yazabilirdim ama böyle bi kabiliyetim yok o yüzden resim yapıyorum.

O zaman ekstra bir soru soruyorum, galerilerin sizle ilgilenmesi nasıl başladı?
Bir gün telefon çaldı, bir galeri benle görüşmek istediğini söyledi. Benim ne bi galeriden ne bi galeri sanatçısı olmaktan haberim vardı. Hayatta onlarla çalışmam ama bakalım ne diyecekler diye gittim. Aslında beni Türkiye’de kimse tanımazken, internetten işlerimi gören ve beni sergiye dahil eden yurtdışı galerileri oldu, çünkü onlar her yerde her koşulda yetenekli insanlar olduğunun farkında. Türkiye’dekiler de bir şekilde internetten beni duymuşlar.

Ölmeden önce keşke bir işim şurada sergilense dediğiniz bir yer var mı?
Aklımda öyle bir hedefim yok ama bir müzede işim olsun isterim. Türkiye’de ya da yurtdışında bir müze olur çok fark etmez ama literatüre girmek güzel olur.

Çok sergi geziyor musunuz?
Hayır, pek gezmiyorum. Çok ilgimi çeken bi sergi olmadıkça gidip bi sergiyi görmüyorum ancak buna karşın çok fazla iş bakıyorum. Türkiye’ye gelmiyorlar belki sergileri olmuyor ama inanılmaz derecede çok iyi sanatçı var ve onları görmek beni çok heyecanlandırıyor. İnsanlar sergi gezmiyorumu başkalarının işlerine bakmıyorum olarak anlayabilir ama sergilere gitmemek başkalarının işlerine bakmadığım anlamına gelmiyor. Gerçekten özellikle sanal ortamda çok fazla iş bakıyorum.

Türkiye’deki hip galeri kitlesi hakkında ne düşünüyorsunuz?
Açılış insanları, diyorlar ya hani şarap insanları. Açılışa gelen insanların hatta o açılıştan bişey alan insanların çoğunluğunun ne resimle ne sanatla yakından uzaktan ilgisi olduğunu düşünmüyorum. Gelen insanların orda kız kaldırmak, şarap içmek ya da ortam yapmak dışında bi emeli olduğunu düşünmüyorum.

Sanatın hangi alanlarını takip ediyorsunuz? Sizce sanatçı ürettiği alan dışındaki alanlardan beslenmeli mi?
Sırf sanatla değil tasarımın her dalıyla ilgileniyorum. Örneklemek gerekirse bi ambalajın tasarımına bile saatlerce baktığım oldu. İyi iş iyi iştir çünkü.

Sizce bir sanatçının eseri hakkında konuşması ne kadar doğru? Eseri hayal gücüne mi bırakmayı tercih edersiniz yoksa kendi bakış açınızı insanları gözüne sokmayı mı tercih edersiniz?
Bu sanatçıdan sanatçıya değişir tabii ama ben işlerimde bahsetmekten gerçekten nefret ediyorum. Biri bana şunu anlat dediğinde bir gün fiziksel bi tepki vermekten korkuyorum.

Bir işinizin üretim sürecini anlatır mısınız?
Bir işi yapmak istiyorum ama oturup onu yapmam uzun zaman alıyor. Ben genelde kısa sürede iş yapıyorum ama benim o resmi düşünmem, kompozisyonu kafamda oturtman gerçekten çok uzun zaman alıyor, bazen aylarca.

Peki ya teknik anlamda?
Eğer kağıda çalışıyorsam ağırlıklı olarak kuru pastel ve aquarelle iş yapıyorum. Onun dışında sprey. Duvara, sokağa, tuvale, ahşaba.

Şu anda üstünde çalıştığınız bir şeyler var mı?
Evet, üstünde çalıştığım bir seri var. O seriden 2-3 tane iş yaptım şimdi onlara akıldan devam ediyorum ama yakın zamanda gerçekleştiricem.

Yakın dönem projeleriniz neler?
Biz Milk Gallery’de “Hayvan Gibi Sergi” diye bir karma sergi yapmıştık. Onun devamı olarak sokak hayvanları için bir kaç workshop yapmak istiyorum. Sokaktaki hayvanlar için kalıcı evler yapmak istiyorum.





Linkler:
http://www.lakormis.daportfolio.com/