Boğaziçi'nde "Çağdaş Sanat" Röportaj Dizisi, 2010

Zekine Kundukan



Ali Samet Durgun, B.U. İşletme, durgun.samet@gmail.com

Zekine Kundukan, Türkiye'nin en genç ve gelecek vadeden, sanatçıları arasında gösteriliyor. Kundukan'ın eserlerindeki travma; belleğimizi oluşturan gelenek ve görenekler, dinsel baskı, otorite ve şiddet, ataerkil yapı, toplumsal koşullanmanın izleri vb. kendi geçmişinden aldığı kimi imgelerle yeniden bir araya geliyor. Bu bir araya gelme durumu, aynı zamanda çocukluk anılarımın parçalanması ve yeniden kurgulanmasıyla yer yer pornografikleşiyor. Bu yönuyle toplumda bastırılan duyguları ön plana çıkardığı için Zekina Kundukan, Ernst Ludwig Kirchner`e benzetilebilir. Her ne kadar Naziler dönemi Almanyası ile bugünkü resme bakış ve tolerans değişmiş olsa da, kullanılan insan figürleri, insanın resimlerinde bu denli ön planda olmasi Kirchner ile Kundukan`ın ortak yönleri. Bunların yanında, Kundukan sadece geleneksel yağlı boya ile yetinmeyip, ilgilendiği alanlara ünlü İtalyan yeni medya sanatçılarından Caterina Davinio gibi enstalasyonu, Bill Viola gibi de videoyu ekliyor. Yeni medya sanatında, akıldakileri gerçeğe yansıtırken belli bir aracı olmadığı gerçeğini kanıtlamış oluyor.

Ali Samet Durgun: Öncelikle Genco Gülan’dan Boğaziçi Üniversitesi'nde aldığım Yeni Medya Sanatları dersi ile ilgili bir sorudan başlamak istiyorum. Paul Delaroche 1839'da gümüşlü levha üzerine çekilmiş eski tarz fotoğraf, bir daguereotype görünce "Bugünden itibaren resim ölmüştür!" şeklindeki cümlesini sarfetti. Bu kadar yeni medya sanatlarına olan kuvvetli bir eğilim başlamışken neden geleneksel fırça, tuval ve boyayı kullanmayı tercih ediyorsunuz?

Zekine Kundukan: Geleneksel malzemeyi kullanmak benim resim yapmamın asıl amacı
değil. Belli konularım var, aklıma ilk gelen fikir ya da imaja göre aracımı seçiyorum. Belli
kısıtlamalarım yok; bu araç bazen bir resim, heykel ya da bazen bir enstalasyon oluyor. Örneğin,
anlatmak istediğim şeyi video olarak anlatmak istersem, anlatacağımı ancak bu karşılarsa;
videoyu da kullanmaktan çekinmem.

Ali Samet Durgun: Genelde yaptığınız tablolar tabuları ve aile yapısını sorgulayan resimler, acaba bu resimleri kaç yaşında yapmaya başladınız, hayata bakışınız değiştikçe resminizde de değişmeler yaşandı mı?

Zekine Kundukan: Okulun ilk yıllarında daha çok desen ve anatomi ağırlıklı çalışmalar yaptım. Bu resimler şu anki anlatmak istediklerimi karşılayan resimler değildi. Daha sonra 2. ve 3. sınıflarda daha çok proje ağırlıklı çalışmaya başladım. Sitemde gördüğünüz resimler 2008-2010 arasında yaptığım bu projelerimin parçaları aslında.

Ali Samet Durgun: Blogunuzda; "Bir anlamda benim için çok doğal ve alışılmış imajları izleyiciyle paylaşıyorum." diye belirtiyorsunuz, bu resimlerinizi direkt olarak kendi hayatınızdan esinlenerek yaptığınızı mı bize gösteriyor?

Zekine Kundukan: Beni içinde bulunduğumuz ataerkil toplumda rahatsız eden kavramlar var. Aile, çocuk istismarı, çocuklar arası cinsiyet ayrımcılıkları, kadının ötekileştirilmesi gibi. Bu kavramlar ve imajları çevremde gördüğüm gibi, kendi yaşadıklarımın içinde de bulabiliyorum. Resimdeki bir figür, toplumsal bir probleme işaret ediyor, ama imajlar bazen benim ailemden biri de olabiliyor.

Ali Samet Durgun: Ürettiğiniz eserleri etkileyen faktörler nelerdir; çocukluğunuz, bir fotoğraf ya da olaylar, bireyler, mekanlar mı?

Zekine Kundukan: Bu rahatsız olduğum gerçekleri çevremden, kendi yaşamımdan, bazen gazetede okuduğum bir haberden alıyorum.

Ali Samet Durgun: Kompozisyonlarınıza nasıl karar veriyorsunuz, bazı resimlerinizde enstalasyon kullanırken bazılarında kullanmamanızın sebebi nedir?

Zekine Kundukan: Enstalasyon(Yerleştirme tekniği) ile biraz daha izleyiciyi şaşırtan resimler bitirme projemi oluşturdu. Yaptığım dört resmin önünde o resim ile ilişkili objeler yer aldı. Bu objeler daha çok resme gerçeklik katma çabasının birer sonucuydu. Resim bazı gerçekleri tolere eder, resimle kendimizi biraz daha içinde bulunulan durumdan uzaklaştırırız. İşte bu noktada bizi gerçekliğe daha yakın kılan, daha sonuca odaklandıran, rahatsızlık verici bir estetikle anlatmak istediklerimi anlatmama yardımcı olan şeyler objeler olur. Kullandığım nesneleri aynı zamanda tek başına iş olarak sergilemenin yanında, yaptığım resimleri tamamladığında, onları daha gerçekçi kıldığında onları resimler ile birlikte de kullanıyorum.

Ali Samet Durgun: Tematik olarak baktığımızda resimlerinizin genel algısı karamsar olmasına rağmen arkada hep beyaz renk kullanılıyor, acaba bunu zıtlığı vurgulamak için mi kullanıyorsunuz?

Zekine Kundukan: Aslında tam olarak öyle söyleyemeyiz. Resimdeki figürü, anlatmak istediğim meseleyi ön plana çıkarmak için onları mekandan soyutluyorum. Ön plana çıkarmak istediğim figürü hiçbir şeyin örtmesini istemiyorum. Eğer çok gerekli ise bir koltuk, ya da oda olduğunu işaret eden bir duvar çizgisi kullanmak yeterli olabiliyor. Bu yüzden resimlerin arka planını sade bırakıyorum. Çoğu zaman beyaz bu ihtiyacı karşılıyor.

Ali Samet Durgun: Simone de Beauvoir`un kadının ikincilleştirilmesi ve ataerkil toplumla olan eleştirilerini sizin eserlerinizde de bulmak mümkün, acaba Beauvoir`den aldığınız bir ilham var ise, onun düşünceleri ile tanışma ve yakınlaşma sürecinizden de bahseder misiniz?

Zekine Kundukan: Onun fikirleri ile okulda yürüttüğüm proje sürecimde tanıştım. Direkt olarak onun metinlerini kullandığımı söyleyemem ama ürünlerimin alt metinlerini onun fikirleri destekliyor. Resimlerimi birden bire "gay resimleri yapmalıyım, kadınları anlatmalıyım" şeklinde yapmıyorum. Önceden oluşmuş bir hayat bakışım var ve bu çerçeve onları resmetmemi sağlıyor. Bu düşündüklerimi destekleyen insanları da yanıma alıp resimlerimi oluşturuyorum.

Ali Samet Durgun: İlerde planladığınız sergiler hangileri?

Zekine Kundukan: Şu an tarihleri kesinleşmemiş biri Berlin'de biri İstanbul'da gerçekleşecek iki sergim var.

Ali Samet Durgun: Bana zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederim.

Zekine Kundukan: Sorularınız gerçekten bana dair, eserlerim için hazırlanmış sorulardı. Bunun için ben de size teşekkür ederim.


Linkler:
http://zekinekundukan.blogspot.com/