Boğaziçi'nde "Çağdaş Sanat" Röportaj Dizisi, 2010

Sarkis (Sarkis ZABUNYAN, 1938, İstanbul)



N. Zeynep Kürük, nzeynepkuruk@hotmail.com

Sarkis, 2009 sonbaharına girerken İstanbul Modern Sanat Müzesi’nde açtığı SİTE başlıklı son sergisinde belirli günlerde müze ziyaretçileriyle söyleşiler yaptı. Birçok öğrencinin ve ziyaretçinin olduğu kalabalık bir söyleşi gününde herkes müzenin orta yerinde yere bağdaş kurmuş otururken Sarkis de heykelinin durduğu platformun ucuna oturup sorularımızı cevapladı.


Zeynep Kürük: Bu sergide dünyadaki farklı müzelerden farklı işleriniz var, hepsinin adı ya da geldiği yer farklı ancak neredeyse her köşede aynı kelime yer alıyor “Kriegsschatz” yani savaş ganimetleri bu kelimenin bu sergide bu kadar çok göze çarpmasının özel bir nedeni var mı?

Sarkis: Bir müzeye gittiğin zaman mesela Louvre’a, orada başka ülkelerden, başka medeniyetlerden gelen birtakım heykellerin toplandığını görürsün. Mesela Afrika heykelleri, Güney Amerika’dan Hindistan’dan, Türkiye’den toplanmış heykeller ya da eserler… Onlar verilmiş mallar değil, alınmış mallardır. Bir gücün gidip bir yerden onları aldığı şeyler ki onlara savaş ganimeti derler ve işte normalde böyle bir müzeye gittiğinde bir odaya girer ve bakarsın bir Afrika heykelini almış getirmişler oraya. Bu müzelerin ısı-sıcaklık derecesi vardır bu değişmez, eserler nemden ısıdan vs. zarar görmesin diye ayrıca onları bir sehpanın üzerine koyarlar ve aynı şekilde ışık verirler, bunlar her heykel, her eser için aynıdır nereden gelmiş olursa olsun. Onları aynı şekilde dondurmuşlardır. Afrika’daki bir heykel yani 30-40 derecede doğan bir heykel 20 derecede dondurulur… İşte onlar benim için harp ganimeti demek çünkü benim işlerimin 1970 yılından beri donmaya karşı bir tavırları vardır yani onları donduramazsın ya da alıp da aynı şekilde gösteremezsin. Bunu ben yasaklamıyorum yapıtlar istemiyor. Benim sergilerim de sürekli yaşayan bir sergiler mesela bu sergiyi kaldırıp aynı şekilde başka bir yerde kurmak imkânsız.

Zeynep Kürük: Geleneksel birtakım alışkanlıklardan izler var serginizde örneğin sudaki kurşunlar… Başka bir söyleşinizde yeni bir işe başlarken kurşun dökmenin kendiniz için önemli olduğunu söylemiştiniz. Sizin için önemi geleneksel olarak bildiğimiz kötü gözlerden bir anlamda korunma ve iyi şans mı yoksa daha öznel farklı bir anlamı var mı?

Sarkis: Kurşun dökerek yaptığım işlerin, heykel de diyebilirim, ilki 1968’e yılına rastlar. Kurşunun suya girerken çıkardığı bir ses vardır. O ses senin nasıl kendine ait bir sesin varsa öyle başka bir eşi, benzeri olmayan bir sestir. Ses gibi ortaya çıkan şekilleri de tekrar etmek imkânsızdır. Buradaki kurşunları da tek tek ayrı kaplarda döktüm ve her seferinde farklı şekilde, benim döküş şeklim de farklıydı kurşunun suyla birleşirken ortaya çıkardığı şekil de, o anki sesleri de... Böylece sesli heykeller yapmaya başlamış oldum. Tıpkı diğer heykellerim, işlerim gibi bunların da aynısı tekrar oluşamaz. Aynı zamanda onlar da burada yaşıyor. Suyun içinde duruyorlar, o sular her gün yenileniyor. 1968’de yaptığım ilk çalışmam da öyle atölyemde hâlâ on su ekliyorum ve o da yaşamaya devam ediyor. Bazen bunu nazara karşı kullandığım söyleniyor buna bir yorum yapmıyorum ve ucunu açık bırakıyorum biraz da…

Zeynep Kürük: SİTE’de de yer alan “Suda Suluboya” başlıklı çalışmalarınız da suda resim yapma konusunda yine geleneğimize yabancı değil. Geleneksel ebru sanatında da su ve boya buluşur ancak çok daha kontrollü ve sınırları belirgin şekilde… Siz ebruyla ilgili bir çalışma yapmayı düşündünüz mü hiç?

Sarkis: Bunu daha önce de soranlar oldu ama hayır öyle bir düşüncem ya da göndermem yok.

Zeynep Kürük: Bu yine eserlerin dondurulmadan yaşamasıyla mı ilgili?


Sarkis: Evet, çünkü ebru sanatında o kalmışlık önemli. Suyun yüzeyinde ne varsa kâğıdın üzerinde sabitleniyor. Burada ise yakalanamayan bir şeyler var. Mesela çocuklarla yaptığımız atölyede yaklaşık 2000 çocuk çalışmış. Onlar burada boyanın hızını, boyanın suyun içinde nasıl gezdiğini yaşıyorlar. Çalışmalarından sonra en fazla hatıra fotoğrafı çekiyorlar ve yaptıkları şeyi döküyorlar, oluşan eser dondurulmuyor.

Zeynep Kürük: Zor bir sanatçı olduğunuzu hem kuratörler hem de kendiniz söylüyorsunuz. Bu zorluktan kastınız mükemmeliyetçilik mi ya da anlaşılırlık gibi bir şey mi?

Sarkis: Çalışmaların konusunda hiçbir ödün vermem. Bu anlamda zor biriyim, bazen zor işler oluyor ve her iş titizlik gerektiriyor. Bir iş yapıyorsun ve her şeyin en mükemmel haliyle olması gerek bunu yaparken. Müzik gibi bir şey aslında her şeyin birbirine uyması ve en güzel haliyle birleşebilmesi o haliyle var olması. Anlaşılırlık açısından burasını bir tiyatro gibi de düşünebilirsiniz ancak ben sizin oturacağınız yerleri ortadan kaldırıp sizi olayın içine sokmak istedim. Dikkat ederseniz sizi yönlendirecek oklar, işaretler ya da açıklamalar yok. Sizi şaşırtabiliyor, bir filmden çok büyük bir montaj gibi… Anlam ve algıyı biz kuruyoruz çünkü, bu sergiyi de anlamlandıran sizsiniz, siz olmadan bu serginin hiçbir önemi yok aslında.

Zeynep Kürük: Yine burada sizin atölyelerinizin temsili var yanık olanların sizin deyişinizle aslında daha canlı olması ürettikleri eserlerin yaşıyor olması mı yoksa başka bir nedeni mi var sizin için?


Sarkis: Biliyorsunuz bu işler artık benim malım olmadığı halde Viyana’dan geldi bunlar ve ben yeniden yaktım ve olay oldu. Yine yaşatma durumu var onlar da ama diğerlerinde o yaşama durumu yok. O nedenle donmuş olanlara aşağıdaki yanmış olanlar ışık veriyor, onların kapılarına ışık tutuyor.

Zeynep Kürük: Yakın zaman zarfında hem Yıldız Teknik Üniversite’sinde açtığınız sergiyle hem de Atik Valide Külliyesi’ndeki Altın İskeleniz’le aslında Türkiye’deki sanat ortamına destek oluyorsunuz bu süreçler nasıl gelişti?

Sarkis: Atik Valide Külliyesi Sinan’ın son şaheserlerinden birisi, İstanbul’un göbeğinde tarihi var, külliye cezaevi olmuş sonra harap şekilde bırakılmış öyle bir şaheser ölmek üzere. Ona bakıp Ayasofya’yı hatırlamamak imkânsız, öyle güzel ki ancak şu an harap durumda, vakfa bağışlanmış ancak ciddi bir restorasyona ihtiyacı var ve bunun için ödenekleri yok. Konuyla ilgili bana geldiklerinde orada bir şeyleri gösterebilmek için fikre ihtiyacım vardı. Oranın tarihini ziyaretçilere anlatabilecek öğrenciler yetiştirmeyi düşündüm, ziyaretçileri içeri alsınlar, ancak ne olduğunu söylemesinler, bir iskele var o anda gören iskele kurulduğuna göre restorasyon başlamış diye düşünecek. Bunu vurgulamak için altın bir iskele istedim. 24 ayar hakiki altın. Olmaz diye bir şey yok oldu, sponsor bulundu olduğu gibi altın kaplandı. Bir iskeleci geldi, tamamen profesyonel bir iskele kuruldu. Karar çıkar çıkmaz o iskelenin üstüne çıkıp çalışılabilir, o iskele restorasyon sürecinde kullanılacak.




Linkler:
http://en.wikipedia.org/wiki/Sarkis_Zabunyan