Boğaziçi'nde "Çağdaş Sanat" Röportaj Dizisi, 2010
Taner Ceylan (Germany, 1967)



Semih Togay, semihtogay@gmail.com

Semih Togay: Sanat yaşamınıza ne zaman başladınız? Sizi sanata yönlendiren olaylar veya kişiler oldu mu?

Taner Ceylan: Sanata yönelmem çocukken, kendimi ifade etme biçimi olarak başladı. Resim yapılan, müzik çalınan bir aileye doğmuş olmam beni sanata yönlendirdi. Daha sonrasında da ortaokul ve lisedeyken hayatta yapılacak daha anlamlı bir şeyin olmadığını kavramıştım.

Semih Togay: Sanat tarihinde etkilendiğiniz fotoğrafçı ya da ressamlar kimler? Belirgin olarak etkilendiğiniz sanat akımları var mı ya da varsa neler?

Taner Ceylan: Her zaman belli bir atmosferi oluşturmuş yapıtlardan etkilenmişimdir. Bunlar genellikle zamanla derdi olmayan Vermeer, Balthus, Delvuax Claude Lorrain, gibi sanatçılardır. Bugün iyi ressam bulmak ve görmek artık çok zor, ama bir yaşam önerisi sunmaları açısından Bruce Weber, Nan Goldin, Terry Richardson gibi fotoğrafçılar bu konuda daha başarılı.

Semih Togay: İlk serginizi nerede, ne zaman ve en önemlisi nasıl açtınız zira Türkiye’de sanatta iş yapıp bunu birilerine sunmak zor.

Taner Ceylan: Benim işim burada çok zordu, benim yaptıklarım 90 yılların başında galerilerin asla duymak ve görmek istemedikleri şeylerdi. İlk sergimi İstanbul da güzel sanatları bitirdiğim yaz ayında, Almanya Nürnberg de, Galerie Hemdendiens’te açtım. Tatilimi orda akrabalarımın yanında geçirirken büyük bir ilham ve coşkuyla ürettiğim resimleri yaz sonunda sergilemeleri için götürdüğüm galeri kabul etmişti.

Semih Togay: Resimlerinizi yaparken nasıl bir yöntem izliyorsunuz?

Taner Ceylan: İlham aldığım durum çok değişken kimi zaman internetten bir görüntü olurken, kimi zaman yeni tanıştığım birisi bazen ise kafamdaki durumu oluşturmak için tuttuğum profesyonel modelleri kullanıyorum. Önce yapacağım resmin fotoğrafını elde ettikten sonra bilgisayar ortamında tekrar birtakım değişiklerle tam arzu ettiğim hale dönüştürüyorum. Son aşamada da boya ile tuvale aktarıyorum tabii bu aktarım sırasında da ister istemez değişiklikler oluyor.

Semih Togay: Derste yaptığımız söyleşide sanatın sizin için bir yaşam tarzı olduğunu söylemiştiniz, peki neden sanatsal bir yaşam tercih ettiniz, resim yapmasaydınız ne şekilde var olurdunuz?

 Taner Ceylan: Nedeni; oraya doğru yönelmeniz ve yetenekleriniz sizi yönlendiriyor bunu unutmamak gerekir. Resim yapmak doğuştan getirdiğiniz yeteneğinizle de çok ilgili. Ortaokul ve lise döneminde klasik müzik eğitimi aldım, o dönemde acaba müzik mi diye düşünmüştüm ama resim ağır bastı.
  Semih Togay : Resim yapmanın sizin için kişisel bir mastürbasyon olduğunu söylüyorsunuz, politik sanat yapmak sizin için nerede duruyor? Kişisel fikrim sanat bireyden çıkıyor olabilir ancak toplumsal bir noktaya değmiyorsa, o zaman örneğin bir ressam neden sergisini gezen insanlara ihtiyaç duysun, amaç salt estetik güzelliğe ulaşmak ya da virtüoziteyi sergilemek midir?  

Taner Ceylan: Kişisel mastürbasyon kelimesini değiştirelim daha çok tatmin diyelim. Politik sanat benim için hiçbir yerde durmuyor öyle bir sanat yok. Erotik sanat, toplumsal sanat ve bireysel sanatın olmadığı gibi. Unutmamanız gereken bir şey… Sanat var! Sanatın kendi kuralları ve koşulları vardır. Bağımsız ve özerktir: Her şey olabilir ama hiçbir şey değildir. Siz, un yerine ekmek, pasta, kurabiye gibi ara deyimlere takılıp asıl olanı gözden kaçırıyorsunuz. Bu yüzdendir ki Türk sanatı yurt dışında yerini bulamıyor: Çünkü konulara fazla takılıp ortak dili ıskalıyor. Damien Hirst ‘in köpekbalığında sadece balığı görmek veya Jeff Koons’un şişme balonlarında sadece balonu görmek gibi. Sanat farklı konuları içinde barındırır ama kendisi o konu değildir. Değindiği konu gündemini yitirdiğinde geriye kalanından bahsediyorum.
2500 yıl önce antik Yunandaki heykellerin, Rauschenberg’in yatağının, Mondrian’ın karelerinin hangi amaçla yapıldığı artık kimseyi ilgilendirmiyor. Bir ressam oluşturduğu yeni estetik kavramları, yarattığı ortamları, hatta ne kadar yetenekli olduğunu ve diğerlerinden ayrıştığını göstermek içinde sergileyebileceği gibi para kazanmak için de sergi açar. Unutmayın ürettiğiniz bir olguyu paraya dönüştürmek hiç kolay bir mesele değil. Burada piyasa sanatçılarından bahsetmiyorum. Sanatçıysanız Moma’ya işinizi satın veya Saatchi koleksiyonuna girin... Sanat sergilenip satılmıyorsa bununda sorgulanması gerekiyor artık. Çünkü sizinde örnek göstereceğiniz sanatçıların hepsi çok önemli koleksiyonlarda. Bir Jenny Savilla nın kâğıt üzerine işine bir milyon Euro ya da Freud’a yirmi milyon dolar neden veriliyor?

Semih Togay: Resimlerinizdeki hiperrealite bana kurgu ve gerçeklik arasında bir sorunsala işaret ettiğinizi düşündürüyor. Tüm işlerinizin temelinde gerçeğin aslında ne kadar kurgusal olabileceğine dair bir düşünceniz olduğunu söyleyebilir miyiz?

Taner Ceylan: Aslında enteresan bir noktaya değinmişsiniz. Zaten öyle değil mi? Seçtiğimiz yaşam alanlarını kurgulayıp sonrada içlerine kendimizi yerleştiriyoruz. Bu noktada sanatçı için sanatın konforundan bahsetmek lazım. Gerçek hayatta göze alamayacağınız, duygusal, toplumsal ve maddi koşulların size sağlayamayacağı durum ve ortamları var edebiliyorsunuz. Sonra onlar gerçeğiniz oluyor. Orhan Pamuk yıllarca odasından çıkmayarak hem politik hem de maddi dokunulmazlığa kavuştu!

Semih Togay :Son dönemde dünyada da tanınan bir sanatçı oldunuz, ancak genelde homoerotik bir içeriğe/erkek cinselliğine değinen işlerinizi Türkiye'de sergilerken sorunlar yaşıyorsunuz, yurtdışında da bu tür sorunlar oluyor mu? Türkiye'de sergi bile açamazken, yurtdışında resimlerinizin bu derece ilgi görmesini neye bağlıyorsunuz?

Taner Ceylan: Aynı ilgiyi burada da gördüm, son yıllarda hakkında en çok yazılıp çizilen sanatçı oldum. Yurtdışın da bana gösterilen ilginin nedeninde klasik resim sanatına güncel görsel dili taşımamın etkisi büyük oldu.

Semih Togay : İşlerinize yönelik sansürler dışında, sanat çevrelerinden ya da, işlerinizdeki eşcinsellik ve pornografik içeriklerden dolayı soruyorum;  eşcinsel veya feminist mücadele içinde yer alan insanlardan nasıl tepkiler alıyorsunuz?

 Taner Ceylan: Yakın zamana kadar eşcinsel oluşumlarla işbirliği içerisindeydim, ancak ressam olarak sorumluluklarım atölye dışında bitiyor. Çünkü söz geçici ,üretilen iş ise kalıcıdır. Yıllar geçti nice oluşumlar nice ateşli aktivist gençler gördüm; şimdi çoğu orda burada yaşam mücadelesi veriyorlar. Ama resimlerim yıllar geçse de hala sözleriyle dimdik ayaktalar, hem burada hem dışarıda sordukları ve önerdikleriyle gündem oluşturuyorlar.

Semih Togay: Yine var oluşsal bir soruyla bitirelim: Bugün Türkiye ve dünyadaki sanat çevresine baktığımızda siz nerede duruyorsunuz?
Taner Ceylan: Ben, orijinal resim görmeden yıllarca akademide profesörlük yapmış bir neslin üzerinde oturuyorum. Tuval bezi yerine çuval kullanmışlar. Ve çoğu küskün ve yoksulluk içinde öldüler. 90’lı yılların ikinci yarısından sonra küratörlere inanıp yok olmuş bir kayıp nesil daha var. Sonrasında ise galerilerin atağa geçmesiyle dünyaya açılan son dönem sanatçılarımız mevcut.Ben mümkün olduğu kadar tüm oluşumlardan uzak durup varlığımı sürdürmeye çalışıyorum. Kendimi oldukça iyi konumlanmış olarak ,doğru zamanda ve doğru yerde görüyorum.



Linkler:
http://tr.wikipedia.org/wiki/Taner_Ceylan