Boğaziçi’nde “Çağdaş Sanat” Röportaj Dizisi 2010

Sıtkı Kösemen (1955, İzmir)



Perihan Sena Toraman, BU Sosyoloji, senatoraman@gmail.com

Sıtkı Kösemen 1,5 yaşındayken ailesinin Ankara’ya taşınması sonucu eğitimini Ankara’da tamaladı. ODTÜ mezunu olan Kösemen, profesyonel anlamda mimarlıkla uğraşıyor ve fotoğrafa Ortaokul 2. sınıftayken merak saldığını söylüyor. Fotoğraf onun için sosyal mesaj vermek amacı taşıyor ve takipçi kitlenin onun sanatında vermeyi amaçladığı mesajları almasının çok önemli olduğunu söylüyor. Sıtkı Kösemen için en değerli olan iki projesi, Rus Fahişe ve vefat eden annesinin isminden feyz alarak şekillendirdiği Gülten’dir.

Perihan Sena Toraman: Daha önceki bir ropörtajınızda, “fotoğrafçılığı iş olarak yapmıyorum” diye berlirtmişsiniz. Sizin için fotoğrafçılığı hobi olarak yapıyor diyebilir miyiz?

Sıtkı Kösemen: Ne iş ne hobi için yapıyorum, fotoğrafçılık benim için bir sanat. Bir fotoğrafçılık şirketim var, oradan gelir elde ediyorum. Ama fotoğrafın, fotoğrafçılık tarafında değilim. Ne denir bilmiyorum. Sanat işleri yaparken kullandığım bir ortam. Aynı zamanda videolarım da var. Orta 2. sınıftan beri benim büyük bir merakım fotoğrafçılık. Devamlı ne gelirse önüme çekiyorum. Bir şekilde onu bir proje şekline getiriyorum.

Perihan Sena Toraman: Fotoğraf fikirleriniz nasıl ortaya çıkıyor? Önce bir proje tasarlayıp ona göre bi fotoğraflar çekersiniz, yoksa aklınıza geldiği gibi rastgele mi?

Sıtkı Kösemen: Ben fotoğrafa senin bölümünü okuduğun sosyoloji gibi yaklaşırım. Fotoğrafı sosyal birtakım hikayeleri, izlediğim filme benzeyen gerçekte yaşanan hikayeleri anlatmak için kullanıyorum. Fotoğrafımın genelde temelinde insanın kendisi ve çevresiyle ilişkileri yatar. İnsan çevresinde olup bitenlere seyirci kalmayan bir varlık. Dolayısıyla yaşadığım toplum ve etrafımda olan olaylar benim ilgimi çekiyor. Çekmeyen bir örnek vereyim mesela. Ben hiçbir zaman gidip Hindistan’a birtakım resimler çekip onunla ilgili bir proje yapmadım. Çünkü orada hayatımın bir senesinin bir haftasını geçiriyor ya da geçirmiyorum.

Perihan Sena Toraman: Bahsettiğiniz bu tür sosyal bir çalışmanızdan örnek verebilir misiniz?

Sıtkı Kösemen: 2003 yılında Garanti’nin Platform Sanat Merkezi vardı. Orada Matuf Kortum’la beraber bir proje yapmıştım, ismi “İstanbul’da Rus Fahişe” idi. Eskiden dünyada Rusya ve Amerika olmak üzere iki tane süper güç varken; Rusya’daki yapının çöküşünden sonra Rusya’daki kadınlar eski süper güce nazaran neredeyse 3. Dünya ülkesi sayılacak bir ülke olan Türkiye’ye gelip çoluk çocuğuna para yetiştirmek için fahişelik yapmak zorunda kalıyorlar. Bunu Atatürk ve Lenin duysalar mezarlarında ayağa kalkarlar. Bu aslında anlaşılamayan derecede hızlı olan, bir anda oluşan sosyal bir olgu. Rusya’dan gelen kızların sosyolojik yapıları öyle bir farklıydı ki, bir anda iki toplum da birbiri ile etkileşim haline girmiş oldu. Okuduğum Ankara Kolej’de, iki tane arkadaşım vardır. Çocuklarının olduğu kadınlardan ayrılıp Rus kadınlar ile evlendiler. Tabii gelen her Rus kadına fahişe gözü ile bakmamak da gerekiyor. Çünkü eskiden komşu olan, aynı coğrafyayı paylaşan iki ülke iken araya giren soğuk savaş ve birtakım politikalar girince birbirine yabancılaştı bu iki toplum. Şimdi yavaş yavaş bu buzlar erimeye başlıyor. Örneğin Suriye’ye gidip geliyorum mimarlık işlerim için. Onlarla da o kadar yakın bağlarımız var ki... Fakat bu bağlar birtakım emperyalist politikalar yüzünden kopartılmış. Sen şu an açılımın göbeğine düştün ama benim okuduğum dönemde babamın elinde Çehov gibi birtakım Rus yazarların kitapları bulununca komünist damgası vurulurdu. Bu yaptığım sergi, yaptığım bu çalışma şu an olan çözülümü anlatan önemli bir belge bence. Güncel sanat dünyasında o kadar büyük yeri var ki fotoğrafın, neredeyse birtakım eski, klasik resimlerin bile önüne geçiyor. Fotoğraflar eğer Photoshop’a girmezsen, gerçeği olduğu gibi yansıtır. Onun için de zaten “İstanbul’da Rus Fahişe” projesi için gerçek bir fahişe bulduk. Bir mama kadını aradık, biz böyle resimler çekeceğiz.

Perihan Sena Toraman: Fotoğrafı çekilen kadında belli özellikler aradınız mı?

Sıtkı Kösemen: Rusya’dan gelen kadınlar da çoğu insanın düşündüğü gibi şişme bebek değil, onların da çocukları var, kişilikleri var. Aslında bu insanların %95’i üniversite mezunu. Bir bakıma hayatın zorlukları bu işe onları sürüklemiş. Bizim seçtiğimiz modelde de ilginç anılar yaşadık. Mama kadını aradıktan sonra, resim çekeceğimizi ama parasını da vereceğimizi söyledik. Bu yüzden ondan en uygunu bulmak için birden fazla kadın getirmesini istedik. Aslında ben normal gözüken sıradan bir insan olmasını istedim. Gelen kadınlardan bir tanesi, edebiyat mezunuydu. Onu seçtik ve çekimleri yaptık. Çekimlerin doğal olması için mekanı Londra Oteli seçtik(resimleri gösteriyor). Çekerken de birtakım canlandırmalar yaptık. Aynı kişiyi peruk ve makyajla on üç tane başka kadın şekline soktuk. Bu on üç kadını düşünürken karakter seçimi tariflemedik.

Perihan Sena Toraman: Resimlerde hiç Photoshop kullandınız mı?

Sıtkı Kösemen: Hayır kullanmadık, ama bunun sebebi, sadece eskide takılı kalmak, yeniyi yadsımak değil. Benim kullandığım sistemler hep en yeni ve en güncellerdir o yüzden. Aslında bu sebeple bayağı bütçemi de zorluyor ama...

Perihan Sena Toraman: Deri Show’un çekimlerini yaptığınızı okumuştum. Bu tür ticari çekimler ile ne derecede ilgileniyorsunuz

Sıtkı Kösemen: Evet, eskiden çekerdim. Marie Claire, Elle vb dergilerde. Hatta Marie Claire’de bir sayıda iki çekim birden yaptığım zamanlar da oldu, sonra gittikçe iş ucuzlamaya başladı. Türkiye’de yerel endüstriyel markalar olmadığı için, reklamlar, çekimler, bütün pazarlama malzemeleri yurtdışından geliyor. Artık asıl parayı markaya ev sahibi olan ülkedeki sanatçılar kazanıyor.

Perihan Sena Toraman: Sizin için en gözde, iz bırakan çalışmanız hangisi?

Sıtkı Kösemen: Rus Fahişe serisi. Çok başka bir şeydi bu proje benim için. Ama ilk açıldığında, ‘Ne bu, Playboy sergisi mi?’ diye eleştiriler aldım. Şimdi belki tekrar sergilesek daha iyi anlaşılır.

Perihan Sena Toraman: Bienallerde ve diğer sergilerde eserlerin yanında ufak açıklamalar vardır. Ancak aynı zamanda herkes sanatçının vermesi gereken mesajı farklı yönden algılayabilir. Sizin için vermeye çalıştığınız mesajın anlaşılması mı önemli, yoksa kitlenin, kendince farklı anlamlar çıkartması mı daha önemli?

Sıtkı Kösemen: Bir kere yapılanın anlaşılması önemli. Özellikle bineallerde birçok eser olduğu ve insanlar hızlı geçtiği için oralarda gerekli buluyorum açıklamaları.

Perihan Sena Toraman: Fotoğrafçılık anlamında değil de, genel anlamda hiç unutamadığınız proje var mı?

Sıtkı Kösemen: Evet GAP projesi. Güney Doğu Anadolu da birtakım projelerden dolayı iyi bildiğim bir yer.
O coğrafya büyük bir değişime uğramış, on dokuz sene sürmüş Atatürk Barajı’nın yapılması. Şimdi örneğin Urfa’da, şarapçılıktan, narenciyeye, hayvancılığa kadar her türlü faaliyet yapılıyor.

Perihan Sena Toraman: Peki çocuklarınız sanata ilgi duyuyor mu?

Sıtkı Kösemen: Ben özellikle teşvik etmiyorum ama büyük oğlum meraklıdır. Cornell’de okudu, sonra Bush Irak’a saldırınca Amerika’dan nefret ederek gelip Sabancı Üniversitesinde lisansını bitirdi. Sonra da Goldsmiths College of Art’ta master yaptı. Şimdi İtalya’da United Colors of Benetton’da çalışıyor yani medyanın içinde.

Perihan Sena Toraman: Peki eserlerini beğendiğiniz başka sanatçılar var mı?

Sıtkı Kösemen: Olmaz mı? Viola, Herman, Leibovitzi, Olaf...

Perihan Sena Toraman: Türkiye’de Sanata desteği yeterli buluyor musunuz?

Sıtkı Kösemen: Ben sponsor bulabilen nadir üç-beş kişiden biriyim. Arada yurtdışı sergilere davet ediliyorum. Paris’te olsun, İtalya’da, Gürcistan’da, İspanya’da olsun. Bu sponsorluğun yurtdışında ne kadar iyi durumunda olduğunu bir örnekle sana anlatabilirim. Taşkent’te, bilet aldım zar zor buluşturduğum para ile. Orada Taşkent’e gelmiş iki İngiliz sanatçı var ile tanıştım. İngiliz Hükümeti Kültür Fonu bu iki sanatçıya, 1 ay kalma imkanı sağlamış.




Linkler:
http://www.sitkikosemen.com/