Boğaziçi'nde "Çağdaş Sanat" Röportaj Dizisi, 2010

Vahit Tuna (Edremit, 1971)



Ayda Tangüner, Boğaziçi Üniversitesi, ayda.tanguner@gmail.com

Bir öğrenci projesi doğrultusunda tanışma fırsatı bulduğum Vahit Tuna, dijital sanatın Türkiye’de gelişmesine katkıları olan sanatçılarımızdan biri. Aslen grafik tasarım eğitimi almış olsa da aldığı eğitim üzerine kendi sanatsal vizyonunu inşa etmiş ve 2002-2003 yılında Almanya’nın prestijli sanat burslarından Akademie Schloss Solitude’a layık görülmüş. Açıkçası kendisiyle iletişime geçerken endişeli, hatta oldukça gergindim zira yaptığı işler ülke sınırlarının ötesine taşmış bir sanatçıyla görüşmeye yeltenirken nasıl bir kişilikle karşı karşıya geleceğinizi kestirmek güç. Ya bir pot kırarsam ya kendisine ulaşamazsam ile başlayıp devam eden kaygılarım, Vahit beyin alçakgönüllülüğü ve projemize destek vermekteki isteği ile son buldu. Grafik tasarım ve dijital sanatı birbirinden ayırmayan, bu doğrultuda şimdiye dek çok sayıda kişisel ve grup sergisinde yer almış Tuna ile Cihangir’deki ofisinde sohbet ettik.

Ayda Tangüner: Öncelikle bize biraz kendinizden bahseder misiniz lütfen?
Vahit Tuna: İsmim Vahit Tuna. İstanbul’da çalışıyorum. Grafik tasarımcıyım aynı zamanda sanatsal çalışmalar da yapıyorum.

Ayda Tangüner: Eminim bu ikisini harmanlamak hem bir sanatçı hem de tasarımcı olarak ilginç yerlere götürüyordur sizi.
Vahit Tuna: Ben aslında ikisini birbirinden ayırmıyorum. Tasarımı sadece tasarım olarak ya da sanatı sadece sanat olarak değerlendirmediğim için böyle bir ayırım yapmıyorum.

Ayda Tangüner: Beni size tanıştıran “Armut” adlı çalışmanız oldu. Daha sonra “Toilet Master” adlı projenizi gördüğümde her ikisinin de Marcel Duchamp’ın “Fountain” (Çeşme) adlı eserine ortak bir göndermesi olduğunu düşündüm. İlki bariz bir gönderme olsa da ikincisi de öyle mi?
Vahit Tuna: Araları epey uzak işler onlar. Armut 1996 ya da 1997’de yapıldı diğeri ise 2003’te Almanya için hazırlandı. İkisinin de ortak noktası olarak ele alabileceğimiz şey alışılagelmişin yapıbozumu olabilir. Onun dışında yapılan her işin birbiriyle bağlantısı olduğunu düşünüyorum. Hemen hemen tüm sanatçılarda da bu durum böyle işliyor. Çok bariz olarak görülmeseler de başka türlü okumalarla bu bağlantıları ayırt edebilirsiniz. Armut, Duchamp’ın imzasıyla çıktı. Daha doğrusu sadece imzada değil formda da bir benzerlik var. Dış pisuvarın ters konulmasıyla ortaya çıkan armut şeklinin bende uyandırdıklarıyla ilintili. Bu işle ilgili çok fazla alt metin ortaya konulduysa da ben ona anlam yüklemekle değil daha çok görselleştirmek ve bunu biraz da oyunla ortaya koymak istedim.

Ayda Tangüner: Sizinle ilgili araştırma yaparken en çok faydalandığım kaynak blogunuz Temkinli Mesafe oldu. Nasıl ortaya çıktı bu blog?
Vahit Tuna: Aslında blog tamamen web sitesi oluşturma çabaları esnasında ortaya çıktı. Bayağı sancılı bir süreç oldu bu çünkü bir tasarımcı olsam dahi “terzi kendi söküğünü dikemez” misali bir türlü içime sinen bir şey çıkmadı. O arada da yaptığım tüm işleri bir arada toplayabileceğim en basit platform olan blogging’e yöneldim. Sonuçta kullanımı çok kolay. Alıp bir resim ya da yazınızı hemen yayınlamanız mümkün. Ayrıca benim için epey bir pratik de oldu zira şimdi yeni web sitesine başladım.
Ayda Tangüner: http://www.vahittuna.com öyle değil mi?

Vahit Tuna: Evet. Aslında blog başka birşeyin ortaya çıkmasına da yardım etti. “Sanat ve tasarımı ayırmıyorum”un görsel bir sunumu gibi de bu blog. Çünkü orada hem sanatsal çalışmalarım hem de grafik tasarımlarım alt alta ve hangi iş tasarım, hangisi sanat, bunlar keskin çizgilerle birbirinden ayrılmıyor. Blog yaklaşık 3.5, 4 seneye yakın zamandır var. Şu aşamada benim için bir pratik olsa da web sitesi de zaten bloga benzer bir yapı olacak. Orada da sanat ve tasarımı ayırmayacağım birbirinden. O bütünsellik korunacak.

Ayda Tangüner: Biraz da Masa Projesi’nden bahsedelim mi? Nasıl başladı bu proje? Genç sanatçılara bir destek amacıyla mı?

Vahit Tuna: Aslında öyle değil, tam da destek amacıyla yapıldı diyemeyiz. Ben 2006 yılında bu ofise çıktım ve buraya geldikten sonra yine tasarım ve sanatın içiçeliğinden yola çıkarak buraya grafik tasarım dışında bir öğe eklemek istedim. 2006 Eylül Masa Projesi’nin başlamasıyla mekanın içinde kendine ait başka bir mekan oluştu ve yaklaşık 25 tane sergi yapıldı.

Ayda Tangüner: Sergiler burda mı gerçekleşiyor?

Vahit Tuna: Hayır. Masa, sanatçının isteği doğrultusunda farklı mekanlara taşınıyor. Yurtdışında da sergiler yaptık Masa Projesi dahilinde. Aynı masadan bir tane de Berlin de var örneğin. Önümüzdeki ay sonunda da bir başka masa daha yapmak üzere İtalya’ya gidiyorum. Özünde sabit bir mekanda sergi açma modelinin alternatifi bu proje. Hep aynı galeri, hep aynı adres alışkanlığını kırmak ve izleyicinin bazı şeyleri daha kolay önüne koymak fikriyle devam ediyoruz.

Ayda Tangüner: Yapıtlarınızda ya da sizin deyiminizle işlerinizde sıklıkla değindiğiniz ya da kendinizi sürekli işler bulduğunuz konular var mı?

Vahit Tuna: Türkiye’deki bir takım karşıtlıklar, ötekilik meseleleri, aşırı milliyetçilik, ırkçılık en önemli çıkış noktalarım herhalde çünkü bunlar benim mesele ettiğim şeyler. Yaptığım işler de benim mesele ettiğim şeylerin bir parçası.

Ayda Tangüner: “Toilet Master” ilk kez Akademie Schloss Solitude’ta sergilendi sanıyorum. Onunla birlikte “Europe Hear Us!” adlı videonuz da gösterildi. Biraz bu işlerden bahseder misiniz bize?

Vahit Tuna: Toilet Master tamamen Stuttgard, Almanya için yapılan bir işti. Oradaki Türklük meselesi ve gündelik hayat içindeki bir takım şeyler üzerinden yola çıktım. En basitinden tuvaletlerde taharet musluğu olmayışı ve öyle bir tuvalet aradığınzda bulamayışınızla ilintili. Bu benim için oldukça ilginç bir şeydi. Aslında onlar bide dedikleri farklı bir temizlik aracı kullanıyorlar ama burada kullanılan musluk orada yok ve orada yaşayan ciddi bir Türk kesim var. Türklerin ne yaptığını merak edip sorduğumda “Türkiye’den getirtiyorlar” cevabını aldım. Oradayken taharet musluğu yerinde delik olan (ki o da musluk görevi görsün diye açılmamıştı) bir klozet gördüğümdeyse bununla ne yapabilirim, nasıl oynarım fikri canlandı kafamda.

Ayda Tangüner: Sanıyorum sadece bir klozet değil aynı zamanda bir video instalasyonu da var bu projede. Galiba insanlar bir süre videoya bakıp birşeyler olmasını beklemişler ama bir şey değişmemiş videoda. Sadece yeterince uzn beklerseniz bir delikten göz bakıyormuş bir anlığına.

Vahit Tuna: Evet öyle. Klozetteki deliğe yaklaşık 3-4 metrelik bir boru monte ettim ve bu borudan da bir kablo geçirip ucuna monitor bağladım. Monitörün ekranında bir popo resmi vardı ama ilk bakışta ne olduğu belli olmayacak bir açıdan görünüyordu. Yaklaşık 3.5 dakikalık bir videoydu bu. Aynı zamanda ses enstelasyonu ve bir de delikten bakma detayı eklemiştik.

Ayda Tangüner: Siz tam anlamıyla çok yönlü bir sanatçısınız zira yukardakilerin yanında bir de Vrone adını verdiğiniz müzikal bir projeniz var öyle değil mi?

Vahit Tuna: Doğru. Vrone yaklaşık 3 senedir var. Bir gösterinin 50 dakikalık müziğini yapmak gerekliliği ortaya çıkınca iş biraz ciddiye bindi. 2-3 senedir de sıklıkla sesler kaydediyorum, üzerine bir takım manipülasyonlar yapıyorum. Yani kavramsal bir takım sesler kullanmaya çalışıyorum.

Ayda Tangüner: Enstrümanları çalan da siz misiniz?

Vahit Tuna: Evet benim. Aslında çok da çalmak veya müzisyenlik gibi değil benimkisi. Belki biraz dada müziği gibi diyebiliriz ama tabii yaklaşım olarak öyle. Sonuç olarak fluxusçuların, dadacıların yaptığı şeyler gibi olmasa da benim sanata yaklaşımım daima böyle. Son derece cahilce yaklaşıyorum. Bilmeden... ve bilmeden bir şeyleri nasıl çıkartabilirimden hareket ediyorum.

Ayda Tangüner: Peki bir label’da görebilir miyiz bir gün Vrone’u? Sizi bir dj setinin ardında görebilir miyiz ya da?

Vahit Tuna: Onu da yaptım aslında ama şimdi başka bir proje de var. İtalya’ya gittiğimde onu konuşmaya da gideceğim. Milano’da sanatçılar için Cd çıkaran bir firmayla görüşmem var bir projenin ses enstelasyonu için. Belki ordan bir şeyler çıkabilir, bilemiyorum.

Ayda Tangüner: Internet sanatı, dijital ya da yeni medya sanatı gibi teknolojik öğeleri içeren sanat formları geniş kitleler tarafından kabul görmüyor ya da anlaşılmıyor. Sizce bu durumun nedeni ne ve bu durum değişebilir mi?

Vahit Tuna: Tabii çok farklı insanlar var. Farklı yaşamlar var. Herkes aynı şekilde yaşamadığı için de bir taraftan bu durum çok doğal. Alışkanlıklar var, gelenek var, görenek var, coğrafya ile ilgili meseleler var, avrupalılık var, doğuluk var, ortada olma meseleleri var... Yani bunların hepsi çok etki ediyor. Biz burası için konuşacaksak bunları, bir takım şeyler yeni ama bir takım şeylerin hala yeni olması da heyecan verici aynı zamanda. Bu yeniliğin elbette başka odaklar tarafından da buraya aktarılması söz konusu. En basitinden bugünkü kültür kurumlarının hepsinin arkasında kapital var ve bu kapitalin olmadığı bundan 10 sene önceki koşullarla şimdiki koşullar arasında da çok fark var. Bugün herkes kendi müzesini oluşturabiliyor. Borusan kendi koleksiyonunu gösteriyor. Koç Holding başka türlü bir müze açabiliyor. Santral İstanbul farklı işler yapabiliyor. Bütün hepsine baktığınız zaman ana akım bir şey oluşmaya başladı ve bu ana akımın belirleyeceği de bir yol var. Enstelasyon da sanat mı diye bundan 10-15 sene önce tartışılırken şimdi artık o tartışmanın yavaş yavaş bittiğini, bir Paris gibi, bir Berlin gibi Avrupadaki şehirlerin dijital kültür merkezine dönüşümüne şahit oluyoruz. Tüm bu gelişmeler heyecan verici.

Ayda Tangüner: Son olarak bir de projelerinizden bahsedelim mi? Şu anda veya önümüzdeki günlerde Vahit Tuna’yı hangi projelerde görebiliriz?

Vahit Tuna: Dediğim gibi Haziran sonu, Temmuz başı yeni bir masa yapmaya gideceğim Bolonya’ya. O masa kamusal alanın içinde olacak. Onun dışında Kasım ayının 15’i gibi Depo’da kişisel sergim olacak, ona hazırlanıyorum şu an.

Ayda Tangüner: Bize zaman ayırdığınız ve sorularımızı içtenlikle cevapladığınız için çok teşekkürler Vahit Bey.

 

 

    




Linkler:
http://www.vahittuna.com/