Boğaziçi'nde "Çağdaş Sanat" Röportaj Dizisi, 2010

Tahir Ün (1960, Akhisar)



Emre Baş, emrebas43@hotmail.com

 

Tahir Ün, 1960 yılında Akhisar'da doğdu. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesini bitirdi. Aynı okulda iki yıl Sanat Tarihi Bölümü'nde Avrupa Sanatı eğitimi aldı. Çağdaş Sanat Merkezi ve Kara Elmas Üniversitesi' nde fotoğraf eğitmenliği yaptı. Görsel sanatlarla ilgilenmekte ve İzmir' de yaşamaktadır.

Emre Baş: Kısaca bize Tahir Ün’ün hayatını özetler misiniz?

Tahir Ün: 1960 yılından bugüne, 50 yıllık yaşamımı kısaca nasıl özetlerim bilemiyorum ama çoğu kez sıkıntılı sağlık sorunlarıyla dolu da olsa, genellikle sevdiğim işleri yaparak yaşadım. 25 yıl boyunca Ankara’da yayıncılık, reklamcılık, eğitim gibi alanlarda görsel konularda fikirler ve işler üreterek yaşamımı sürdürdüm. Lakin zengin olamadım bu işlerle ama mutlu oldum. Şimdi, İzmir’de hayli sakin ama yine benzer uğraşlar içinde yaşıyorum.


Emre Baş: Sonradan sanatçı olmanıza sebep olan bu fotoğraf çekme merakı sizde nasıl başladı?

Tahir Ün: Fotoğraf çekme merakını ortaokuldaki fizik öğretmenime borçluyum. Ben henüz 13-14 yaşında fen laboratuvar kolu sorumlusuyken, elime tutuşturduğu bir fotoğraf makinasıyla arkadaşlarımın fotoğraflarını çekmemi istemişti. Bu şipşakları satarak laboratuvara malzeme alıyorduk. Sonrasında, bende tutkuya dönüştü ve plastik bir kamerayla yakın çevremdeki yaşama ilişkin detayları görüntülemeye başladım. Hatta 1976’da İzmir’de bir karma fotoğraf sergisinde yer almıştım

Emre Baş: Sanatınızı icra ederken ilham kaynaklarınız nelerdir?

Tahir Ün: Temel kaygı sanatsal söylemse, ilham dediğimiz şey benim tam da içinde durduğum yaşamın kendisidir. Zaman zaman beni rahatsız eden toplumsal kaygılar ve bazen de yansıyan bireysel sıkıntılardır. Her ikisinin de temelinde ideolojik duruşa bağlı vicdani bir sorgulama dürtüsü yatar. Elbette, altı doldurulmuş kavramlarla yola çıkmak, önce bunları bir kurguya oturtmaya çalışmak ve sağlam bir dil ile anlatım için uygun malzemeyi seçmek de olmazsa olmaz ilkelerdir.

Emre Baş: Özellikle Belgesel fotoğraflarınızla haksızlığa uğramış insanların sorunlarını mı anlatmaya çalıştınız? Bu insanın kendisine ve topluma karşı olan sorumluklarını yerine getirme isteğinden mi geliyor?

Tahir Ün: Evet, hangi medya kullanılırsa kullanılsın, belgesel çalışmayı günümüzün “kameralı adam” ının sorumluluğu olarak görmekteyim. Belki de, Ara Güler’in yaklaşımına benzer bir düşünceyle, belgeseli bir yandan sanattan uzaklaştırırken öte yandan daha da önemli kılan bir paradoksun varlığından bile söz etmek mümkündür.

Belgesel konulara ilkesel yaklaşımım da sanata yaklaşımımdan farklı olmadı. Başından beri, ilginç olandan uzak durmaya çalışarak yalnızca haksızlığa uğramışları değil, değerli olanları da dikkate aldığım projelerin içinde olmaya çalıştım.

Emre Baş: Tabi bunlara ek olarak bir de güzel Safranbolu fotoğrafları; Bu karelerdeki mesajınız neydi?

Tahir Ün: Kısaca özetlemek gerekirse, yapmak istediğim geleceğe kayıt düşmek ve kamuoyu ilgisi için dikkat çekmekti. Safranbolu konusunda o yıllarda yalnızca fotoğraflar çekerek değil, çeşitli makaleler de yazarak bu konuyu kendimce gündeme getirme gayretine girmiştim. Aynı kaygıyı taşıyan pek çok duyarlı insan da benzer bir çaba içerisindeydi. Safranbolu’da korumacılık gelişti ama yine de her şey ideal olmadı. Örneğin, o yıllardaki yerel yönetim tarafından sokaklardaki döşeme taşların (Arnavut kaldırım) özelliği bozuldu ve fabrikasyon kesme taşlar döşendi, bazı çeşmeler badanayla boyanarak “güzel” kılınmak adına renklendirildi.

Oysa, yıllar sonra Yörük Köyü’nde çok daha dikkatli çalışıldı ve benzeri hatalardan uzak duruldu.

Emre Baş: Bu yaptığınız güzel işler size manevi bir haz ve huzur da veriyor mu?

Tahir Ün: Kuşkusuz, kim ne derse desin, bu bir tatmin yolu. Söyleyeceklerinizi içinize atmamanızı sağlıyor. Görselliği kullanarak bazen fısıldayarak, bazen de haykırarak ifade olanağı bulabiliyorsunuz.

Emre Baş: Hiçlik ya da Kimlik adlı çalışmanızdaki bir kurbanlığın kesilirkenki fotoğraflarını çekmeye sizi iten neydi? Özellikle kurbanlığın  gözlerini büyüttüğünüz kare çok etkileyici!

Tahir Ün: Belki canlıya duyduğum sevgi ya da kan akıtmanın kutsallık adına bir toplu masturbasyon törenine dönüşmesi yeterliydi bu işi üretmem için. Fakat asıl düşüncem bir makalenin gözüme ilişmesiyle oluştu. Bu çalışmamın üst köşesindeki alıntı makalede şunlar yazıyor: “…insanın bazı içgüdülerinin dengede tutulması zarureti var. Dengenin sağlanamaması halinde, bu içgüdü kan görme duygusu halinde kendini göstermekte. İşte kurban kesme, bu kan görme duygusunu tatmin etmekte ve kurban kesenleri daha huzurlu, sakin ve medeni tavırlı hale getirmekte…”

Emre Baş: Evet o makaleyi okumak için baya çaba sarfetmiştim ama beceremedim! O zaman makalede yazanlar bir canlının kurban edilmesini destekler nitelikte. Bu
makaleyi bu fotoğrafların yanına koyarken neyi vurgulamak istediniz?

Tahir Ün: Dediğim gibi; makale çıkış noktasıydı benim için ve bu iş "Hiçlik ya da Kimlik" serisi içerisinde yer almıştı. O serinin amacı, etnik, dini ve cinsel kimlik sorgulamalarına yönelmekti.  Büyük boyutlu ve fotoroman yaklaşımıyla hazırladığım bu çalışmanın ilk karesi içerisinde makaleyi de görselleştirerek kullanmaktaki amacım; vaaz edilen ile gelinen sonuç arasındaki çelişkiyi biraz da yapıbozumsal bir eğilimle sorgulama düzlemine çekebilmekti. 

Ve gözler her zaman etkileyicidir. Yaşamsal verileri içinde taşır bakışlar. Sevinci, gönenci, kederi, kaygıyı, korkuyu, ölümü ve daha birçok duyguyu yansıtırlar. Fakat en önemlisi daima doğrudan iletişimi kolaylaştırırlar.

Emre Baş: Ergenekon Sorgulaması adlı çalışmayla neyi anlatmak istediniz? Toplumun çoğunun siyasi bir hesaplaşma olarak gördüğü bu olayı sorgulamak, sanatçının kendi siyasi görüşünü sanatına kattığı anlamına gelir mi?  Ya da sanatçı eserlerine kendi siyasi görüşünü de katmalı mıdır?

Tahir Ün: Ergenekon, benim için güncel ve temelinde politik bir yaklaşımı barındıran olaydır. Neredeyse, bir magazin soruşturması tavrıyla herkesin aynı kazanda kaynatılmaya çalışıldığı bir süreçte, kazanın içindekileri görmek istedim. Kendi portremi de bu çalışmanın içine kolajlayıp, bir kez de uzaktan bakarak kendimi de sorgulamaya çalıştım.

Sanatçının ve doğal olarak sanatının ideolojik bir duruş sergilemekten yoksun olamayacağı kanısını taşıyanlardanım. Böyle bir kaygısı olmayanın da sanat yaptığını düşünmem. Siyasi görüş dediğiniz de bu ideolojinin ya da başka bir deyimle yaşam içindeki duruşunuzun temel unsurlarından biridir.

Elbette, böylesi kaygılardan uzakta bir duruşla “güzel” sanat yapabilirsiniz ama sanat yapmak yaşamın daha ciddiye alındığı bir süreci gerektiren bir iştir. Objektif sanat ya da sanatçı olamaz.




Linkler:
http://www.tahirun.net/